İNSAN DENİLEN GİZEMLİ MAHLUK ( Kişilik Çözümlemeleri)

KİŞİLİĞİN GELİŞİMİ, OLUŞUMU VE KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

Kişilik konusunda, sağlıklı bir bilgi sahibi olabilmek için şüphesiz dünden bugüne kişilik tanımları, bu konuda yapılan araştırmalar, bilimsel çalışmalar ve deneyimler, kişilik kuramcıların görüş, düşünce ve önerileri, bize yol gösterip; ışık tutacaktır. Bu güne kadar kişilik konusunda yapılan çalışmalara kendi araştırmalarımı, çalışmalarımı ve deneyimlerimi de ekleyerek; okuyucularıma, meslektaşlarıma yararlı olacağını umarak;  mümkün olduğunca sade ve anlaşılır bir üslupla kişilik nedir, nasıl oluşur ve nasıl gelişir. Bireylerin doğumdan başlayarak, yetişkinliğe kadar ki süreçte, sağlıklı ya da sağlıksız kişilik oluşumuna katkıda bulunan başta çekirdek aile ve bireyleri, sonra yakın çevresi ve toplumsal çevresini oluşturan bireyler, bunların kişilik oluşumuna, olumlu ya da olumsuz katkıları ve yetiştiriliş biçimlerine göre sağlıklı ve normal yada sağlıksız, hastalıklı ve anormal kişilik özelliklerinin nasıl bir kuşaktan, diğer kuşağa aktarıldığı, kişilik bozukluklarının sınıflandırılması, “ DSM-III-R”  özellikleri ve ayırıcı tanımlamaları, düzeltme yöntemleri benim hazırladığım ve yıllar süren araştırma ve çalışmalarımın ürünü olan Türkmen Kişilik Envanterinin sonuçlarını ile yayınlamayı düşündüm. Umudum odur ki, öncelikli olarak doğumdan çocukluğa, çocukluktan ergenliğe, ergenlikten genç yetişkinliğe geçiş sürecinde, sağlıklı kişilik özelliklerine sahip bireylerin yetiştirilmesine, yetişmekte olan genç kuşaklara ve evrendeki kendini bu alanda yetiştirmek gayret ve çabası içinde bulunan, kendini yetiştirmek ve deneyim kazanmak isteyen araştırmacılara, bilim adamlarına, kısacası bu eser başta ülkemiz olmak üzere, dünyamıza ve evrende yaşamın olduğu çeşitli dünyalarda yaşayan, düşünen canlılara ışık tutar, rehberlik eder ve gerekli katkıları sağlar. Şimdi sırasıyla kişilik, kişilik oluşumuna zemin hazırlayan faktörler ve kişilik tanımlarının, dünden bugüne tarihsel gelişimine bir göz atalım.

           Kişilik, insanı başkalarından ayıran bireysel özelliklerin tümünü yansıtır. Kişiliğin iç yapısı, insanı diğer bireylerden ayıran bireysel özelliklerini içerir. “Fiziği, ilgileri, becerileri, huyu, yetenekleri, davranışları, güçlü ve zayıf yönleri vb.” Kişiliğin dış yapısı, bireyin kendini tanımasını sağlayan özelliklerini içerir. “  Fikirlerin, tutumların meydana getirdiği, sistemli duygusal, güdüsel ve dürtüsel, eylemsel ve bilinçli, bilinçsiz tüm eğilimlerini kapsar.”

  ……………………………………………..

    Her bireyin kişilik özelliklerinin belirlenmesinde aile çevresi ve toplumsal çevresi önemli rol oynamaktadır. Ancak, bireyin kendisi ve çevresindeki olaylar hakkında görüş ve düşünceleri,  bunların nasıl oluştuğu; kendi dünyasındaki olanaklar, değişim ve gelişmelerin ne ölçüde ve nasıl gerçekleşeceği; bireyce nelerin doğru nelerin yanlış, nelerin iyi nelerin kötü olduğu, nelerin onay göreceği, nelerin onaylanmayacağı vb. konularda inançları, düşünceleri ve bireyin yönelişleri, farklılıklar taşır. Bu farklılıklar bir taraftan davranışlara yön verirken, diğer taraftan içsel denetimi gerçekleştirir. İçsel denetimin yeterince gerçekleşmediği durumlarda, toplum kendi düzenini korumak için kısıtlayıcı ve engelleyici önlemler alır. Bireyin nasıl bir insan olması gerektiği, ona algılama, düşünme ve davranışlarında bir değişmezlik sağlar ve yalnız o bireye özgü bir yaşam biçimi oluşturmasının gerçekleştirir. Bu nedenle, kimlik geliştirme süreci ve kişiliğin taşıyacağı özellikler kişiden, kişiye değişiklikler gösterir.

       Bireylerin, kişilik özellikleri kendine özgü, belirgin,  süreç içinde güç değişen, tutarlı ve yapılaşmış özelliklerinden oluşur. Sosyal çevresi etkileşiminde gösterdiği tutum ve davranışlar her bireyin kişilik yapısı ile ilişkilidir.

              Kişilik kavramı, bireyin kendine özgü olan ve başkalarından ayırt ettiren, uygun yaşam biçimini oluşturan bilinçli ya da bilinç dışı biliş” cognition” duygularının ve davranış örüntülerinin tümüdür. Bu özellikler bireyin bilme, düşünme, algılama biçimi, “cognitive style “ belli durumlarda belli duygusal tepki gösterme yetileri, engellenme ve çatışmalar karşısında baş etme “coping”  ve savunma düzenekleridir. Psikanalizde kişilik ve karakter eş anlamda kullanılmaktadır.” Orhan Öztürk- 1988”

       Tüm bu tanımlara dayanarak, kişiliğin tanımını yapacak olursak. Kişilik, Bireyin sosyal çevresi ve diğer bireylerle ilişki, iletişim ve etkileşiminde ortaya koyduğu; varlığını korumak, ayakta kalabilmek için verdiği mücadele ve uyum sağlama süreçleridir. “ İlgi, istek, duyuş, tutum, algılama, düşünüş, tepkileri, davranışları vb.” Kısaca, bireyi, birey yapan ve diğer bireylerden ayıran özelliklerin bütününden oluşur. Kişilik oluşumunda, bazı akıl hastalıklarında kalıtsal faktörler etkili olmaktadır. Kişilik doğuştan başlayarak, bireyin gelişimi boyunca sürmektedir. Bu nedenle her birey farklı kişilik özelliklerine sahiptir. Kişiliği daha iyi anlamak ve irdeleyebilmek, kişilik bozukluklarının oluşum nedenlerini anlayabilmek için geçmişten günümüze, kişilik kuramlarını bilmemizde yarar vardır. Oldukça geniş olan bu kuramları, temel ve ayırıcı özelliklerini; özetin, özetini oluşturmaya çalışarak, oldukça kısa bilgiler vermeye çaba gösterdim.  “Özellikle, bireyin gelişiminde, çocukluk dönemi ve bu dönemdeki birinci kritik dönem ile ikinci kritik dönemi oluşturan ergenlik dönemindeki; bireysel gelişimi ve özelliklerini bilmemiz gerekir. ”

                                                        KİŞİLİK GELİŞİMİ

      Kişinin, bir canlı varlık haline geldiği süreç de üç önemli aşama geçirir. Var olma kıvılcımı olan ya da sayılan döllenme, fiziksel olarak bireyleri diğerlerinden ayıran doğma ve Benliğin Gelişimi sürecidir. Çocuğu incelemenin ve anlamanın ise iki boyutu bulunmaktadır. Çocuğun büyüme ve davranışlarının nesnel boyutları, diğeri yaşantısının öznel boyutlarıdır. Çocuk tarafından bilinen, yaşantısının öznel boyutlarını içeren bütün süreçlerin toplamına benlik denir. Çocuğun, ben ve benim dediği şeyleri içine alır; benliği kuran fikirler, tutumlar, davranışlar güdülenmede rol oynarlar ve diğer zihinsel durumlar; çocuğun yaşantısının ürünü, aynı zamanda yaşantısının bir parçasıdır.

      Çocuk kendini değerlendirirken, özellikle anne- babanın etkisinde kalmaktadır. Anne- babanın çocuk üzerindeki etkisi yalnız duydukları ve düşündükleri, yaptıklarına bağlı değil, değerlendirmelere de bağlı olmaktadır. Çocuğun sağlıksız gelişimi ve kusurlu anne baba tutumları, uyumsuzlukların başlıca kaynağını oluşturur. Çocuklarına sevgi ile yaklaşıp, büyütmeyen ya da çok az sevgi gösteren, çocuklarına çok karışan, kötü davranan, suçlayan, cezalar veren, her şeyine karışan çocukların tepkisel davranışlar geliştirdiği ve sağlıksız, kişilik ve psikolojik sorunları olan, uyumsuz bireyler olarak topluma kazandırıldıkları saptanmıştır. Karşıt tutum ve davranışlarla, büyüyen çocuk sağlıklı, kişilikli, sorunsuz ve uyumlu bireyler olarak toplumda yer almaktadırlar. Çocuğun benlik kavramı, büyüklerin tavır, tutum ve davranışların yansımasıdır. Anne- babanın “Ebeveyn”  itici tavır, tutum ve davranışları, çocukta değersizlik duygularının gelişmesini sağlar. Bu ortamda büyüyen çocuğun olumlu görüşler geliştirmesini düşünmek olanaksızdır. İstenilen ya da beklenilen davranışları gerçekleştiren çocuğun mutlaka desteklenmesi ve ödüllendirilmesi gerekmektedir. Ebeveynlerce desteklenmeyen ve onay görmeyen ya da aşırı korunan çocuk, neyin doğru neyin yanlış olduğu ayrımını yapmakta zorlanabilir. Sonunda tamamen umudunu yitiren çocuk ebeveynlerin onayını alma çabasından vazgeçer ki çocuğu bu aşamadan sonra denetlemek olanaksızlaşır ve güçleşir. Bebeğe karşı soğuk ve itici davranan annelerin bebeklerinin huzursuzluklar yaşadığı, beslenme güçlükleri çektikleri, altlarını ıslattıkları saldırgan eğilimlerde bulundukları saptanmıştır. “ Sears ve Levin 1957”  Bu saldırgan, isyan edici, düşmanca tutum ve davranışların altında yalnızlık duyguları yatmaktadır. Bu tutumlarını ve davranışlarını yalnız çevreye ve topluma karşı yapmakla kalmaz, ebeveynlere karşı da gösterirler. Alt gelir grubu denilen fakir aile çocuklarının ailesinden utanmasının asıl nedeni, çocukluğunda gerekli ilgi ve sevgiden yoksun bırakılmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle ekonomik sıkıntılar, bazı istisnalar dışında çocuk iticiliğinin en büyük nedenini oluşturmaktadır.  Şayet, anne ve baba iyi yetişmiş ve kendini iyi yetiştirmişse;  tüm olumsuz koşullara rağmen, çocuklarına gerekli ilgi ve sevgiyi gösterip, dengeli davranışlarda bulunacakları ve ellerinden geldiğince, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya çaba göstereceklerdir.  Bu şekilde ebeveynlerce yetiştirilen çocuk, olumsuz koşullarda içinde bulunduğu olumsuz koşuların farkında olarak, beklentilerini sınırlayacak, daha azı ile yetinerek, bu durumu ve koşulları kabullenecektir. Bunun sonucu olarak her koşulda, ebeveynlerine ve topluma karşı, saldırgan ya da düşmanca davranışlar geliştirmeyecektir. Çocuğa karşı gösterilen, itici ve ilgisizlik kadar aşırı koruyucu ebeveyn tutum ve davranışları, çocuğun sağlıklı kişilik gelişimini engellediğinden diğer bir iticilik biçimidir.  Bu tür ebeveynler, çocuklarını, aşırı hoşgörü ve şımartmaları sonucu, onların büyümesine ve olgunlaşmasına izin vermeyerek, kendilerine bağımlı hale getirerek; kişiliği gelişmemiş bireylere dönüştürürler. Çocuğumuz için en iyisini yapalım derken, bilmeden ve istemeden, aslında çocuklarına yapacakları kötülüklerin en büyüğünü yaparlar. Sonuçta, çocuk ebeveynleri yönetmeye başlar, hak tanımaz olmakla kalmaz, sonu gelmez isteklerle çevresindekileri bıktırır. Aşırı hoşgörü ve disiplinsiz yetiştirilen bu tür çocuklar, topluma karşı sömürücü ve otoriteye karşı başkaldırıcı davranışlarda bulunurlar. Açık itici ve ilgisizlikten kaynaklanan, katı disiplin, ceza ve kısıtlayıcı davranışlarla yetiştirme biçiminde; ailesine karşı saldırgan, isyancı, kavgacı, düşmanca davranışlar geliştirmekle kalınmayarak; bu tür olumsuz davranışları diğer insanlara ve topluma karşı yönlendiren kişilik özellikleri, istenilmeden kazandırılmış olur.

    Ayrıca,  Çocuğun anne ve baba dışında değerlendirmesini etkileyen bir diğer faktör, yakın çevresini oluşturan arkadaş ya da akranlarıdır. Çocuğun, ne olması gerektiği ya da ne olmak istediği arasında bir miktar ayrılık olması kaçınılmaz ve sağlıklı bir olgu olarak düşünülebilir. Çocuk kendi keşiflerinin dışında diğer çocukların, yetişkinlerin devamlı uyarıları sonucu kendi sınırlılığını öğrenmektedir. Bu öğrenme, ikazlar ve örnekler yoluyla gerçekleşir. Çocuğun kendini değerlendirmesi etkileyen, yalnız bu açık ya da kapalı uyarı ve örnekler değildir. Çocuğun ne olduğu ya da ne olması gerektiği, beklentileri ya da beklentilerinin neler olması gerektiği, kendini ne olarak görmek istediği ya da nasıl görülmesi gerektiği, ondan ne umuyorlar ve hangi davranışlarını yargılıyor ya da yargılamıyorlar vb. arasındaki önemli ya da önemsiz farklılıklar kendini değerlendirmede önemli rol oynamaktadır. Ancak bütün bu çabalara rağmen, anne- babalar çocuklarının, kendilerini örnek almasını istemeseler de çocuğun ebeveynlerini taklit etmesi sonucunu değiştirmeleri mümkün olmamaktadır.

      Benliğin en şaşırtıcı fakat önemli yönlerinden biri büyüyen çocuğun kendini gelecekte ne olarak görmek istediğidir. ”Olgusal Benlik” İdealleştirilmiş benlik, uğruna çaba harcanan bir amaç olmaktan çok kendi gözündeki gerçek benliğidir. Çeşitli araştırmalara göre kendini olumlu gözle gören kişilerin, başkaları için de olumlu fikirler beslediklerini ortaya koymuştur. Benlik sevgisinin, başkalarını sevmekle bütünleşmesi ve başkalarını sevme yeteneğinin kişinin kendini sevme yeteneğini gerektirmesi şeklinde özetlenebilir. Gerçekçi bir öz algılama, çocuğun yalnız toplumsal kabulü ile değil kişisel uyum ile bağıntılıdır. Kendini değerlendirmede yüksek doğruluk derecesine erişin çocukların, sevilen, güvenilir, uslu ve uyumlu oldukları; kendilerini yanlış değerlendirenlerin, güvensiz, edilgin, bağımlı ve uyumsuz çocuklar oldukları söylenebilir.

         İnsanda kişilik gelişimi, bireyselleşme ve toplumsallaşma süreçlerinin birbirlerini etkilemesi sonucu oluşur. ”Evrimsel, olgunlaşma ve öğrenme süreçleri”. Çocuk, genelde aşama, aşama gelişerek; 12 ile 14 aylıkken yürümeye ve aşamalı biçimde artan sözcük dağarcığı ile aşama, aşama konuşmaya başlar. Ancak hangi dili konuşacağını, anne-baba ve toplum belirler. “Günümüzde daha erken gerçekleşmektedir.” Bu evrimsel olarak önceden saptanmıştır, öğrenmeden bağımsız, ancak olgunlaşmayla ilişkilidir. Bireyselleşme, toplumsal çevrenin sağladığı öğrenme, eğitim ve yaşam deneyimleri ile bireysel davranışların biçimlenmesini ve toplumsal davranış örüntülerinin oluşmasını sağlar.

 

……………………………….

                          NORMAL VE ANORMAL DAVRANIŞLAR

       İnsan davranışlarının, normal veya anormal diye ayrımını yapmak oldukça güçtür.  Ayrıca Biyolojik Yaklaşımlar (Genler yolu ile anne-baba dan çocuklarına geçen kalıtsal faktörler ve beslenme türü, alınan ilaçlar iklimde meydana gelen değişiklikler ve çevresel faktörlerin etkileri sonucu; beden de meydana gelen biyokimyasal dengesizlikler, anormal davranma ya neden olmaktadır.) dışında, Psikolojik açıdan olayı ele aldığımızda Psi kodinamik Yaklaşım özellikle Freud ve öğrencileri, Psika alitik çalışmalar la normal ve anormal davranış ların altında yatan dinamik ve psiko-gene tik incelemeler sonucu, bilinçaltına itilmiş güdülerin bireyin davranışları nın temelini oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir. Davranışçı Yaklaşım birey lerin davranışlarının öğrenilerek kazanıldığını savunmuşlardır. Varoluşçu-İnsancıl Yaklaşımlar, İnsanların psikolojik gelişimleri büyüme ve sağlıklı denge yönünde davranmaya eğilimli olarak doğduklarını savunmuşlardır. Etkileşimsel Yaklaşım, insan davranışlarının son derece karmaşık bir yapı ya/sisteme sahip olduğundan yola çıkılarak, bireyi etkileyen değişik faktör lerin etkili olduğundan yola çıkılarak, her yaklaşımın dikkate alınması ge rektiğini düşünerek, davranışlara farklı açıklamalar getirilmek tedir. Bu farklı yaklaşımlardan dolayı Psikiyatristler ve Psikologlar davranışlara ve psikolojik sorunlara uygun olan objektif testler/ölçekler geliştirmişlerdir. Bu testlerin sonuçlarına uygun psikolojik sorunu tanılayıp, teşhis ederek, uygun çözümler üreterek, ilaçlı ve psikoterapi çalışmalarına yer verilmiş tir. Bu yaklaşımlarla ilgili açıklamalara ve bu yaklaşımların savunucuları na, bu yapıtımda yeri geldikçe yer verilerek açıklamalarda bulunulacaktır.

    Başlangıçta hangi tür duygu ve düşüncelerin, normal veya anormal dav ranışların gelişmesine katkıda bulunduğunu, bu konuda yaklaşımcıların gö rüşlerine geçmeden yapıtlarımdan verilen örneklerle açıklamalara başla mak istiyorum. Burada amacım kitaplarımı tanıtmak değil, davranışların oluşumu ve gelişimi konularında fikir sahibi olmanıza katkıda bulunarak, sizlerin bu konudaki hali hazır bulunan bilgi ve düşünce dağarcığınıza tereddüte bırakmayacak şekilde katkılarda bulunup, bilgilerinizi yeni bilgi lerle birleştirerek, bir fikir ve görüş kazandırmak düşünülmektedir. Negatif / olumsuz / isten meyen / zararlı / anormal / beklenmeyen Duygular, Düşün celer ve Pozitif / olumlu / istendik / yararlı / normal / beklenen Duygu ve Düşüncelerin oluşumuna, Duygu ve düşüncelerin davranışa dönüşme den tanınması, ayırt edilmesi, kontrol ve denetim altına alınması ve negatif olanların pozitife çevrilme becerilerinin kullanılması vb. Konulara çok kısa ve öz olarak birlikte bir göz atmaya ne dersiniz ….      

    Bireylerin negatif duygularının, geçmişten kaynaklanan hayvani, ilkel ol duğu kadar, en tehlikeli ve yıkıcı düşüncelerini oluşturan bilinçaltı faktör lerden beslenen duygulardan bahsetmenin yararlı olacağını umut ederek, bu konuda kısa açıklamalarda bulunmak istiyorum. Geçmişte istenmeyen, engellenen ve bir şekilde baskı altına alınan; genelde korku yaratan, acı veren içeriğe sahip olan; endişe, ıstırap, sıkıntı, üzüntü yaşanmasına neden olan duygular geçmişin karanlık zindanlarından sizin doyumsuz bencilce, hayvani isteklerinizden, tutkularınızdan, arzularınızdan esinlenerek düşün celerinizde canlanırlar. Aslında siz istediğiniz için düşüncelerinizde yer al masına, bilinç üstüne çıkmasına bilerek izin verdiğiniz ya da engelleyeme yerek, karşı koyamayarak, ego gücünüzü aşarak düşüncelerinizde yeniden yer almalarına ve size rahatsızlık vererek, elinizde olmayan ve sizi aşan davranışlara ve eylemlere iterler. Geçmiş yaşamın özellikle çocukluk ve ergenlik çağının olumsuz, yasaklanmış, kötü görülmüş, yanlış bulunmuş, engellenerek, gerçekleşmemiş üzeri küllenmiş negatif duygulardan oluşur lar. Bu duygulardan kaynaklanan yaşamsal anılar, deneyimlerden, engel lenerek baskı altına alınan, doyuma ulaşmamış ve çözümlenmemiş istek lerden güç alan bilinçaltına atılmış İz Bırakan duyguların, düşüncelerde yer alması ile geliştirilen, kor aleve dönüşen negatif yüklerle ve yakıcı ateşle beslenirler. Bu koşullarda kontrol altına alınmaları zor negatif duy guların etkisi ile acizlik, değersizlik, güvensizlik, zayıflık, mutsuzluk duygu larının eşlik ettiği duyguların; acı veren ve korku yaratan, ürkütücü karma şık hal alması, bireye rahatsızlık ve gerginlik vermekle kalmaz, bireyin hırslanarak kendisine yapılan kötülüğün bedelini ödetmek daha fazlasını yapma düşüncelerinin geliştiril mesine neden olurlar.  İlkel benliğimizin, hayvansal dürtülerinden güç alan, bireyi egemenliği altına alarak yöne ten ve kötü olduğu kadar istenmeyen davranışlar yapmaya sürükleyen, yönlendirmekle kalmayıp, eyleme dönüştüren ve genelde akıl ve mantık kurallarını çiğneyen ve kontrolü tamamen ele alan ego gücünden oluşur lar. Bu ego gücü bilinçsiz olduğu kadar gerçek dışı özelliğe sahip olması, kuruntu, kuşku, vesvese kaynaklı ve hayal gücü ile beslenmesi nedeniyle, insanların veya canlıların yaptığı hataların bir nedeni veya sebebi olabi leceğini düşünme affetme, bağışlama ve hoşgörü, sor gulama, uzlaşma, yüzleşme ile karşılamaktan yoksun bir işleyişe sahiptirler. Çünkü duygu lar çoğu zaman aşırı yanıltıcı ve şaşırtıcı derecede kör, nankör ve vurdum duy maz özelliklere sahiptirler. Yıkıcı olmakla kalmayıp, gerçeklikten yok sun ve sonradan anlamakta güçlükler yaşayacağınız bu duygular, öğle şiddetli, öğle acımasız, öğle insanlık dışı ve öğle yok edici bir özellik ve güç kazanımına sahip lerdir ki o anda bu durumu algılamanız ve anlamanız olası bile değildir. Bu güç ateşlenip yangına dönüştüğünde, intikam ve öç alma duygularının da negatif enerji yükünü içine katarak, büyüyüp, yanar dağ gücünde enerji birikimine dönüşebilirler. Güçlenen negatif duygula rın oluşturduğu bu yanardağın, fışkırarak çıkardığı lav denilen kızgın ve yakıcı ateşe dönüşen negatif duygu, düşünce ve davranışlarınız sizi ve çevrenizi yakıcı, yıkıcı, kavurucu etkileri sonucu; bir anda kendinizi ve çevrenizi yok edip, ortadan kaldıran davranışlarla sonuçlanabilirler. Hatta toplumlara ve uluslara yöneldiğinde bir ulusu yok ederek, tarihin geçmişine gömebilir. Korku duygusunun yaşanması sonucu acı, acizlik, aşağılanma, değersizlik, dehşet, endişe, gerginlik, güvensizlik, çekinmek, huzursuzluk, intikam, kaygı, kızgınlık, kuruntu, suçluluk, şüphe, tasa, telaş, ürperti, üzüntü, yetersizlik, zayıflık gibi burada belirtilemeyen çok sayıda negatif duygunun eşlik etmesine neden olmaktadır. Bu negatif koşul ların oluşumuna ortam hazırlayan, İçsel Canavarların üretilmesi ve oluşturul masına neden olarak, duyguları gerektiğinden etkili, güçlü ve şiddetli ve yoğun hissedilip, yaşanmasının ve yaşanan bütün olumsuzlukların asıl sorumlusu dış olaylardan çok bireyin kendisi olmaktadır.    

     Bilinçaltına atılan yaşanamamış ve özlem duyulan duyguların, düşün celerin, davranışların ve bunlardan kaynaklanan sorunların birikimi, yoğunluğu ve şiddeti oranında yapılmak istenenlere ve duyguların ifade edilmesine direnç oluşacağı unutulmamalıdır. Bilinçaltının verdiği di renç kırılma dığı, uygun koşullar oluşmadığı, oluşan istek ve duyguların özgürce ifade edilmesine zemin hazırla yan koşulların güçlü olmaması bilinçaltı direnci arttırıcı koşullardır. Bu koşulları, olumluya veya pozi ife çeviremediğiniz her koşulda ve ortamda gerekli huzur, rahatlık oluş mayacak ve bunların sonucu mutlu olma olasılığı ortadan kalkacaktır.     Ancak bilinçaltının değişimi için gerekli istek olduğunda, olumlu veya pozitif duygularla değişime açık olunduğunda ve gerekli koşullanmalar, yönlendirmeler sağlıklı yapıldığında, direnç kırılmakla kalmaz, bastırıla rak bilinçaltına atılan duygular da bir şekilde bilinç üstüne çıkarak, boşa lım bularak, gerekli gevşeme ve rahatlama sağlanmış olacaktır. Gerekli boşalımın oluşumu, aynı zamanda yaşanan sıkıntı ve gerginliğin yerini gevşeme ve rahatlamaya. Huzursuzluk yerini huzur bulmaya; üzüntülerin sevince dönüşmeye, matem, yas yerini yeniden bir başlangıç yapmaya, in tihar etme, ölüm düşüncesi yerini yaşamı tercihe, kısaca yaşanan tüm olumsuz ve negatif duygu ve düşünceler, olumlu ve pozitife dönüşmesi yani te mizlenme işlevi gerçekleşecektir. Ayrıca Özellikle geçmişteki olumsuz anı ve deneyimlerinizden, bazen de geleceğe yönelik hayallerinizden, umutları nızdan ve beklentilerinizden besle nen ve oluşan duygular, olumsuz düşün celeri çağrıştırırlar, bunun sonucu öfke, kin, nefret gibi üst düzey duyguları geliştirmenize neden olurlar. Başlangıçta doğuştan tertemiz ve iyimser düşüncelere sahip olan birey gitmiştir.  Ailede, çevrede ve geri kalmış örgün eğitim koşullarında verilen yanlış, kötü ve çağ dışı eğitimin kaçınılmaz bir

sonucu olan. İnsanların negatif davranışlarının ürününden kaynaklı ben cilce geliştirilen ve gittikçe büyüyüp katılaşan, karamsar hale gelen, çıkar öncelikli kötümser düşüncelere yerini bırakarak ya da devrederek; ego santrik kişiliğin kaçınılmaz kötü tohumları insanlar eli ile yeniden şekil lenip, temelleri atılmıştır.

    Bu kötü tohumlarda oluşan negatif içerikli ve karmaşık duygular bekle nilmeyen, umulmayan, istenmeyen bir anda ortaya çıkarak sizi zorda bıra kan, gülünç düşüren, mahcup ve rezil eden, utandıran, kötü ve zarar verici düşünceleri yeniden canlandırarak, besleyip, yükleyerek yeniden yaşana rak zehrini içinize akıtırlar. Bu nedenle bireyin geçmişte benzer olayları yaşayıp, yaşamaması, bu duygulardan etkilenip, etkilenmemesi, bu duygu lara direnç kazanıp, kazanmaması, kontrol ve denetim altına alıp, alınma ması gibi koşullar ora nında hafif veya şiddetli hissedilip, yaşanması doğal karşılanmalıdır. Uzun süreli yaşanan acı, elem, ıstırap, keder, korku, tasa, üzüntü gibi aykırı olduğu kadar karmaşık yapıya sahip duyguları besleye rek, geliştirilen düşüncelerin güçlenmesine, yoğunlaşmasına ve direnç ka zanmasına neden olurlar. Yoğunluk, güç, derinlik, şiddet ve direnç kazanan düşünceler; daha etkin duygular eşliğinde bireyin psikolojik yapısını boza rak,  stres başta olmak üzere birçok psikolojik rahatsızlıklara ve negatif koşulların daha uzun süreli yaşanması oranında üzüntü ve keder duygu sunda bahsettiğim dengesiz davranışların eşlik ettiği ruhsal ve bedensel hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlar.  

     Buraya kadar anlatılanların ışığında bir kişilik tanımlanması yapacak olursak bireyi diğer bireylerden ayıran, doğuştan getirilen ve sonradan    (Belli uyaranlara karşı uyum sağlamak amacı ile geliştirdiği.) düzenlilik ve süreklilik kazanılan; duygusal, bilişsel ve davranışsal özelliklerini de yansıtan ayırtedici, tutarlı ve yapılanmış yönüne KİŞİLİK denir.

     Davranışların oluşumuna devam edercek olursak, İstenmeyen, beklen medik negatif veya anormal davranışlar ya da olumlu koşullar veya tera piyle istenen, beklenen pozitif veya eski haline veya normale dönüşen dav ranışları; süreç içinde kalıcı hale gelerek bireyin kişilik özellikleri haline geldiğinde,  yaşamında kullanıldığı oranda yaşam biçimine dönü şümü kaçınılmaz hale gemektedir. Duyguları ifade etme biçiminde sağlıklı olan, insani kişilik özelliklerinin devreye konulması olduğuna göre, bu duygular devreye girdiğinde hay vani duyguların ehlileşmiş ve deneyim kazanmış in sani duygularca kontrol altına alınması ile yumuşatılması sağlanabilmek tedir. Bu nedenlerle, bu tür hayvani duyguların düşüncelere dönüşmesine izin verilmediği koşullarda, bir süre sonra sakinleşmesi halinde olayın soğuması daha bilinçli, akılcı ve mantıklı düşünce ve davranışlara zemin hazırla yacağı için denetim altı na alınarak, negatif düşüncelerin yerini daha olumlu düşüncelere bırakaca ğı bilinmesi gereken bir gerçekliktir. Tüm bu olumsuz yönlerine rağmen ba zen korunmak için bizi uyararak gerekli önlemi almamızı sağlayan duygulardır.

      Duygularınız yalnız sizin öznel hayatınızdır, düşüncelerde algıladığı nızda, sezdiğinizde, hissederek yaşadığınızda; size zarar vereceğinin far kına ve bilincine varırsınız. Olumsuzluk oluşturacak bu koşulları kontrol altına alarak, Temizlemek, arındırmak, değiştirmek ve pozitife çevirerek yok etmek de yalnız sizin elinizdedir.

    Tüm çaba ve mücadelelerinize rağmen Temizlenmeyen duyguları iadeli olarak, geldikleri geçmişin karanlık zindan lara gönderecek yeti, beceri ve güç yalnız sizdedir. Geçmişin karanlığından gelen bu tehlikeli, zararlı ve kötü niyetli duyguları aklınızdan, bilincinizden, zihin süreçlerini oluşturan düşünce güçleri nizden söküp atarak Temizlemek olmazsa olmazlarınızdan olmalıdır. Arzu, haz almayı içeren ve ağır bedeller ödemeye hazır olan bu hayvani istekleri düzenleyerek Temizlemek, ehlileştirmek, değiştirmek, pozi tif yapmak yine sizin elinizdedir. Özellikle önemsenmesi ve dikkat edilmesi gereken husus, geçmişinizin, bilinçaltınızın, ego gücünüzün İz Bırakan olaylarının depolandığı, biriktirildiği bu anıları, dün dünde kalmıştır, geç miş geçmişte kalmıştır diyerek izin vermeyerek düşüncelerden uzaklaştı rıp, negatif duygulardan arındırmak, Temizlemek, oluşan boşlukları ya rarlı olanlarla durdurma gücü de yine sizdedir. Bu yapıtta yaşamın ağır koşulları altında ezilmeyerek, direnerek, mücadele ederek sorunun bir par çası olmayan, yaşayacağı sorunların farkına vararak, tanıyarak, kontrol ve denetim altına alarak, sorun çözücü ve çözüm odaklı bilimsel yaklaşımlar sergileyen, alternatif çözüm yolları üretebilmen koşullarına sahip olan ve ya olamayan bireylere yer verilmektedir. Yaşamınızı Zehir Eden İzleri Temizlemek-Halil Türkmen”

    Bu yapıtın devamı kabul ettiğim ikinci yapıtımda, “İnsan beyninin çalış ma prensibi hiç durmadan ve susmadan çalışan bir makine benzeri bireyi sürekli ŞÜPHECİ, NEGATİF veya olumsuz olanları tutmaya meyilli, EĞİLİMLİDİR. Ruh ise kendi doğasını ifade edebilmek için beyni yani bi linci kulla nır. Bu nedenle insanın dikkatini yoğunlaştırarak, bilinçli davra narak, bu sistemi kontrolü ve denetimi altına alması yaşamsal önem kazan maktadır. Bu nedenle bilinçsizce davranışlarda bulunmaktan uzak dur malı, farkında olunmalı, telaşa ve heyecana kapılmadan bilinçsizce ge lişen davranışların sürekli kontrol ve denetimini sağlayarak, kişisel den ge durumunu kaybetmemeniz gerekir. Yine 1979 yılında, Sovyet Bilim Adamlarının uzaktan davranış kontrolü, yönlendirme, kapasite düşüklüğü yaratma yani beyni uzaktan ele geçirme ve öldürmeye yönelik araştırmalar ve çalışmalar yaptıkları bilindiği göz önü ne alındığında bu tür silahların günümüzde geliştirildiğini düşündürmektedir……2000’li yılları yaşadığı mız günlerde, bu konudaki araştırmalar ve bulguların boşuna yapılmadığı; o günden bugüne elektro manyetik ve nükleer silahların geliştirilmiş ola bileceğini düşünmeme ve kuşkular geliştirmeme neden olmaktadır. Çünkü günümüzde pek çok alanda nükleer enerji tesislerinin kurulması ve geliş tirilmesi insanlara zarar vermesine karşı hız verilmesi, bu tür silahların geliştirilip, kullanılabileceğinden yola çıkıldığında elektromanyetik silah ların da geliştirilmiş olacağı olasılığını güçlendirmektedir ….

     Bu durumda Bilim Kurgunun bir gün gerçeğe dönüşerek; insan ve insan sağlığı hiçe sayılarak savaşlarda insan beynini ele geçirmek, onu etkisiz kılan hayvan veya robota dönüştürmesine katkı sağlayacak insan lık dışı, canavarca çalışmaların insanlık neslini yok etmeye yönelik çalış malara dönüşmesi her koşulda olasıdır. Dünya Barışı için insanlığa zarar verecek bu tür ve YAPAY BEYİN araştırmalarının yasaklanması ya da denetim altına alınmasını gerektiğini düşünmekteyim. Bilimsel çalışma lar tüm insanlığın hatta canlı ve cansız varlıkların yani Dünyamızın, Evre nin yararına olacak biçimde düzenlenip, yapılması bilimsel nitelik taşıya caktır. Bilim insan yararına, barışa hizmet ettiği oranda bilimseldir. Oysa bulunan her yeni icat, bilimsel çalışma; İnsanlığın Yararına kullanılıp, ge liştirilmesi gerekirken; İnsanlığın Zararına Geliştirilip, Kullanıldığı bir Dünyada Yaşıyoruz …. İnsan dış çevreden kaynaklanan olgulara, olaylara ve durumlara hisleri, algıları, sezgileri yolu ile tepkiler geliştirirken düşün celerde değişimler oluşur. Düşüncelerde oluşan değişimler, duyguların geliştirilmesine yol açar ve eşlik eder. Geliştirilen duygular ve düşünceler doğrultusunda davranış ve eylemlerde bulunulur. Bu davranışlar yalnız bireyin kendisini değil içinde bulunduğu sosyal çevreyi de etkiler. BEYİN örneklerle AKIL YÜRÜTÜR ve ZİHNİN gelişimine katkıda bulunur ……

    Beynin sınırlarını zorlama çabaları, ayrıntılı düşünmelerle ilgili olan eği tim, aktivite ve etkinlikler yo lu ile beynin sürekli gelişimine katkı sağlamak tadır…… Nasıl düşündüğümüzü, neden düşündüğümüzü ve nasıl düşünme miz gerektiğini düşünmekle ilgili koşullar oluştukça, düşünmeyi düşünme işlevlerinin yürütüldüğü oranda beynin ve ürünlerinin gelişeceği, etkin ve aktifleşeceği bilinmesi gereken bir gerçekliktir …..Bu nedenle eğitim siste mimizin yapısı, çocuklarımızın beyninin kullanılamayan kısımlarının gelişmesini, aktifleşmesini sağlayıcı, arttırıcı ve en aktif biçimde kullan masını sağlayıcı çoklu zeka koşullarını da bünyesinde barındıracak biçim de düzenlenmesi eğitimde olmazsa olmazlardan biri olmalıdır. Sağlıklı beyne sahip, üretken insanlar ve nesiller çağdaş, demokratik, bireysel eği timle yetiştirilirken; sağlıksız, köle, kukla, körü körüne itaat eden insan lar ise çağın gerisinde veya geçmişte kalmış bir eğitimle yetiştirilebilir.   

     Günümüzde uygulanan eğitim gerici, gerici olmakla kalmayıp insani ol madığı kadar, etik ve ahlaki de olmayan çağ dışı kalmış bir eğitimdir. Tüm bu nedenlerle, hayatta karşılaşma olasılığı olan bazı sorunları çözerken başkalarından akıl fikir almak yerine duygularımız, sezgilerimizden yola çıkarak, kalbimizden gelen sese kulak vererek, akılcı, mantıklı, ani kararlar almak ve davranmak tercih edilmelidir. İnsan deneyim kazanıp olgunlaştık ça yanlışlarının farkına vararak, gerektiğinde düzelterek; değişme yeteneği ne her koşulda sahiptir. Zihni yok edemezsiniz, onsuz yapamazsınız çünkü o sizin var oluşunuzun ve düşüncelerinizin sebebi olduğu kadar, pozitif davranışlarda bulunmak için gerekli olan en önemli parçanızdır. Yaşamınızı Uzatmanın Sırları-Halil Türkmen”          

     Stresle Mücadele Yolları adlı yapıtımda, “Sürekli dile getirilen bireysel özellikler, bireyden bireye değiştiği için stres kaynakları her bireye göre değişiklik gösteren koşullara bağlı güçlükler oluşturmak tadır. Asıl önemli ve can alıcı özelliği bireyin bu kaynakları nasıl algıladığı, nasıl hissettiği, nasıl karşı ladığı ve ne gibi tepkiler verdiği yönünde değişiklikler oluştur ması bireyi psikolojik yönden etkilemesi ile ilintili olarak strese yol açması dır. Daha doğrusu stres düşüncelerde başladığına göre, bireyin donanım ları ve kişilik özellikleri ile doğrudan ilişkili olan aslında bireyin kendi eliyle oluşturduğu ve içsel cana varların ürünlerinin ortaya çıkardığı etki düzeyiyle doğrudan ilişkilidir.  Yine bireyin bu bireysel özellikleri dışında yaşı, ailevi konumu, sağlık durumu, engel durumu ve yaşam biçim ve koşul ları etkin rol oynamaktadır. Stres oluşturan faktörlere duyarlılık, dayanık sız ve dirençsiz olmak, mücadele ve başa çıkmada kararlılığı, gücü, çabası, enerjisi, yeteneği, becerileri gibi bireysel özellikleri önemli olmaktadır. Bi reyin amaçları, arzuları, hedefleri, istekleri, ihtiyaçları, gereksinimleri, bek lentileri, özlemleri bunların karşılanma ve tatmin olma düzeyleri, yaşama bakış açısı, bunlara duyarlılık derecesi, anıları, deneyimleri, birikimleri ve alışkanlıkları rol oynamaktadır. Ayrıca bütün bu koşulların algılanma, hissedilme, düşüncelerde bu yönde oluşan ve gelişen değişimlere uygun ortaya çıkan duyguların özellikleri etkili olmaktadır. 

    Oluşan bu yeni durumlara uygun davranışların ve eylemlerin ortaya çık ması bireyin kişisel yani kendi si ile ilişkili ve bağlantılı olan psikolojik stres kaynaklarını oluştururlar. Stres kaynaklarını tanımlayıp, belirlediği nizde aynı zamanda stres kaynaklarının farkına varmış olmanız, kontrol altına alarak gerekli düzenlemeler yapma olanağını da elde etmenize ve stresin etkileme gücü ve şiddetini kolaylıkla azaltma nıza yardımcı olacak unsuların kazanılmasına yol açacaktır.  Bu değişimlere her bireyin güçlü ve zayıf yönlerini oluşturan özellikleri ve dayanıklı, dirençli olup olma ması oranında ortaya çıkan, bireyin kendisinden kaynaklanan tepki ve yanıt biçimlerini oluştururlar.  

    Günlük yaşamımız da bir gün içinde yapacağımız işler, faaliyet ve etkin likler; kendiliğinden gerçekleş mez. Günlük işlerimizi gerçekleştirmek ve kendi lehimize çevirmek, gayret ve çaba ister. İnsanlarla ileti şim, sağlıklı ve iyi ilişkiler gerektirir. Yapmak için yola çıktığımız iş, eylem ve etkinlik lerden bazılarını gerçekleştirmek isterken zorluklar, güçlüklerle karşılaş ma ve yaşama olasılığı vardır. Bunları olumlu karşılamak, pozitif açıdan bakmak, çıkabilecek olası sorunları, güçlükleri ve engelleri ortadan kal dırmak için tekrar çaba göstermek gerekir. Yani yaşanan her olumsuzluk ya da talihsizlik, bizim normal halimizi ve yapacağımız görevleri gerçek leştirmek için engel oluşturmamalıdır. Ortaya çıkan sorunları çözmek için gereken çabayı göstermemek, olumsuz koşulların yaşanmasını sağlar. Bu durumda çıkacak sorunlara takılmak, meydana gelen sorunları biriktirmek ya da en küçük sorun ve olayı abartmak, sorun yokken sorunlar oluşturmak her şeyi sorun haline getirmek. Yakınımız, arkadaşımız ve akrabamız olan kişiler hakkında çevrede söylenenlere, dedikodulara inanmak, düşünceler de atıp, tutarak sorun haline getirmek veya sorunları olduğundan fazla bü yütmek ya da abartmak. Gerçeklerle bağdaşmayacak düzey de olan hayal ürünlerine, rüyalara takılmak, beklenmeyen senaryolara ve kurgulara ken dimizi kaptırmak, yersiz şüphelere kapılmak. Olumsuzluklara açık olmak, gereksiz kuşku ve kıskançlık yaşamak, inandığı değerlere karşı inancını kaybetmek, güven ve öz güven yetersizliği yaşamak, umutsuzluklara kapıl mak vb. burada belirtilmeyen birçok sorunu yaşamımıza sokmak yerine, yaşamdan uzak tutmak gerekir.

   Tercihimiz, bu gibi olumsuz duygu ve düşünce biçimlerinin yaşantımı za girmesine asla ve asla müsade etmemek olmalıdır. Yaşanan olumsuzlukla rı hayatın parçası, yaşam biçimine dönüştürmek daha ileri giderek yaşamı mıza, bu günümüze egemen olmasına ve o anımızı elimizden alma sına izin vermek, en büyük stres faktörlerini oluşturur.  

   Her insan yaşamında olumsuz durumlar, sorunlar ve koşullarla karşılaşa bilir. Önemli olan bu olumsuz durumları normal ve doğal karşılamak, olay lara negatif bakmak yerine pozitif bakmayı tercih etmek ve bunları ortadan kaldırmak için akılcı ve sorun çözücü yaklaşımlar denenmesi önemli olmak tadır. Asla sorun çözme seçeneği bitmeden, öncelikli olarak sorunu dü şüncelerde büyüterek, abartarak sorunun bir parçası haline gelinmeme lidir. Karşılaştığımız sorunları çözmek için gerekli çaba gösterilmesi halin de, olumsuz yaşantı biçimlerinin geliştirilmesine yol açan negatif duygu ların gelişmesine izin verilmeye cek, yaşamayacak ve kölesine dönüşme yerek, negatif düşüncelerin olumsuz, istenmeyen ve bize zarar verici dav ranışlara dönüşümü engellenmiş olacaktır. Hiçbir birey isteyerek negatif duyguların geliştirilme sine izin vermez. Bunların istenerek yaşanmasına yol açan, düşünce biçimlerinden oluşan bir yaşamı da tercih edilmez. Ter cihin istenmeden bu yönde yani aşırı duygusallığa yol açarak etkilenip, gelişmesi koşullarında, bilinmelidir ki… Stresin yaşanması, zararlar görülmesi, yaralar alınması, yıpranarak hastalanması ve yaşlanması kaçınılmaz olacaktır. Bununla da kalınmayarak, pozitif yaşam biçimlerini tercih etmek yerine genelde negatif yaşam biçimlerinin tercih edildiği her durumda. Süreç içinde yaşama karşı negatif bakma ve yaklaşma alışkanlığı kazanılmış olur ki; bu yaşam biçiminin bireyi yok etmekle kalmayıp, çevre si ile ilişkilerini ve bağlarını kopararak, süreç içinde yalnızlığa veya yok olmaya sürükle yeceği gerçeği bilinmelidir. 

  ………………………………….

    Bireyin olaya bakış biçimi ve bakış açısı, beklentilerin üst düzeylerde olup olmayışı, pozitif duygula ra değer verilmemesi ve yeterince sevgi, saygı, ilgi ve onay görmemesi şeklindeki yaşantı biçimlerinin artışı ve üst düzeyde yaşanması oranında olumsuz duyguların, negatif düşüncelere yol açarak sorunlar çıkması, olumsuz tutum ve davranışlar geliştirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle sosyal güdülerin birey üzerindeki etkileri psikolojik rahatsızlıklardan biri olan stresin gelişimini tetikleyip, ortaya çıkması ve yaşanması konusunda hayati öneme sahiptir. Yukarıda belirtilen stresi tetikleyen negatif koşullar art tığı oranda stresi tetikleyerek, bireyde stres eğilimini oluşturmakta ve stresi arttırarak, benliği üzerinde kolaylıkla egemenlik kurmaktadır. Süreç içinde benzer koşullar bireyin yaşamının ve kişiliğinin parçası haline dönüşmektedir. Kimseyi düşünmeyen, empati ge liştiremeyen, özveride bulunmayan, paylaşmayan, saygı duymayan ve sev meyen negatif duyguların geliştirilip, sahip olunması ile kalınmayıp, için deki çocu ğun özelliklerini çağrıştıran güven ve özgüven duygusu gelişme miş ben merkezcil özelliklerin egemenlik kurarak, psikolojik sorunlar, ruh sal sorunlar dışında, kişilik sorunlarının yaşanmasına neden olurlar. Birey lere, çevrenin ve toplumun verdiği değer oranında, birey kendini tehlikede hissetmeyeceği ve kendi ni olumsuz etkileyecek koşullar oluşmayacak; sorunların yaşanmaması ile orantılı olarak da zarar verici düzeyde stres oluşup, yaşanmayacaktır.

   ………………………………………………………..

 İşte çağımızın baş döndürücü hızla geliştiği teknolojik gelişmelerin oluştur duğu yaşantı biçimleri, bun lara uyum güçlükleri ile yaşantı biçimlerinin birebir örtüşmesi ve bu sorunun büyük bir toplum kesimini ilgilendirmesin den yola çıkarak, ben strese Çağımızın Psikolojik Rahatsızlığı ve Vebası tanımlamasını getirdim. Stresin çağa uygun bir psikolojik sorun olması ve toplumun tüm kesimlerinde çocuk, genç, yetişkin, yaşlı demeden her ge çen gün yaygın olarak etkileyerek artması anlamında kullandım.

    Stresin hissedilmesi ve yaşanması koşullarında birey kendini tehlikede hisseder ve bu tehlikeli, zarar veren durumdan kurtulmak için tepkide bulu nur. Organizmanın tehlikeyi hissetmesi, algılaması sonucu biyolojik olarak verdiği tepkiler sonucu kan basıncı yükselir, çeşitli hormonlar, özellikle ad renalin hormo nu faaliyete geçer ve adrenalin salgılar. Yani vücudun kendi yaşamını tehlikede hissettiği koşullar ve vere ceği olumsuz etkilerden korun mak amacı ile vücudun alarm sistemleri devreye girer ve harekete geçerek, bu yönde tepkiler verirler. Biyolojik yönden ortaya çıkan ve yaşanan tehli keden uzaklaşmak, tehdit ortam larından ayrılmak, olumsuz koşulların ver diği etkilerden korunmak ve kurtulmak için çaba gösterilir, mücadele edi lir. Vücudun bu biyolojik değişim sürecinde ısısı düşer, kalp çarpıntıları artar, eli ve ayağı çözülür. Diğer değişle heyecanın tüm belirtileri göze neceği ve ortaya çıkacağı için buna uygun hormon lar faaliyete geçer ve vücut üzerindeki etkileri azaltmaya çalışılır. Bu koşulların yoğunluğuna verilen tep kiler aynı zamanda stres yaratan koşullardan kaçmak, kurtul mak ve mücadele etme çaba ve biçimlerini oluştururlar. Stres bireyin ken dine ve çevresine zarar vermeye başlandığının, günlük yaşamını olumsuz etkilediği, vücudun organları ile ilgili şikayet, problem ve sorunlar ortaya çıktığı koşullarda başkaları ya da kendileri tarafından farkına varılabil diğinde stres yaşadığını onaylanabilmektedir. Bu koşullar oluş madan stres yaşıyor olsa bile başlangıçta birey strese girdiğini, stres yaşadığını, günlük yaşamına olum suz yandığını ve olumsuz etkilendiğini bilmesine karşı, onu görmezden gelebilmektedir….

……………… Psikolog/Yazar Halil Türkmen ( Yapıttan bir kaç sayfalık kısa bir alıntı olduğu gibi eklenmiştir.

BASIMI YAPILAN KİTAPDA BU GÖRSEL KULLANILMAKTADIR. BU SİTEME ÖNCE EKLENEN GÖRSEL SİLİNEMEMİŞTİR.