ÜLKEMİZDE 2003 SONRASI ÇAĞ DIŞI YAPILANMALAR
ÜLKEMİZDE VE EĞİTİM SİSSTEMİNDE 2003 YILI SONRASI GELİŞMELER
Şimdi değerli okuyucularıma, Ülkemiz Eğitim Tarihinde geriye gidişe ve karanlık Döneme damgasını vuran Eğitimden geriye doğru sapmaların yaşandığı ÇARPIK, UCUBE, ÇAĞDIŞI, KARANLIK OL MAKLA KALMAYIP, KARA BİR DÜZENİN YARATILDIĞI; YILLARDAKİ EĞİTİM SİSTEMİNDE Kİ GELİŞMELER konusunda bilgiler vermek istiyorum.
Kendilerine karşı olan ve tehlikeli olan, bu engelleri de ortadan kaldırmakla kalmayıp, hedefleri olan iktidarlarını pekiştirmek amacı ile kadrolaşıp, yalnız kendi yandaşlarının her zaman Yüksek Lisans, Dokto ra vb. kariyer yapmalarına, kolaylık sağlanarak; Bilimin beşiği ve merkezi olması gereken üniversiteleri mizde öğretim A ve B siyasi görüşlerinin üyeleri olmanın dezavantajlı ya da çekişmeli yolu açılıyordu. Bu da yetmez gibi bürokrasi ve yükseköğretimde kadrolaşmayı sağlamak için vasıfları bulunmayan yandaş lar için sahte ilkokul lisans, yüksek lisans, doktora, doçent ve Profesör Belgeleri veriliyordu. Hatta vekil seçilmede ilkokul diploması yeterli görülerek, seçeceğimiz bilgisiz yöneticilerin bilgili toplumu temsil etmelerinin yolu açılıyordu. En önemlisi de bu vekiller eliyle, siyasi kadrolaşma ile ülkemiz koşullarında yeni bir Karanlık Çağ başlıyordu. Geçmişteki sağ ya da sol yapılanmalar yerini Dindar değil, Dinci Nesil ler ve Atatürkçü Laik Nesiller olarak ayrıştırılan, farklı yapılanmalara yerini bırakmıştı. AKP Dönemin de DEVLETTE DEVAMLILIK ESAS İKEN… MEB daha önceki Eğitim Şurası özellikle benim ilimi temsilen Raportör Üye olarak, 1993 yılı 15. Ve 1996 yılı 16. Eğitim Şuraları il ve bölge toplantılarına katılarak, bu yapıtta belirtilen bir çok konuda çağdaş ve öğrenci merkezli yapılanmalar ve 8 Yıllık Zorunlu ve Parasız Eğitim sonunda ya da 9. Sınıflarda Yönlendirme yapılması, süreç içinde Ön Eğitim ve 12 yıllık eğitimin Parasız ve zorunlu olmasının alt yapısı düzenlenerek geçilmesi… Eğitim her öğrencimizin “EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ” gereği adil ve eşit yararlanmasını sağlayacak ve çağdaş demokratik sistemlerdeki eğitime uygun olan ” Yönlendirme” ile hangi mesleği seçmek istedikleri, hangi mesleğin sahibi olmak istedikleri ve bununla ilişkili lise ve yükseköğretimi seçmelerinin düzenlenmesi gerekirken…
İlköğretimden başlanarak ülkemizi daha da geriye götüren, 8 Yıl Zorunlu ve Kesintisiz Eğitim yerine çağdışı eğitimi esas alan 4+4 Eğitim Modelini alternatif olarak getirmişlerdir. Orta öğretimde Düz Liseleri kaldırırken, diğer taraftan kendilerine bağımlı olacak merkez ve taşra örgütlerine atayacakları körü körüne bağımlı yandaşların yetiştirileceği İmam Hatip Liselerinin arttırılması hatta Kız ve Erkek Anadolu Liseleri açılması projeleri başlatıldı. Ancak toplumun karşı çıkacağı düşünülerek formaliteden Mesleki ve Mesleki Teknik Liselerde açılmıştır. Dikkat edileceği gibi eğitim sisteminde bu oyunlar oynanıp, yapılanma ve düzenlemeler getirilirken; Özünde daha çok KAZANÇ ve Kadrolaşma amaçlı çıkar gözetilir ken bu konuda önemli, olan yalnız ikisine ağırlıklı değinmek istiyorum. Birincisi 8 yıllık değil 4 yıllık zorun lu eğitim sonrası zorunlu olmadığı için kırsal yöreler başta olmak üzere, şehir merkezlerinde maddi duru mu iyi olmayan aileler zorunlu 4 yıl sonrası çocuklarını eğitim almak için okula göndermeyecekti. Özellikle kız çocuklarını, peki bu yolla ne olacaktı. Tarikatların Kur’an Kurslarına devamlarının yolu açılıyordu. Diğer taraftan kendilerine bağlı ve bağımlı dini bütün ve cahil kalmış yandaşların sayısı arttırılacaktı. Eği tim Sistemimizde ikinci KAZANÇ amaçlı düzenleme, benim katıldığım Eğitim Şurası Kararlarında Zorunlu, Parasız ve Kesintisiz Eğitimin 12 yıla çıkarılması yönünde çağdaş kararlar almıştık. Bunun uygulanmasını beklerken Düz Liselerimiz yani sınavla öğrenci yerleştirilen Fen Liseleri, Anadolu Liseleri dışında sınavsız kayıt yapılan liseler kaldırılarak eğitimde fırsat eşitliği çiğneniyordu. Yukarıda açıkladığım gibi burada da amaç belirgindi ve iki KAZANÇ hedefleniyordu. KAZAN, KAZAN uygulaması başlatıldı. Birincisi bilinçli ve maddi durumu iyi aileler ilköğretimde dershane ve özel öğretmen takviyeleriyle Fen ve Anadolu Liseleri ni kazanmayan toplumumuzdaki çok az oranda ki öğrencinin Özel Liselere kayıt yaptırmasının yolu açılı yordu. Orta seviyedeki aileler ise ortaokullarda dershaneye göndererek, Fen ve Anadolu Liselerine kazan malarını sağlamaya çalışmışlardır. Diğer bir değişle bu koşullar dışında olanakları bulunmayan ya da sınavlar Akademik Başarı yani IQ denilen Zeka Testleri ile belirlenen, derslerde aldıkları not oranında yüksek düzeyde başarılı olan öğrenciler sınavla alan liselere ya da burslu özel liselere yönlendirilirken, lise çağında çoğunluğu oluşturan çocuklarımız, gençlerimiz, Geleceğin Türkiye’ sini Oluşturacak Nesiller, Düz Liseler de ortadan kaldırıldığından İmama Hatip Liselerine kayıt olmalarının yolu açılarak, zorunlu hale getiriliyordu. Geleceğimiz Olan Çocuklarımız ve Gençlerimiz oluşturacak Gelecek Nesil üzerinde oynana bu oyunlarla yetinilmemelidir. Kendilerine bağlı olmakla kalmayıp, bağımlı olacak KULLARIN, KÖLELERİN daha da arttırılması gerekiyordu. Üniversitelere yönlenirken başarılı olan ve özellikle yaşa dığı şehir dışında ki üniversitelere giden öğrencilerin barınması için yurt olanaklarından düşük fiyatlarla yararlanmaları gerekirken, bunun da önünün kesileceği sihirli bir sopaya ihtiyaç vardı. Üniversitelere kari yer sahibi olmayan, ancak, körü körüne İTAT EDEN, YANDAŞ, KUL Öğretim üyelerine ihtiyaç vardı. Tarikatların da referans gösterdiği bu kişiler kısa sürede rektörlükten, dekanlığa üniversitelerimizin tüm yönetim kademelerine KHK ( Kanun Hükmünde Kararnameler) ile atanarak, örümcek ağı misali BİLİM MERKEZLERİMİZİ İŞGAL ALTINA ALDILAR. YÖK ve Kredi Yurtlar Kurumu, bu yurtlara alınmada öncelikli İmama Hatip Lisesi mezunları geliyordu, ayrıca tarikatlara her türlü özel yurt açma olanağı tanındığından öğrencilerin bir bölümü tarikat yurtlarına gidiyorlardı. Birçok şehrimizde açılan orta öğretim ve yükseköğretim kız ve erkek öğrencilerine hitap eden TARİKAT VE VAKIF YURTLARI konusuna geçmeden TARİKATLAR ve Nasıl Günümüzde desteklenip, bilinçli olarak arttırılan DİNİ DERNEK, VAKIFLAR konusunda yaptığım araştırmalar ve bazı yazarların yaptığı araştırmaları bilgilerinize sunmak istiyorum.
Yukarıda açıklamalarda bulunduğum 12 Eylül Askeri Cunta Darbesiyle açık pazara hazır hale getirilen Türkiye, ANAP T. Özal Hükümeti Döneminde artık değişen uluslararası konjonktürle birlikte ileri karakol görevinden çıkarak, Neo-Liberal politikalar ve Arap Baharı ülke sathını tam bir İslam pazarına çevrilmesi için tarikatların oluşup, gelişimine ve İmam Hatiplerin astronomik oranlarda artışı başlamıştı.
1923 yılında M.K. Atatürk’ün Padişahlığı kaldırarak, Cumhuriyeti getirdiği, her alanda devrimler yap masını içine sindiremeyen LİBERALLER ve daha sonra AKP Döneminde DİNCİLER tepeden inme bul makta ve bir tarikatın İslami Yorumunu yani ideolojilerini halkın malı gibi sayarak, kabullenmekteydiler.
1999 yılında Sosyolojik bir Fenomen olan Fetullah Gülen cemaati, 16 yıl sonrasında 15 Temmuz 2015 gecesinde İslamcı hattaki rakiplerine karşı kanlı bir darbeye girişecekti. ” O gün çok masumane görünen bu tarikatların bugünkü vahşeti insanlığı öylesine korkuttu ki, sorunu tekke ve zaviyelerin yasal statüsünde bulduk birden… Yani yanan alevi söndürecekken benzin dökmenin öneminden bahsedeceğim.“ AKP İktidarının A. Gül ve Davutoğlu Başbakanlıklarından sonra özellikle RTE nin Başbakanlığı Dönemin de DİNİ DERNEK VE TARİKATLARIN ORTAYA ÇIKMASINA sinsi, sinsi göz yumulmuştur. FETTULLAH GÜLEN DARBE KALKIŞMASININ, SENARYO MİZENSEN olduğunu kanıtlayan delillerden biri de hemen bu kalkışma sonrası, tıpkı Osmanlı Padişahlığı dönemindeki ( 2. Abdülhamit Döneminin benzeri) bir sisteme ihtiyaç olduğundan yola çıkılarak ve Menderes Dönemlerinden dersler çıkarılarak, KEMALİZME VE CUMHURİYETE karşı düzenlemelere girişilmesinin yolu açılması ABD ve İktidar Mensuplarınca plan lanmıştır. Diğer bir değişle Kalkışmada bulunanlar yurt dışına kaçarak hiçbir Kazanç elde edilmezken, bazıları içeri atılırken, en küçük kendilerine karşı çıkacak, eleştirecek kesimleri, kişileri etkisiz kılmak için Fetocu yaftalaması kullanma kazancı AKP İktidarınca elde edilmiştir. En önemlisi ve en büyük kazanç ise, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişin senaryosunun hazırlanması bu kalkışma bahanesiyle hayata geçirilme olanağı elde edilmiştir. Aşağıda Cumhuriyet’ den uzaklaşarak, Atatürk ve Cumhuriyet Dönemin de kapatılan illegal kurumlar meşrulaştırma olanağı bulmuştur. Cemaat yurtlarının nasıl arttığına dair çarpıcı bir örnek 2017 yılında Afyonkarahisar’da bir erkek öğrenci yurdunun MEB politikası sebebiyle İlim Yayma Cemiyeti’ne devredilmesi olmuştu. Politikanın içeriği ise 250 kişi altındaki yurtların kapatılma sıydı fakat bu politikanın sonucu gençleri özel veya tarikat yurduna mecbur bırakılması oldu. Tepkilere verilen cevap yalnızca MEB politikasının bu olduğu yönündeydi. Bu konuda daha ayrıntılı bilgilere yer verildiğinde…Cemaatlerin devlet içinde kadro elde edebilmek için verdikleri savaşta öğrenciler önemli bir yer tutuyor. Aile baskısı, KYK yurtlarının oku la olan uzaklığı aynı zamanda bu cemaat vakıflarına devredil miş mülklerin merkezi konumları, özel yurtların pahalılığı cemaat yurtlarının zorunlu tercihinde önemli bir yer tutuyor. Yurtlarda yapılan uygulamalar genç yurttaşların hayatlarını kısıtlamaktan başka bir şey getir miyor. Yurtlarda uygulanan sabah namazına kaldırma, cemaat etkinliklerine katılım zorunluluğu ve yurda giriş çıkış saatlerindeki kısıtlamalar pek çok öğrenci için önemli bir sorun haline gelmiş durumdaydı.
Gerici örgütlenmelerin beşiği haline gelen cemaat yurtları, toplumsal ruh sağlığını da gittikçe daha da bozmaktaydı. Gerici çetelerin laiklik karşıtı, saltanat yanlısı ve cihatçı fikirleriyle küçüklükten yetiştirilen genç beyinler yine de düzenin bu düzenbazlıklarına sığmıyordu. Bu fikriyata boyun eğdirilenler ise bu günkü iktidarın sallabaşları, gerici PARAMİLİTER ÇETELERİ olma yolunda yetiştiriliyordu. Daha sonra da Türk Ordusuna karşı alternatif olarak, DİNİ PARAMİLİTER ORDUNUN kurulmasına izin verilecekti. “Paramiliter Terimi Yunan kökenli olup, “harici” anlamına gelen “para” ve “asker” kelimelerinin karşılı ğı olan “militer” sözcüklerinden türemiştir. Yani yasal Türk Ordusu dışında ona karşı alternatif olan Harici Asker… ASSAM’ ın birlik projelerine dair bir Anayasası taslağında: “Devletin adı ASRİKA İslam Devletler Birliği ve yasama ve yargı yetkisi İslam Hukuku ve Şerat hükümleridir.” Sadat, Assam’ ın fikri temelleri üzeri ne 28.02.2012 yılında Emekli Tuğgeneral A. Tanrıverdi tarafından Müslüman Ülkelere hiz met vermek amacıyla kurulan, başlangıçta 50-200 arası Emekli TSK Mensubunun çalıştığı kuruluştur. Ölünce oğlu M. Tanrıverdi yönetmektedir.” İslam Ülkelerinde Birliğin oluşmasını engelleyecek, tutum ve girişimlerin olması halinde askeri güç kullanılma yetkisinin; İslam Ülkeleri Birliği Parlamentosunda bulunma zorunluluğu olduğu; bu konuda haberlerde ticari şirketten çok ülkemizde ilk defa askeri alanda faaliyet gösteren özel bir kuruluş olduğu, İslami Ülkelere hizmet vereceği belirtiliyordu. İşçi Partisine yakın bir gazetede: ” İstanbul’un Göbeğinde Yasal Kontrgerilla Merkezi olarak duyuruldu. TSK dan atılan İrticacı Askerler, Suriyeli Çeteleri silahlandırıp, eğitiyor.” 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Külliye sinde RTE başkanlığında yapılan güvenlik toplantısında Tanrıverdi, MİT Başkanı H. Fidanın yanında oturuyordu. CHP’nin bu konuda Önerge Verdiği Metinde “ SADAT’ ın Suriye’deki çatışmalara katıl mak üzere 2 bin 800 militanı eğittiği, bu eğitimler için TSK sahalarının kullanıldığı, Körfez ülkelerinden ve örtülü ödenekten ayrılan kaynakların Suriye muhalefetine ulaştırıldığı, gerilla harekatı, sokak savaşı, sabotaj, suikast gibi konularda eğitim verildiği belirtiliyor ve SADAT Başkanı’nın Deniz Kuvvetleri’nin Gölcük’teki Ulaşlı Kampı’nda, Suriye’ye gönderilecek eylemcilerin eğitimi için keşif yaptığı, kampın Suriye’ye yönelik eğitim faaliyetleri için erken boşaltıldığının öne sürüldüğünü kaydetmişti.” 2012 yılında 2 bin 800 olan bu sayının bu gün ne kadar sayıya ulaştığı bilinmemektedir.
Ancak Parlamenter Sistem, Kuvvetler Ayrılığının ( Yasama, Yürütme ve Yargı) bu DİNİ YAPILAN MALAR önünde en büyük engeldi. Bu nedenle, Fetullah Gülen Kalkışması bir fırsattı, bu fırsatın lehe çevrile rek Parlamenter Sistemin ortadan kaldırılarak Kuvvetler Birliğinin Sağlandığı Cumhurbaş kanlığı Hükümet Sistemi denen ucube sistem MHP nin desteği ile Halk Oylamasında bu konuda hiçbir bilgisi olmayan halka yutturmak için Cumhurbaşkanı sıfatı kullanılarak, kabul edilmiştir. Cumhuriyet İdaresi ile bağlantısı ve ilişkisi bulunmayan, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminde: “ Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Yürütme yetkisi, cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı partili veya partisiz olabilir. Bakanlar da cumhurbaşkanı tarafından meclis dışından atanabilmektedir.” Bu tür yetkiler tek bir kişiye verilmiştir. CHP nin karşı çıkmasına rağmen MHP desteği ile referandum sonrası kabul edilerek, TEK ADAM YÖNETİMİ Türkiye’de 16 Nisan 2017 Referandumuyla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan bu sistemde ayrıca “Kuvvetler ayrılığına dayalı başkanlık tipi bir hükû met sistemi, diğer bir değişle Yasama ve Yargı karşısında olabildiğince güçlenen Yürütme Organı yeni sistemde başat unsurdur ve sadece cumhurbaşkanından oluşmaktadır. Denge ve denetleme fonksiyonu açısından yürütme karşısında yetersiz hale gelen yasama ve yargı organları; kuvvetler ayrılığı ilkesi ile amaçlanan hürriyetlerin güvencesi olma niteliklerini önemli derecede kaybettiği….” Ucube bir sistem Türkiye de 2018 yılında başlamış ve hayata geçirilmiştir.
Genel tabloya bakıldığında ise AKP, son bir kaç yıldır devam eden rejimin, toplumsal tabakasının kemik katmanını yaratma ve gerici kadrolar var etme peşindedir. Geçmişte İmam-Hatipler her gündeme geldiğin de Milli Görüş geleneğinden gelen siyasal akımların ayağa kalkması onları var eden temel yapı taşlarının ayaklarının altından kaymasından başkası değildi. Tarikat yurtları da bugün işçi çocuklarının iradelerinin dışında onları değişime tabi tutma çabasıdır. Tabi gerici düzenin zorbalığı bitmez. Aladağ’da gencecik bedenleri yakanlar da onlardır yalnızca devlet yurdu olmadığı için Sivas’ta yananlar tarafından yakılmış lardır. Bu gerici düzendir ki çocuk bedenine ENSAR deyip tecavüz etmektedir. Üniversiteler hariç, tari kat okulları ve yurtlarındaki öğrenci sayısını 210 bin olarak aktaran raporda 4 binin üzerindeki özel yurdun 2 bin 480’i bir tarikatla bağlantılı. Tarikatlara bağlı yurtların kontenjanı 380 bin, kalan öğrenci sayısı 224 bini buluyor. TÜRGEV Türkiye genelinde 3 ortaöğretim ve 21 yükseköğretim yurdumuzla KYK’ nın 81 ilde, 162 ilçede ve 2 de KKTC’de olmak üzere toplam 552 yurdu bulunuyor. Bu yurtlardan 277’i kız, 175’i erkek, 100’ü de karma öğrenci yurdu varken; İlim Yayma Cemiyetine ait Türkiye’de 174 yurt bulunu yor. 2018 araştırmalarında, TÜGVA, İlim Yayma Cemiyeti ve Ensar Vakfı’na ait yurtların toplam sayısı ise 374. Üniversite öğrencilerinin kullanımına olan yurtlar ise yalnızca 777.
Özel yurtlarda fiyatlar ilçeye ve oda tipine göre değişiyor. Çeşitli ilçelerdeki yurtlardan edinilen bilgiler şu şekilde: Fatih’te iletişime geçtiğimiz İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt yerleşkesine yakın bir yurdun 9 aylık süre için akşam yemekleri hariç ücretleri odadaki kişi sayısına göre 43 bin TL ile 95 bin TL arasında değişiyor. Beşiktaş’ta Galatasaray Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne yakın bir özel yurdun tek kişilik odaları yıllık 78 bin TL, dört kişilik odaları ise 62 bin TL. Avcılar’da bir başka özel yurtta üç kişilik odaların ücreti yıllık 57 bin TL, dört kişilik odaların ücretiyse 45 bin TL. Şişli’de ise üç kişilik odaların olduğu bir özel yurdun yıllık ücreti 49 bin TL. Özel yurtların ücretlerini karşılayamayan öğrenciler ise dernek ve vakıf yurtlarına yöneliyor. Fiyat almak için konuştuğumuz dernek ve vakıf yurtları arasında İlim Yayma Cemiyeti ve Ensar Vakfı’nın yurtları da var.
AKÇASOY UN ARAŞTIRMALARINDAN ALINTIDIR.
AKP İktidarı Öğrenci Yurtlarının pahalı olması, KTK Yurtlarının yetersiz olmasından yararlanarak, bunu KAZANCA çevirmesi ve politikalar geliştirmesi bir fırsattı; cemaatlerin artması “Cemaat veya Cemaât- Arapça: Dinde bir fikir, kitap, şeyh, imam, veli, alim veya ibadet için bir araya gelen topluluklara denir. İslâm’da ayrıca tasavvuf ve benzeri hareketlerde, belli bir görüş ve inanca sahip gruplar için de kullanılır Tasavvuf cemaatine tarikat denmektedir.” ve gençliği kapsaması için bu büyük ve çifte bir kazanç sağlayacaktı. KAZAN, KAZAN… Projenin hayata geçmesi ve yurtların ucuz olması için devlet desteğine ihtiyaç vardı. Aşağıda Akçasoy’ un araştırmalarından yaptığım yukarıda ve alttaki alıntıların, bu konuda sizlere fikir vereceğini ummaktayım. İBB’ye ait olan “STK-Okul-Yurt 2018” adlı faaliyet raporu, eski yönetim tarafından Belediye Meclisine sunulmamış. Bir bölümü geçen Ocak ayında Sözcü gazetesi yazarı Çiğdem Toker tarafından köşesinde paylaşılan rapora göre, AKP’ye yakın dernek, vakıf, tarikat ve cemaatler için kamu kaynaklarından 847 milyon 592 bin 858 lira harcandı. Yardımlar, kiralama, ulaşım, bakım, onarım ve tadilat, malzeme yeme-içme ve gezi gibi başlıklar adı altında yapıldı. Rapora göre İBB’ den en fazla yardım alan kurum, mütevelli heyetinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da yer aldığı, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA). 2018 ve öncesini kapsayan raporda TÜGVA’ nın 74.3 milyon liralık yardım aldığı görülüyor. Akçasoy: Medyascope’a konuşan Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı ve Eğitim Sen Yükseköğretim Uzmanı İlker Akçasoy’a göre sorun sadece dini tarikat ve cemaatlerin cazip kılınma sı değil, devlet yurtlarının da “Cemaatleştirilmesi” ve dini etkinliklerin merkezi haline getirilmesi. “Devlet yurtları da cemaatleştiriliyor: “Devlet yurtlarında da düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanan öğrencilerin hukuksuz olarak yurtlardan atıldığına tanık oluyoruz. Aslında siyasi iktidarın politika tercihlerinin bir sonucu olarak, her alanda öğrencilerin temel hak ve özgürlükleri yok sayılıyor ya da baskı altına alınıyor. Ancak tarikat ve cemaat yurtlarının cazip kılınması, yoksul ailelerin çocuklarının bu yurtlara mahkum edilmesi, sadece yaşam tarzı değil bir bütün olarak temel hak ve öz gürlüklerin kullanımını engelliyor. Çünkü bu öğrenciler çaresizce bu yurtlarda kalmaya zorlanıyor.” Türki ye’deki öğrenci yurtları arasında yüzde 60’ı KYK’ya ait. KYK yurtlarını yüzde 16 ile dernek yurtları takip ediyor. Dernek ve vakıf yurtlarının toplam kapasite içindeki oranı yüzde 20’yi geçiyor. Ticari yurtlar ve şahıs yurtları toplam kapasitenin yüzde 14’üne yakınını oluşturuyor. Vakıf Üniversiteleri ve Devlet Üniversitelerinin kendi yurtlarının kapasiteleri ise toplam yurtların içinde yüzde 2’yi geçmiyor. İlker Akçasoy çeşitli sebeplerle daha çok öğrencinin yurtlara yönelmesinin devasa bir barınma krizine sebep olduğunu söyledi: “Temel sorun şu ki ‘her ile bir üniversite’ projesini hayata geçiren siyasi iktidar, öğrencilerin haklarını görmezden gelmiş, yeterli, sağlıklı ve nitelikli barınma hakkını yok sayarak üniversite açmıştır. Haliyle kamusal, parasız ve nitelikli olarak karşılanması gereken barınma, ulaşım ve beslen me hakkı yerine, adı tabeladan ibaret üniversitelerle, üniversitelerin bulunduğu ilin ekonomisinin güçlendirilmesi temel dert olarak tariflenmiştir.” İstanbul’da bu yıl 824 bin 517 üniversite öğrencisi bulunuyor. KYK’ ya bağlı 22 yurdun kapasitesi ise sadece 29 bin 794. İstanbul’da ticari özel, dernek, vakıf, şahıs ve üniversitelerin kendi yurtlarından oluşan özel öğrenci yurtlarındaki yatak kapasitesi ise İstanbul’da 100 bin 645. MEB’in 2021-2022 Örgün Eğitim İstatistikleri Raporu’na göre yatak kapasitesini 58 bin 104’ü bu yıl eğitime başlayacak öğrenciler için ayrıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) açtığı öğrenci yurtlarının sayısı ise bu yıl 10’a çıktı. Bu yurtlarda 2 bin 800 öğrenci aylık 950 TL karşılığında barınabilecek…
Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu’nun resmi açıklamalarına göre, bu yıl KYK yurtlarına başvuran öğrenci sayısı 415 bin 305, ikamet ettiği şehirden başka bir şehirdeki üniversitelere yerleşen öğrenci sayısı 502 bin 295. “Ekonomik kriz ve yüksek enflasyon daha çok öğrencinin yurtlara yönelmesine sebep oluyor” Bu yıl KYK yurtlarına başvuru yapanların sayısının, ikamet ettiği şehirden başka bir şehre yerleşen öğrenci sayısına ya kın olması barınma ihtiyacı yaşayan öğrencilerin çoğunun KYK yurduna yönelmiş olabileceğini gösteriyor. Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu, 2021 tarihi itibariyle 49 vakfa ait 349 yurt bulunmaktadır” diye yanıtladı. Kasapoğlu, hangi vakfın kaç yurdu olduğunu açıklamıştır. Yurtlara ikinci yerleştirmelerinin bittiğini duyurdu. Fakat 759 bin 838 kişilik KYK yurt kapasitesinin ne kadarının boş olduğu ve bu yıl yurtlara başvuran 415 bin 305 kişinin başvurularının ne oranda karşılanabildiği bilinmiyor. Artan kira fiyatlarının yanı sıra ekonomik kriz ve yüksek enflasyon da daha çok öğrencinin yurtlara yönelmesine sebep oluyor: “Yurt başvurularındaki en önemli etkenleri; ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve yarına dair hissedilen belirsizlik olarak ifade edebiliriz. Çünkü özellikle büyükşehirlerde yurtlara yönelmenin temel nedenleri arasında ulaşım, beslenme ve gündelik yaşamın getirdiği maliyetler de önemli rol oynamakta. Haliyle sadece artan kira fiyatları değil, artan elektrik faturaları, yakıt giderleri, ulaşım ve beslenme maliyetleri, yani kısaca hayat pahalılığı olarak soruna yaklaşmak daha gerçekçi olacaktır.” Bu yıl 28 Ağustos’ta KYK yurt başvurularının sona ermesiyle birlikte KYK yurt ücretlerine de zam yapılması bekleniyordu fakat 14 Eylül’de Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yurt ücretlerinde değişiklik olmayacağını duyurdu. Yeni eğitim döneminde İstanbul’da yurtta kalacak öğrenciler için KYK yurtları dışında ticari özel yurtlar ve çeşitli dernek ve vakıf yurtları da bulunuyor.
Bu dernek ve vakıf yurtları arasında sayıları tam olarak bilinmese de cemaat ve tarikat yurtları da var. TÜGVA’ yı 51 milyon 593 bin 44 lira ile Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) izliyor. 1996 yılın da İSEGEV adıyla kurulan vakıf, 2011 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti aldı ve vakfın kurucuları arasında yine Bilal Erdoğan yer alıyor. Vakıf, vergi muafiyetinin ardından 2012’de adını TÜR GEV olarak değiştirdi. TÜRGEV’ in bugünkü yönetim kurulundaysa aynı zamanda Erdoğan’ın kızı olan Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ ın eşi Esra Albayrak da yer alıyor. TÜRGEV’ e dair en ilginç detaysa, İBB eski başkanı Mevlüt Uysal’ın da yönetim kurulunda bulunuyor olması. İBB, T3’ün ardından en fazla yardımıysa Ensar Vakfı’na yapmış. 29 milyon 797 bin 240 lira para alan Ensar Vakfı, Karaman ’daki kayıt dışı yurtta çocuk istismarıyla gündeme gelmişti. Önceki yıl Milli Eğitim Bakanlığı da, vakıfla beş yıllık eğitim, seminer, gezi ve proje protokolü imzalayarak tepki çekmişti. Faaliyet raporuna göre İBB’den destek alan, Erdoğan ailesine ait vakıflardan bir diğeri de Okçular Vakfı. 16.6 milyon liralık yardım alan vakfın mütevelli heyetinde yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan bulunuyor Cemaat yurtlarında aylık oda fiyatları 3 bin TL’den başlıyor.
İlim Yayma Cemiyeti, İstanbul’ ki yurtlarda altı kişilik odalar için aylık 3 bin TL, talep ediyor. Yurda gece saat 23.00’den sonra giriş çıkış yapılamıyor. Ensar Vakfı’na ait yurtlarda ise üç kişilik odalar aylık 3 bin, beş kişilik odalar ise aylık 3 bin 200 TL. Yurtlara gece saat 23.00’ten sonra giriş çıkış yasak ve yurtta kalan öğrencilerden her hafta perşembe günü bir buçuk saatlik “toplantılara” katılmaları bekleniyor. Bu toplantıların içeriğiyle ilgili detaylı bilgi vermek istemeyen yurt görevlileri toplantılarda genel olarak “güncel, kültürel ve dini konuların konuşulduğunu söyledi. Bir tür FETÖ kumpası yeniden üniversitelerin üzerinde dönmektedir. Üniversiteler daha FETÖ ve AKP yıkımından kurtulamadan Süleymancılar, İHYA Vakfı gibi gerici kuruluşların yurtları ve sağladığı burs imkânları üzerinden örgütlenmelerine devam ediyor. Ülkü ocaklarının yanı sıra Önder İmam Hatipliler Derneği gibi yapılar üniversite üzerinden kadro devşirmeye hız vermiş durumda. Burs, kalacak yer ve devlette kadro bulma umudu bir kısım öğrenciyi gerici çetelere çekerken, gençliğin diğer bir kısmı da geleceksizliğin dermanını diğer sermaye gruplarının staj sömürüsünde ve paralı kariyer konferanslarında aramaya itiliyor.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün verilerine göre Mülhak Vakıf ve Cemaat Vakıf Sayısı: Esnaf Vakfının Yeni Vakıf Sayısı : 247 adet : 167 adet : 1 adet : 6.094 adet • Yurtdışında Kurulan Vakıfların (Yabancı Vakıflar) Türkiye’deki Şube/Temsilcilik Sayısı : 12 Adettir. Yeni Vakıf Çeşitleri 1. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları 2. Çevre Koruma Vakıfları 3. Diğer Yeni Vakıflar (Çok amaçlı vakıflar) Şube/ Temsilcilik Sayısı • Şube • Temsilcilik : 2.108 Adet : 1.551 Adet Vakıf Sayısı : 1.003 Adet : 10 Adet : 5.081 Adet
Üniversitelerin açılmasına sayılı günler kala, ailelerinin bulunduğu kentlerden farklı bir kentte okuyacak öğrenciler, barınma sorunu yaşıyor. Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarının kapasitesi 950 bin. Türkiye’de yaklaşık 7 milyon üniversite öğrencisi bulunuyor. Artan kira fiyatları öğrencilerin eve çıkmasını zorlaştırdı. Bu durum, öğrencilerin çok büyük bir bölümünün özel yurtlara başvurmasına yol açtı. Ancak özel yurtların fiyatları da fahiş biçimde arttı. Ankara, İstanbul ve İzmir’deki özel yurtların fiyatları yıllık 50 bin ila 160 bin lira arasın da değişen rakamlara yükseldi. Yurt masrafını karşılayacak durumu olmayan öğrenciler, bu nedenle tarikat ve cemaat yurtlarına yönelmek zorunda kaldı. Artan kira fiyatları ve devlet yurtlarının yetersizliği nedeniyle barınma sorunu yaşayan öğrenciler için özel yurtlar, neredeyse zorunlu seçenek haline geldi. Ancak özel yurtların aylık rakamlarının yüksek olması, öğrencilerin zorunlu olarak cemaat ve tarikat yurtlarına yönelmesine yol açtı. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın, protokol yaptığı cemaat ve tarikatlara ait yurtlarda kalan öğrencilere burs vermesi, ailelerin de bu konuda ısrarcı olmasına yol açtı. Söz konusu tarikat ve cemaat yurtlarında kalan öğrencilere dini sohbetlere ve ibadetlere katılmaları zorunlu tutuluyor. Yine Aynı Konuda Evrensel’i n aktardığına göre 2020-2021 eğitim ve öğretim dönemine gelindiğinde ise yurt sayıları 773’e geriledi. 703 bin olan kapasite sayısı ise 695 bine geriledi. Lisans ve ön lisans düzeyin de örgün eğitim gören öğrenci sayısı ise 3 milyon 800 bin. Mevcut veriler öğrencilerin yalnızca yüzde 18’inin barınma ihtiyacının devlet tarafından karşılanabildiğini gösteriyor.
Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) bağlı Yükseköğretim Bilgi Yönetim Sistemi’nin verilerine göre Türkiye’de 8 milyon 296 bin 959 üniversite öğrencisi var. Bu sayıdan, açık ve uzaktan öğretim görenlerin sayısı çıkartıldığında 3 milyon 761 bin 637 öğrenci kalıyor. Bu öğrencilerin içinde doktora ve yüksek lisans öğrencileri de bulunuyor. Cemaat yurtlarında tekelleşme olduğu kaydedildi. Özel yurtlar olarak nitelendirilen vakıf, dernek, şahıs, ticari, kamu üniversitesi yurtları ve özel işletmelere ait olduğu belirtilen yurtların sayısının 4 bin 692 olduğu açıklandı. Raporda, 2006 yılında Türkiye’deki resmi tarikat yurdu sayısının 1723 olduğu belirtilirken 2022 yılında yüzde 93 artarak resmi tarikat yurdu sayısının 3 bin 331 olduğu bilgisi yer aldı. 2020 yılları ile 2022 yılları arasında birçok araştırmacı ve gazetecilerin yaptığı araştırmalara göre ülkemizde dini cemiyet, dernek, vakıf ve cemaat sayıları daha önceki yıllara göre %94 arttığı tespit edilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Örgün Eğitim İstatistikleri Raporu’na göre 22 Haziran 2022 itibariyle Türkiye’de Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) bağlı 776 yurtta toplam 759 bin 838 kişilik kapasite var. Ülke genelindeki özel öğren ci yurtlarının sayısı ise 4 bin 692. Toplam 463 bin 365 yatak kapasitesine sahip bu yurtların arasında 200 bin 342 yatakla dernek yurtları, 124 bin 694 yatakla ticari özel yurtlar, 71 bin 597 yatakla vakıf yurtları yer alıyor.
Yine basın organları gazeteci yazarların bilimsel araştırmalarına göre Türkiye’de dernek sayısı 100 bini aştı. Ülkede faaliyet gösteren dernek sayısı Eylül Ayı itibarıyla 100.943’e ulaştı. Derneklerin %38,4’ü mesleki ve sosyal dayanışma alanında hizmet veriyor. En çok dernek İstanbul, Ankara ve İzmir’de kuruldu. Türkiye’de toplam 6.147 vakıf bulunuyor; yeni vakıflar eğitim ve sosyal tesisleri olduğu. Yine İçişleri Bakanlığı Türkiye çapında faaliyetteki dernek sayısını açıkladı. İçişleri’nin sitesinde yayımladığı verilere göre, Türkiye genelinde toplam faal dernek sayısı 122 bin 155 oldu. Verilere göre “mesleki ve dayanışma dernekleri” 38 bin 332 dernekle ilk sırada yer alırken, 27 bin 283 dernekle “spor ve sporla ilgili dernek ler” ikinci sırada yer alıyor. Türkiye genelinde toplam 18 bin 416 “Din hizmetinin gerçekleşmesine yönelik faaliyet gösteren dernek” var. Türkiye’nin en büyük ilk üç ilinde de “dini dernekler” üçüncü sırada yer alıyor. Ankara’da 1 bin 470, İstanbul’da 2 bin 251, İzmir’de ise 727 dini dernek bulunuyor. İçişleri’nin verilerine göre “dini derneklerin” birinci olduğu iller şöyle: Afyon, Bitlis, Çankırı, Denizli, Düzce, Erzin can, Erzurum, Karabük, Konya, Kütahya, Sakarya, Sivas, Van. “Dini derneklerin” ikinci sırada olduğu iller ise şöyle sıralandı: Arda han, Bartın, Bayburt, Bilecik, Bolu, Elazığ, Gümüşhane, Iğdır, Kars, Kırıkkale, Muş, Nevşehir, Niğde, Siirt, Sinop, Uşak, Yalova, Yozgat. Özel yurt ücretleri 3 bin liradan başlarken Diyanet yurdunda en az 5 bin 800 lira isteniyor. Birgün’ de yer alan habere göre, Türkiye Diyanet Vakfı’na bağlı İstanbul Kadıköy Kız Öğrenci Yurdu’nda 6 kişilik, ranza sistemli bir odanın 10 aylık ücretinin 58 bin lira olduğu ortaya çıktı.
MEB’in açıkladığı verilere göre 2019-2020 eğitim ve öğretim döneminde KYK’ ye bağlı 793 yurt bulunu yor ve bu dönemde yurtlar 703 bin 175 öğrenci barındırabiliyordu. Cemaat ve tarikatların kayıtlı yurtları da dernek ve vakıf yurtları arasında: İlim Yayma Vakfı’nın İstanbul’daki yurtlarının toplam kapasitesi 3 bin 455; TÜRGEV ’in İstanbul’daki yurtlarının kapasitesi 2 bin 396, Ensar Vakfı’nın İstanbul’daki yurtlarının kapasitesi ise bin 89. Bu rakamlara karşın İstanbul’da KYK’ ye bağlı 21 yurt bulunuyor. Bu yurtların toplam kapasitesi ise 18 bindir. İlim Yayma Cemiyetinin 2020 itibarıyla bünyesinde 173 şube, 186 yurt, 80 eğitim merkezi bulunmaktadır. Yükseköğretimde çoğunluğu oluşturan diğer öğrencilerimize kontenjanları ve koşulları yetersiz olan devlet Yurtları kalıyordu. Bu yurtların da özel koşulları vardı. İki yıl yükseköğretim de devam etmeden geçmeden kayıt yapılamıyor. BU SÜRE İÇİNDE YA TARİKAT YURTLARINA GİDECEK YA DA Kendilerine devletin yeterli oranda ödemediği bursla BİRKAÇ ARKA DAŞLA BİRLEŞEREK KİRALIK EV tutmak zorunda kalmaktadırlar. Dini Vakıf, Tarikat, Dernek Yurtların da kalan arkadaşların dan öğrendiklerine göre ” Bir yurda devam eden öğrenciler istese de mezun olana kadar yurtlardan ayrılmalarına izin verilmemektedir. Tüm yukarda veriler ışığında:
TÜRKİYE GENÇLERİ VAKIF VE CEMAAT YURTLARININ İŞGALİ ALTINDADIR
Şimdi ülkemizde AKP Döneminde, özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi TEK ADAM Döneminde ülkemizdeki Cemaat, Tarikat, Dernek ve Kuruluşlarla ilgili araştırmacı yazar ve gazetecilerin bu konuda yazdıklarından olduğu gibi aktararak ayrıntılı bilgiler vererek; Ülkemizin Geleceği Açısından GİZLİ TEH LİKEYE ve DEMOKRASİYE TEHDİTE dikkat çekerek, bu konuyu sonlandırmak istiyorum.
Cemaat veya Cemaât Arapça: Yukarıda açıklandığı gibi, Dinde bir fikir, kitap, şeyh, imama, veli, alim veya ibadet için bir araya gelen topluluklara denir. Tarikat ve cemaatlerin büyük bir bölümünün Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yaptıkları protokol doğrultusunda açtıkları vakıf yurtları bulunuyor. Bu yurtlarda öğrencilere ibadet ve dini derslere katılmak zorunlu tutuluyor. Bazı yurtların internet sitelerinde dini eğitim verildiği yazıyor, bazılarında ise yurt görevlileri kayıt yaptırmak isteyen öğrencileri bu konuda bilgilendiriyor. Ülkemizde sayısız Cemaat ve bu cemaatlere bağlı onlarca kolları olan birkaç bilinen cemaat konusunda bilgi vermek istiyorum. Cemaatlerin büyük çoğunluğu Nakşibendi Tarikatı geleneğine bağlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yalnız TBMM’de temsilcisi bulunan Tarikatlardan Nurcular, Nakşibendiler (Süleymancılar, Menzil, İsmail Ağa İskender Paşa, Yahyalı, Erenköy Cemaati) ve Kadiriler siyasi ekseni itibariyle Şer-iatçi tarikatlardır. Şimdi ülkemizdeki tarikatlarla ilgili basında gazeteci ve araştırma cı gazeteci ve yazarlardan olduğu gibi alıntılar yaptığım bu konuda aşağıdaki bilgileri hiçbir değişiklik yapılmadan; okuyucularımın bilgilerine sunarken, her hangi bir konuda tereddüt oluşması halinde daha ayrıntılı araştırmalar yapılmasını önermekteyim.
Her tarikatın onlarca kolu olduğu yine edinilen bilgiler doğrultusunda aşağıda önemli olanlar belirtilmiştir. Doğrulanabilir, kanıtlara ihtiyaç bulunacağı bilgilerinize sunulur. Ülkemizdeki tarikatların en büyüğü NAKŞİBENDİ TARİKATIDIR. Menzilciler, İsmailağa Cemaati Nakşibendîliğin Halidilik koluna bağlıdır. İskenderpaşa, Kadiri, Mevlevi, Halveti, Rufai, Melami veya Bayrami, Süh verdiye, Çeşti, Şazeliye, Hizb-ut Tahrir Cemmatları vb. Sayabiliriz Nurcular: Fetullah Gülen Cemaati, İlim Yayma Cemiyeti, Kır kıncı Hocacılar Cemaatı, Yeni Asyacılar, Yeni Nesilciler, Aczimendiler, Meşveretçiler, Medzehra Grubu, Zehra Vakfı, Okuyucular, Yazıcılar, Sungurcular, Medrese Alimlari, Şalvarlı Efe Cemaatı, Hayrat Cema atı, Norşın dergahı vb. Süleymancılar: Hazneviler, Yahyalı Cemaati, Erenköy Cemaatı, Tufancılar, Kıbrısiler, Zilan Cemmati, Reyhaniler, Hacehan, Işıkçılar, Arvasiler, Akfırat, Halidiyet Cemaatı vb.
Türkiye de en büyük cemaat Menzil Cemaati’nin 30 yıllık vakfı Semerkand ve bağlı dernek, kurum ve şir ketler. Menzil cemaatinin elebaşısı ve büyük ağabeyi Saki Elhüseyni’nin Serhendi Vakfı, Türkiye genelinde örgütlenmesini genişletiyor. Vakıf, kendisine bağlı olarak Kayseri’de “Ayasılızade Hayrat Vakfı” kurdu. Vakfın senedi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce Resmi Gazete’den yayımlandı. Menzil cemaatinde Abdülbaki Erol hayattayken, oğulları Saki Erol, Fettah Erol ve Mübarek Erol’a halifelik vermişti. Abdülkadir Erol un ve fatı sonrası ardından tarikat kardeşler arası miras kavgası sürerken, üçe bölündü . Menzil’de bölünme: Büyük kardeş Saki Erol’un yeni kurduğu Serhendî Vakfı, Menzil Cemaati’nin üçe bölünmesinin ardından başlayan tartışma, büyük kardeş Saki Erol’un Serhendî Vakfı’nı kurmasıyla devam ediyor. Serhendî Vakfı, Semerkand Vakfı, TÜMSİAD, Beşir Derneği ve GENÇKON ile ilişiğini kestiğini, tarikatın önceki vakıf ve dernekleriyle ilişkisi olmadığını duyurdu. Tarikata bağlı Semerkand Vakfı, Semer kand TV ve şirketler Mübarek Erol’a kal mıştı. Menzil Cemaati Nakşibendîlik’ e bağlı, Adıyaman merkezli bir cemaattir. Menzil, Nakşibendi tarikatının Halidiyye kolunun Türkiye’deki oluşum larından biridir. Pazarlama şirketleri, alışveriş siteleri ve Turizm şirketleri bulunmaktadır. Semerkand Şirketler Grubu adı altında tam 17 şirketi var tarikatın Menzil mensuplarının kurduğu “Semerkand Vakfı” turizm şirketleri, medya organları, vakıflar ve eğitim kurumları gibi farklı şirket ve yapılanmalar; cemaatin birincil ekonomik kaynağını oluşturmaktadır.
Süleymancılar, ya da kendi söylemleriyle Süleymanlılar, Türkiye merkezli Nakşi eğilimli bir cemaattir. Cemaat; ismini “üstad” olarak tanımladıkları Süleyman Hilmi Tunahan’dan alır. Türkiye’nin önde gelen bazı siyasetçileri Nakşibendi tarikatı ile bağlantılıdır. Kadiriler Cemaati Tarikatı: Kadirilik’e giriş “müba yaa” denilen bir törenle gerçekleşir. Bu tören sırasında şeyh önce üç kere fatiha’yı, arkasından mübayaa âyetini okur ve üç kere “estağfirullah el-azim ve etubü ileyh” der. Sağ eliyle adayın sağ elini tutar ve “ben Allah’a, meleklerine, pey gamberine şehadet ederim. Şüphesiz ben Allah ve Resûlüne bütün günahlarımdan dolayı tev be ve rasûlünün emirlerine imtisal, yasaklarından ictinabla hakk’a ibadete gayret ediciyim. Taka tım nisbetinde fakir ve düşkünlerin hizmetine koşmanın en büyük vazife olduğuna inancım tamdır. Abdul kadir Geylanî Hazretleri dünya ve ahirette bizim şeyhimiz olsun. Bu ikrarımıza cenab-ı hak şahittir” diye rek telkinde bulunur. Telkinin son bölümü bir ahitleşmedir: “el şeyhimizin elidir. Sizin örnek tutacağınız zat seyyid şeyh muhyiddin abdulkadir geylanî’dir. ahid Allah ve rasûlü iledir. Mühr-i kadiri denilen bir külah (sikke), çok süslü bir tac, değerli kumaşlardan yapılan kolları geniş ve belden bir kuşakla bağlanan haydariye ya da cübbe ve şalvardan oluşan özel giysileriyle diğer insanlardan ayrılırlar. Kadirilik, üyelerinin “burhan gösterme” adını verdikleri şiş kaplama, kızgın fırına girme, ateşle oynama gibi gösterileri bugün de büyük ilgi çekmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsmailağa cemaati ile bağlantısı olduğu söylenmektedir.
Erenköy Cemaati, Nakşibendilik geleneği içinde olup esnaf ve işadamları kolu olarak bilinir. Üye sayı sına göre bakıldığında büyümekte olan cemaatlerdendir. Erdoğan, Erenköy Cemaati’ne bağlı Sami Efendi Vakfı’na vergi muafiyeti tanıdı. Böylece iktidara yakın vakıf sayısı 341’e çıktı Erenköy cemaatinin; Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı, Muradiye Kültür Vakfı, İlmi Araştırmalar Merkezi, Erkam Radyo ve Altınoluk Der gisi gibi birçok kuruluşu vardır. Öğrenci Yurtları ve hastaneleri de bulunuyor. Aile ve sosyal politikalar bakanlığı’ yla Nakşibendi tarikatına bağlı muradiye vakfı arasında imzalanan protokol kapsamında açılan 31 Çocuk Evine korunmaya muhtaç çocukların yerleştirildiği ortaya çıktı. Erenköy Cemmati olarak bilinen oluşum ağırlıklı Ankara’da faaliyet gösteren vakfı vardır.
Yahyalı cenmaati Nakşibendi tarikatının Yahyalı Cemaati olarak bilinen bu yapı, Erenköy Cemaati’nin Mahmut Sami Ramazanoğlu’ndan sonraki kollarından biridir. ” Dinç’e göre mürid, mürşidinin elinde ameliyat masasına yatmış bir hasta gibidir. Akıllı mürit ameliyat masasında doktoruna teslim olur. Çünkü tarikat yolu tehlikelerle doludur, dolayısıyla bu yola yalnız çıkmak tehlikelidir. Nefis ve şeytana karşı mücadelede mürşidi kamillerden istimdat etmek gerekir. Bu noktada mürşit bir kılavuz, bir vesiledir. ” Ali Ramazan Dinç’in önderliğinde Ehli Sünnet Alimleri Meclisi (ESAM) oluşturulmuştur. Meclis 2013-2016 yılları arasında Kayseri’ de dokuz toplantı gerçekleştirmiş, bu toplantılarda İslam Alimlerinin sorumlulukları, ilim ve edeb, dünyevileşme ve kimlik kaybı, çocuk istismarı, rabita, faiz, ümmet olarak birliktelik ve cemaatler arası kaynaşma temaları ele alınmıştır. Ümmetin birliğiyle ilgili toplantıda çözümün 4C formü lünde -Cami, Cemaat, Cuma ve Cihat- olduğu fikri öne sürülmüş, her alimin kendi bulunduğu bölgede bir ilmi çalışma başlatması kararı alınmıştır.
Hayrat Vakfı, ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar yapan, Nur Cemaati’nin Yazıcılar Grubu’na mensup bir sivil toplum kuruluşudur. Ahmet Hüsrev Altınbaşak tarafından 1974’te Isparta’da kurul muştur. Merkez binası İstanbul Küçükçekmece’dedir. 2012 yılında MEB’ na bağlı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile imzaladığı protokole göre tüm Türkiye’deki halk eğitim merkezlerinde “Osmanlı Türkçesi” kursları düzenlemektedir. Bu kursların “Dil Devrimi’ni” değersizleştirdiği yönünde eleştiriler de yöneltilmektedir. Kızıl İmamcılar Kökeni Adnan Oktar Cemaati’dir.
Bugün Bakanlıklarda Sağlık da Menzilciler, Eğitim de Işıkçı ve Menzilciler, Bayındırlıkta İskenderpaşa cılar, Emniyette Hakyolcular, İçişleri Nakşibendiciler, Ordu da Süleymancılar, Yargıda Süleymancılar, Menzilciler ve Hakyolcular egemendir. Nur Cemaati Said-i Nursi’ nin yolundan gidenlerin cemaatidir. Bu Cemaate bağlı Hayrat Vakfı’nın Ankara Keçiören’de bulunan Marifet Erkek Öğrenci Yurdu’nda öğren cilerin namaz ibadetlerini toplu olarak kılması zorunlu. Bu yurtta kalmak isteyen öğrencilere kahvaltı ve akşam yemeklerini toplu olarak yemeleri de zorunlu tutuluyor. Yurda kaydolacak öğrenciler için haftada iki kez, “ilim ve irfan sahibi” olduğu belirtilen hocaların verdiği dini derslere katılma şartı da var.
ÇAĞDAŞ VE DEMOKRATİK EĞİTİMDEN, SAPMALAR ÜLKEMİZDE GERİYE GİDİŞ VE KAYIP YILLARIMIZ…
Bu kitabı tamamlayıp, kişisel web sitemde yayımladığım 2003 yılında ve güncellenen2004 yılından sonraki yıllarda, ülkemizde AK Parti İktidarları dönemi başlamıştı. Bu iktidar döneminde, ABD emperyalizmi eliyle ve desteğiyle gerçekleşen 12 Eylül 1980 Faşist Askeri Cunta Darbesinin devamı olan. ve Rahmetli T. Özal Dönemi de başlayan, Nakşibendi Tarikatının devlete yerleştirilmesini ve kadrolaşmasını izlemek zorunda kalmıştık.( Daha önce açıkladığım Takunyacılar Grubu) AKP Dönemimde ise özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Tek Adam Ucube Sistemlerinde, eğitimimizde GERİYE DOĞRU GİDİŞİN FİTİLİ ATEŞLENEREK, HER GEÇEN YIL VE DÖNEMDE ülkemiz Geriye Doğru Çağ Atlatılmıştır. Yukarda açıkladığım bilgiler dikkatler alındığı sayısız tarikatlara AKP İktidarlarınca ayrıcalıklar verilmesi yetmezmiş gibi, bakanlıklarda söz sahibi olmalarının yolu açılmıştır. ÜLKE KARANLIK VE ÇAĞ DIŞI İŞGAL VE KUŞATMA ALTINDADIR. Bütün bunların sonucu, 2003 sonrası eğitim sistemimizde yapılan çağdışı ve demokratik olmayan düzenlemelere, bu düzenlemelerle büyük tahribatlar alarak, çağın dışına itilerek; ORTAÇAĞ KARANLIĞINA MAHKUM EDİLEN KARANLIK VE UCUBE Sistemle ilgili aşağıda, okuyucularıma bu dönemle ilgili ek bilgiler sunarak, bazı bilgilendirmeler daha yaparak yapıtımı tamamlamak istiyorum. Yukarıda açıklayıp bilgilendirdiğim gelişmeler ve uygulamalar gelecekte, özellikle eğitimcilerce bilinmelidir ki!…Eğitin Sistemimizde DEMOKRATİK VE ÇAĞDAŞ DÜZENLEMELER yapmanın yolu tekrar Cumhuriyete ve Atatürk İlke ve Devrimlerine dönerek, Çağımızın gelişen koşullarına uygun her seviyede ve düzeyde bilgi çağının bireylerini yetiştirmek olmalıdır. Bu nedenlerle, bu yapıtımda açıkladığım çağımıza, geleceğe uygun, eğitimimizin nasıl düzenlenmesi gerektiği konusunda; görüş ve fikirler edinilsin ve uygulanabilsin…
Bu dönemin başlangıcından , sonuna kadar, yaptıkları düzenlemeler Cumhuriyete ve Atatürk’ e karşı yapılmıştır. Öncelikli olarak, ” YENİ OSMANLICILIK ” adı ile Atatürk ün Emaneti olan Cumhuriyet ve ilkelerine yok etmek ve ortadan kaldırmak ve alternatif olarak Padişahlık ve Sultanlığa benzer yönetim şeklini SÖZDE CUMHURİYET İdaresi altında getirmek için yasal düzenlemelerin yapıldığını gözlemlemekteyiz. Buna paralel olarak yapılan düzenlemelerle yetinilmeyerek, davranışların eğitimle kazandırıldığının bilincinde olan bu kesimler, paralel olarak; Eğitim Sistemimizde, eğitim modeli, müfredat programlarında çağdışı- geriye doğru köklü değişikliğe giriştiler. Önce, bugüne kadar sorunsuz devam eden, 8 Yıllık Kesintisiz Zorunlu ve Parasız Eğitim, 12 yıla çıkarılması Eğitim Şurası toplantılarında karar bağlanmışken; bunun yerine 4+4 Eğitim Modeli getirildi, Yukarılarda yönlendirmede açıklanan ve Eğitim Şurası kararlarında yer alan; Yönlendirme ile 8 yılın sonu ya da 9. Sınıf Yönlendirme Sınıfında öğrencilerin, tüm birey sel ayrıcalıkları ve yetenekleri dikkate alınarak, ortaöğretime yönelecek öğrencilerimizin % 40 nın Mesleki, Mesleki Teknik Eğitime yönlendirilmesi planlamasını… Halkımızın uyanmaması ve karşı çıkmaması için kamuflaj amaçlı kullanarak, önce Düz Liselerin kaldırılması ve yerine Mesleki, Mesleki Teknoloji Liseleri açılırken diğer taraftan amaçlarına uygun olan İmam Hatip Ortaokulları ve İmam Hatip Liseleri her geçen yıl artan bir hızla hatta öğrenci ve veliler teşvik edilerek açıldı. Burada amaç herkesin bildiği gibi DİNDAR Nesiller yetiştirmek değildi, Çünkü AK Partinin besin kaynaklarını yalnız tarikatlar oluşturmu yordu, 4+4 ile özellikle kız çocuklarımız ve ailesi esnaf olan çocuklarımızın, dar gelirli olması nedeniyle çocuklarını çalıştırmak zorunda kalan ailelerin çocukları eğitim almak yerine, cahil kalarak bir işe yönelmeleri ve sözüm onlara üretken olmaları sağlanıyordu. Aileye yapılacak yardım ve desteklerle oy potansiyellerini oluşturmanın projesiydi bu proje…. Bu çağdışı düzenlemelerle ilgili yeri geldikçe kısa ve öz bilgilendirme yapmaya çalıştım. Bu amaçla şeriatçı tarikatlara daha fazla özgürlükler verilerek, merkez ve taşra teşkilatı eğitim kurumlarının her kademesinde yönetici olarak atanmalarının ve kadrolaşmanın yaygınlaştığını gözlemlemekteyiz. DİNCİ NESİLLER Yetiştirme projelerinin bir parçası olan Tarikatlara öğrenci alkışı bu düzenlemelerle bilinçli arttırılmıştır. Daha doğrusu LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ NDE adeta devlet eli ile çocukları mızın karanlığa gidişine yeşil ışık bilinçli olarak yakılmıştır. Özellikle gelecekteki tehlikeli durumun, bilincinde olunmayarak ya da bilindiği halde bilinmezden gelinerek ( Tedavül ü Arif Sanatı uygulanarak) ya da kasıtlı olarak bu tarikatlara prim verilmiş eğitime devlet eliyle girişlerinin ve el atmalarının önü açılmıştır.
Cumhuriyet İdaresinin MEB Politikaları gereği, çağdaş değişim ve gelişmelere uygun ve sürekli ülkemizin kalkınıp, gelişmesi ve çağdaş ülkeleri yakalanması hedefine uygun ileri doğru düzenlemeler yapılması gerekirken… ÇAĞDIŞI, GERİYE DOĞRU DÜZENLEMELER YAPILMAYA BAŞLANMIŞTIR. İlk ve Orta öğretimde yapılan bu düzenlemelerle kalınmamalıydı ve yüksek öğretimde de, çağa ve çağın teknolojilerine ve amaçlarına uygun düzenlemelerin yapılması için ihtiyaç bulunmayan yükseköğretim programlarının kontenjanlarını sınırlamak ya da çağın değişen gelişmelerine uygun ihtiyaç duyulan yeni programların oluşturulmaması, özellikle lise ve ön lisans düzeyinde çok programlı mesleki ve mesleki teknik eğitime gerekli önem verilmemesi gibi çağdaş, yöresel, bölgesel program yapılandırmalarına yer verilmemesi gibi onlarca sorun varken, bu sorunlar daha da katmerlenerek arttırılmıştır.
Kendi kadrolarını oluşturmak isteyen iktidar mensupları, bütün bu yaptıkları düzenlemelerle de yetinme diler. Türkiye MEB ve bu bakanlığa bağlı olan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkan lığında o kadar büyük bir kadrolaşmaya gidildi ki bunun nedeni daha sonraki yıllarda yavaş yavaş su yüzüne çık maya başladı. Kendi görüş ve düşüncelerine uygun özellikle İmam Hatip Lisesi mezunu olan yüz binlerce öğrenciye sorular vererek yüksek puanlar alarak üniversitelere yönelişlerinin kapılarını ardına kadar açtılar. Özellikle en yaygın olarak yandaş öğrencilere ÖSY ve KPSS’ de soruların verilerek servis edildiği 2010 ile 2015 yıllarında yapılan düzenlemelerle puanlarda oynanarak, üniversitelere yerleştirdiler. YÖK Başkanı A.D. dönemlerinde, bu eşitsiz, hukuk dışı, en önemlisi de kayırıcı çağ dışı uygulamalar yıllarca tekrarlandı. Bu dönemlerde soruların bilinçli olarak servis edildiğinin ortaya çıkarılması üzeri ne o dönemin Başbakanı R.T.E. ve MEB kendilerini sorumluluktan kurtarmak için SORULAR ÇALIN DI… Diyerek, sorunluluğunu ÖSM Başkanına atmayı da becerdiler. Ancak çok ilginç ve sürpriz şeylerin yaşandığı bu iktidar dönemlerinde kendilerinin yıllarca kadrolaştırdığı ve yandaş olarak atadıkları kişiler, yani sonucu beklenen tehlike 15 Temmuz da gelmiş; FETO TARİKATI MENSUPLARI günler den bir gün Darbe yapmaya kalkıştılar. Duyarlı halkımızın direnişi ile bu darbe geri püskürtülmüş tür. Halk sokağa çıkıp askere direnmeseydi, kesinlikle Darbeciler İktidarı ele geçirecekti. Yapılan bu darbenin tarikatçılarla, iktidar yanlılarının çıkar çatışmalarından mı oluştuğu? Yoksa kendi yanlışlıklarını aklamak amacı ile planlı olarak mı bu kalkışma birilerince planlanıp, düzenletildi? YANİ SENARYO, MİZANSEN MİYDİ? Mevcut iktidar bu kalkışmadan dersler çıkarır da geçmişte yaptığı hataları tekrarlamaz beklentisi içine girilmiştir. Bir süre sonra bu beklentinin boşa çıkarak, Yalnız Fetullah Gülen Tarikatına ait okullar kapatılırken, MENZO Tarikatı mensupları FETO nun yerine kadrolaşmasının ve şirketleşmesinin yolu açılmıştır. Diğer tarikatların eğitimle ilgili örgün ya da yaygın eğitimleri denetlenmemiştir. Demek ki gerekli dersler yine çıkarılamamıştı…
Kalkışmanın başlangıcında, tutuklananalar olduysa da aralarındaki ağırlık Vatansever ve Atatürkçüler ihraç ya da içerde tutularak yıllarca mağdur edilirken, bunlar dışında kalanlar, soruşturmalar sonrası uzun süre içeride tutulmayarak, görevlerine iade edilenler oldu. En ilginç ve önemlisi de darbeyi yapanların bilinçli olarak yurtdışına kaçmalarına göz yumulmuştur. Tutuklanmaları soruşturma yapılarak, planlayıcıları ortaya çıkarılması gerekirken, ellerini kollarını sallayarak, yurtdışına çıkmışlardır. Bu nedenle her kurumda ayağı olan Fetocu ve Darbeci Teröristlerin… Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Siyasi Ayağının bir türlü ortaya çıkmaması, yani darbe gerçekleşmiş olsaydı; hükümet kimlerden oluşacaktı vb. sorular, muamma olarak kalmıştır. Ayrıca, AKP nin İktidar Olduğu hükümetçe araştırılmaya bile gerek duyulmaması nedeniyle… Türkiye Cumhuriyeti Tarihinde bir kara leke olarak kalmıştır.. Bu tarikat mensuplarından deşifre olanlarla birlikte, sempati duyanlar, bunlarla birlikte bir yerlerde görülenler, hatta hiç ilişkileri olmayanlar göz altına alınırken; Fethullah Gülenle boy, boy resim çektirenler, dizinin dibinde oturanlar, methiyeler, şiirler ve hakkında övgü dolu makale ve yazılar yazanlara, hatta darbeden birkaç gün önce övenlere, maalesef hiç bir şey yapılmaması düşündürücüdür.
AK Partinin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kadar, her geçen gün eğitimimiz tahrip edilerek, süreç içinde çağdışı bir eğitimi yeniden şekillendiren, bu iktidar sahipleri; sözde mesleki ve mesleki teknik eğitimi ve işe ve hayata hazırlayıcı programları önemsedikleri zannı oluşturmak amacı ile her yıl artan oranda imama hatip okullarına ağırlık vererek; mesleki eğitimi önemsedikleri görüntüsü vererek, bu dini ağırlıklı yapılanmayı kapatmaya gayret etmişlerdir. Yapılan düzenlemelerde özellikle bireylerin farklılıkları dikkate bile alınmadan her konuda mutlaka bilgi sahibi olması gerektiği anlayışı öğrencilerin yöneldiği programlarda, zorunlu getirilen dersleri alarak başarılı olması beklentisinin; eğitimin doğasına aykırı olduğunu akıllarına bile getirmiyorlardı. Özdeş ikizlerde bile bazı farklılıklar olduğundan yola çıkıldığında her bireyin doğuştan ve yetiştirildiği aile ve toplumsal çevre koşulları gereği farklı özellikleri olduğu bilimsel bir gerçeklik olmasına rağmen; Sınıf Geçme Sisteminde direnilmesi ve başarısız olacakları başlangıçta belli olan öğrencileri, program merkezli sisteme ve belirlenen derslere zorlamaları yetmezmiş gibi; bir alt sınıfta ki programlarda başarısız olan öğrencilerin bir üst sınıfa ve daha üst seviyedeki derslerde başarılı olma beklentisi ise yanlışın üzerine bir yanlış yapmaktan ve öğrencileri derslerden ve öğretmenden soğutmakla kalmamış, sınıf tekrarı, tekrar sonrası okuldan atılması ve açık öğretime mahkum edilmesi sonuçları, geleceğimiz ve yarınlarımız olan gençlerimizin zarar görmesi ile kalmamış; ülke ekonomisine maddi kayıplar vermekle sonuç ve geri dönüt vermiştir.
8 Yıllık Eğitim sonunda ya da 9. Yönlendirme Sınıflarında, Eğitim Şurası Kararları gereği EQ Bireysel Yetenek ve IQ Akademik Başarıyı dikkate alarak, öğrencileri Ortaöğretime yönlendirme yerine, daha önceki yıllarda yapılan yanlışlıklara devam edilerek, öğrencilerin yalnız IQ-Akademik Başarıları ve yapılan Ortaöğretime Geçiş Sınavlarında ki puanlarını dikkate alarak, Fen, Anadolu, Meslek Liselerine geçişi düzenlemişlerdir. Bu programlara puanı yetişmeyen öğrencileri de İmam Hatip Liselerine Yönelmeye mahkum etmişlerdir. Bu şekilde İmam Hatip Liselerinin sayılarını artırmışlardır. Ülkemizin yörelerine, illerine uygun Mesleki, Mesleki Teknik, İşe Hayata Hazırlayıcı Programlara Yönlendirmeye ağırlık vermemişler dir. Yine, Yükseköğretime Geçişi sağlayan bu Ortaöğretim Programlarındaki öğrenci kontenjanlarını oluştururken, Yüksek Öğretim Programlarından Çağımızda geçerliliğini yitiren programları kapatmak veya dondurmak yerine çağa uygun programların kurulması ve geleceğe uygun programlara yer verilmesi gerekirken böyle bir düzenlemeye bile gerek duyulmadan Dini Eğitim ağırlıklı yapılanmaya gidilmiştir.
Özellikle aslında Mesleki Eğitimin yalnız bir dalı ve boyutu olan Din Eğitimi Program, Mesleki eğitim içinde diğer programlar gibi ihtiyaca uygun kontenjan isteğe uygun seçilmesi gerekirken; Düz Liseler kapatılarak, çocuklarımıza İmam Hatip okullarını ya da Açık Öğretimi seçme zorunda bırakılmasının sorumlusu çocuklarımız değil, getirilen yeni model olmuştur. Bu da yetmez gibi zorunlu seçilen bu okullarda ve derslerde, psikolojilerinin normal olması ve mesleki mutluluğa erişmesi beklentileri bir ütopya değil de nedir!.. Ama inkar etmemek ve yiğidin hakkını yiğide vermek gerekirse, siyasilerin kendi görüş ve emellerine uygun Dinci Nesiller yetiştirme ve bu bireylerin, aynı yöntemle kendilerine bağlı olmakla kalmayıp, bağımlı hale dönüştürülen, yandaşlar haline dönüştürülmesi; projelerinin ilk temelleri atılarak, eğitimimize önemli bir kazanım sağlayarak, çocuklarımızın özellikle ağırlıklı olarak, imam hatiplere yönelmeleri teşvik edilmiştir. Onlara göre asıl yanlış olan, Çağdışı Eğitim Sistemi değildi. Öğrenci başarısızlığının suçlusu ve sorumlusu derslerinde başarısız olan öğrenciler ya da onları sınıfta bırakan eğitimcilerdi. Öğrencilerin, kabiliyet, motivasyon, başarı, ilgi, öğrenme stili vb. Bireysel ayrıcalıkları uygun çocukluk çağında ki hayallerini süsleyen seçmek istediği dersleri seçmelerine olanak tanıyan; seçtikleri ve başarılı oldukları bu derslerle ilişkili programlara yönlendirildiklerinde daha başarılı olacakları ve verimli-kaliteli öğretim kadar, iyi bir eğitim alarak, topluma yararlı üretken bireylere dönüşecekleri, öğrenci merkezli bir sisteme geçilmesi düşünülemedi ya da bu plan, bu proje bizim çocuklarımız üzerinde bilinçli olarak uygu landı. Ülkemizde eğitimin çağdaş, demokratik ve öğrenci merkezli olması konusunda bu beklentilerim, bir defa daha hayal kırıklığına dönüşmüştü. Çünkü bu yıllardan günümüze kadar, özlenen bir yönetim iktidara gelmemişti. Şimdi bu konuda, okuyucularımın konuyu daha akılcı, bilinçli ve objektif irdeleyip değerlendire bilmesi amacı ile biraz ayrıntılara girerek, öz bilgi vermeye çalışacağım.
AKP Hükümetleri döneminde her bakan değişiminde daha hızlı ve geriye doğru eğitimimiz yaralar aldığından; eğitimimizde çağa uygun hep ileri gidiş beklentim, yine ne yazık ki hüsran ile sonuçlanmıştı. Yukarda kısaca açıklamalar yaptığım, bu dönemle ilgili küçük tekraralar da olsa önemli olduğundan yola çıkıldığında; bazı önemli gelişmelerle ilgili bilgiler vermeden yapıtımı sonlandırmak istemiyorum. Bilineceği gibi eğitimimize en büyük tahribatlar daha doğrusu geriye doğru ve çağdışı gidiş; ağırlıklı olarak 2006 yıllarından sonra yaşanmıştır. Önce bilinçli olarak, 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu olan Eğitimi 4+4 şeklinde düzenlenmiştir. Ülkemizin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olan gençlerin eğiti mi bile siyasi rant düşüncesi ve daha doğrusu siyasi kazanç amacı ile düzenlenmeliydi. Eş söyleşiyle, eğitimin ürünü iktidarda kalmayı ve bu amaçla da sürekli kendilerini destekleyecek ve itaat edecek dinci nesillerin yetiştirilmesi amaçlı ve siyasi kazanç sonuçlu hedeflenmeliydi. Özellikle kırsal yörelerde 4 yıl eğitim alan kız çocukları 9 ile 10 yaşlarında iken okuma ve yazma öğrendikleri için daha fazla eğitim almalarına ihtiyaç olmamalıydı. Bu amaçla ailelerce ev işlerine ya da kırsalda çalıştırılırken, erken yaşta evliliklerin yolu açılmalıydı. Dört Çocuğun Teşvik Edilmesi, amaçlarının altında, yine kendilerine bağlı hatta bağımlı sözde DİNDAR, aslında Dinci Nesillerin yetiştirilmesi ve arttırılması projesinin bir parçasıydı. En fazla 4 yıllık eğitimle ( İlkokul) okuma ve yazmayı öğrenmesi, yeterli olduğu için evleninceye kadar dini kurallarımızı öğrenmek için özellikle kış aylarında Kuran Kurslarına devam etmeleri teşvik edilecekti. Kuran Kurslarına devam etmeyenleri dışlamaların kapıları ardına kadar açılmıştı.
Eğitimimizde süreç içinde bununla da kalınmayarak, Köy Okullarında öğrenci sayıları azaldığı bahane edilerek; köy okulları birer birer kapatılmaya başladı. (Taşımalı Eğitim) İstenen ve arzulanan hedef ger ekleşmişti. Her iki durumda da siyasilerin amaçlarına uygun “ Kazanç ve Kazanç” egemen olmuştu. Dini İslam bir ülke olduğumuz dindar nesiller yetiştirmek yerine, her yere cemaatsiz camiiler ve bu camiiler için yetiştirilecek imamları ve müezzinlerin yetiştirilmesi için İmam Hatip Ortaokulları ve Liselerinin sayılarını arttırmak için dinci nesiller yetiştirilmesi amaçlı düzenlemelere ihtiyaç vardı. Düz Liseler kaldırılarak, eğitimde geriye doğru çağ atlanmasını gerçekleştiren İmam Hatip Liselerine zorunlu devamın kapıları ardına kadar açıldı. İmama Hatip Ortaokul ve sonrası liselerine devam etmekten başka bir seçenek tanınmayan çocuklarımıza, bu okulları teşvik edici bir çözüm bulunmadığı takdirde sorunlar çıkacağı düşünülerek; teşvik edici ve siyasi kazanç sağlayacak düzenlemeler yapılmalıydı. Bu amaçla Dindar değil, Dinci Nesiller için devlet kapıları ardına kadar açılarak, kadrolaşmak zorunlu idi. Son hızla İmam Hatip ortaokulu ve Liseleri açıldı. 2011 yıllarında yalnız 537 İmam Hatip Lisesi ve 268 bin öğrencisi varken ve bu okullarda okullaşma oranı, erkeklerde % 66, kızlarda % 65 e çıkmıştı. Genelde okullaşma genel oranı ise 10,34 imam hatip liselerine yönlendirilmişti.2013 yıllarına doğru, 854 İmam Hatip Lisesi ve 474 bin öğrenciye çıkmıştı. Örgün eğitime oranlandığında 13.49 idi. Devlet ve özel sektörde her türlü lise ( işe ve hayata hazırlayıcı liseler .) 4 milyon 344 bin iken, İHL. Öğrenci sayısı 514 bin 630 a çıkmıştı. 2016 yıllarında, 1.226 sı, İHL. Okullaşma oranı % 43,7 ye yükselmiştir. 2020 yıllarında sayısı 1,5 milyona çıkmıştır. Bu korkunç bir rakamdı…
Sonuçta, Din Kültürü ve Ahlak Öğretmenliği, Üniversitelerin Dini Ağırlıklı Programlar, İlahiyat Lisans, Ön Lisans, hatta İmam Hatip Lisesi mezunları bile bu iktidar döneminde işsiz kalmazken, diğer taraftan Türkiye ihtiyaçlarının üzerinde mezun veren ve gereği kadar ihtiyaç duyulmayan ya da kontenjan ları sınırlandırılmayan diğer programlardan mezun üniversite öğrencileri bile iş bulamayarak, gün geçtik çe sayıları da artarak işsizler ordusuna katılmaları, bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Sanki ihtiyaç duyulmayan programların devamlılığı bilinçli olarak düzenleniyordu, nedense bu sorunlar ilgililerce hatta Sağır Sultanın bile bilmesine karşın; bu işe yaramaz hale gelen ve ihtiyaç duyulmayan programların kontenjanlarını bile sınırlandırmak, hatta bazı üniversitelerde bu programları kapatmak; çağın gelişim koşullarına uygun ihtiyaç duyulacak yeni çağdaş programlar oluşturmak çok güç bir iş olmalıydı. Bunun sorumlusu bilineceği gibi, hiçbir zaman bu okullarımızdan ya da programlardan mezun olan öğrencileri miz değildir. Öğrencilerimizi bu hale getirerek mevcut bozuk eğitim sisteminde ısrarla direnen mevcut iktidarın MEB ‘nın ve YÖK’ ün payı büyüktü. Kısaca bilinçli olarak bu KARA DÜZENİN, Çarpık ve Çağ dışı Eğitimini devam ettirerek, çıkar sağlayan siyasiler ve iktidarlar tek sorumlularıdır…. Kendi kadrola rını oluşturmak isteyen iktidar yanlıları, bütün bu yaptıkları düzenlemelerle de yetinmediler. Türkiye MEB ve bu bakanlığa bağlı olan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığında o kadar büyük bir kadrolaşmaya gidildi ki bunun nedeni daha sonraki yıllarda yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı.
ÜLKEMİZDE GERİYE DOĞRU ÇAĞ ATLANIYORDU !..
Oysa 1990 ve 1999 yılları arası benim katıldığım 13, 14, 15 ve 16. Eğitim Şurası Toplantılarında sundu ğum projelere uygun alınan kararlar, Talim Terbiye Kuruluna tavsiye niteliğinde giden bu çağdaş ve ülkemizin kalkınması için hayati önem arz eden projeler, en az örgün eğitimin % 40 ile 50 sini oluşturan öğren cilerin 8 Yıllık kesintisiz eğitimin 2. Dönemi ya da en geç 9. Sınıfta YÖNLENDİRME sonucu Mesleki, Mesleki Teknik yani Teknoloji (Denizcilik, Havacılık, Endüstri, Bilişim, İletişim vb. Alanlara yönelmesine ağırlık verilmesi önerilirken, İmam Hatiplere ağırlık verilerek, yine siyasi amaçlı eğitimimizi şekillendirme tercih edilmiştir. İşe ve Hayata Hazırlayıcı Programlar yani ata mesleklerimiz bile bölgelerimizin ve illerimizin ekonomik, coğrafi yapısı ve gelişmişlik koşulları dikkate alınarak, ihtiyaca uygun mesleki ve teknik eğitim liseleri DEVLETTE DEVAMLILIK ESAS olmasına rağmen kasıtlı olarak, oluşturulmamıştır. Diğer bir değişle, yönlendirmede öğrencilerin yükseköğretime yönlendirilmesinde yalnız IQ yani Akademik Başarının dikkate alınması yerine, en az onun kadar önemli olan ve özellikle meslek ve teknik liselere yönlendirmede; EQ-Denilen Duygusal Yetenekten oluşan her bireyin, Bireysel Yetenekleri de dikkate alınmalıydı. Eş söyleşiyle, Ortaöğretim yani lisedeki derslerdeki başarı durumları ( IQ-Akademik Başarıları) dikkate alınarak Fen, Anadolu ve Sosyal Bilimler, İletişim, Bilişim, Deniz Bilimleri, Dini Bilimler vb. Liselere, IQ ve ağırlıklı olarak EQ dikkate alınarak mesleki ve mesleki teknik liselere geçişi düzenlenmesi gerekirken; Düz Liseler kaldırılmıştır. Bu programlara puanı yetişmeyen öğrencilere, başka bir seçenek sunulmadığı için yalnız İmam Hatip Liselerine Yönelmeye mahkum edilmişlerdir. Bu şekilde İmam Hatip Liselerinin sayıları nı artırmışlardır. Ülkemizin yörelerine, illerine uygun Mesleki, Mesleki Teknik, İşe Hayata Hazırlayıcı Programlara Yönlendirme önerilerini atlamış ve uygulamaya geçirmemişlerdir. Ayrıca, Yükseköğretime Geçişi sağlayan bu Ortaöğretim Programlarındaki öğrenci kontenjanlarını oluştururken, Yüksek Öğretim Programlarından Çağımızda geçerliliğini yitiren programları kapatmak veya dondurmak ve ihtiyaca uygun programlara yani içinde bulunulan çağa uygun programlara ve geleceğe uygun programlara; yer verilmesi gerekirken böyle bir düzenlemeye bile gerek duyulmamıştır. Ancak Talim terbiye Kurulu Karar ları uygulamaya geçilmedi denilmemesi amacı ile yalnız Mesleki Eğitim olan İmama Hatipler, süreç içinde vatandaşlarca tepki çekebilirdi. Bu amaçla Mesleki ve Teknik Eğitime, göz boyamak amacı ile belirli oran da yer verilmesi amacı ile bazı Mesleklerle ilişkili liseler ve Teknik/ Teknoloji liseleri açıldı. Asıl amaç kendilerini sürekli destekleyecek nesillerin yetiştirilmesi ve onların her seviyede ki okullardan mezun olduk tan sonra, istihdamı yolu ile kadrolaşmanın önü açılmalıydı. Bu amaçla İmam Hatiplerden yükseköğretime yönelen öğrenciler genelde İlahiyat Lisans, Ön Lisans, Sosyal Bilimler, Adalet, Hukuk Lisans vb. Diğer programlara ek puanlar verilerek, yönelmeleri sağlanarak, İmam Hatiplerden Yükseköğretim Programları na yönelen öğrencilerin istihdamı ve kadrolaşmak için çözümler üretilmeliydi. Ancak Yükseköğretime İmam Hatiplerden yönelen öğrencilerin çoğu, Din Kültürü ve Ahlak Öğretmenliği, İlahiyat gibi programlar dışında diğer programlara çok az sayıda yönelebiliyordu. Bu programlar dışında tüm yükseköğretim prog ramlarına yönelmede verilen ek puanlar bile yeterli olmuyor ve planları istedikleri gibi gerçekleşmiyordu.
Bu amaçla önce eğitim ordusundan başlanarak, KPSS de mülakat getirilmeliydi…
Öğretmen atamalarından başlanarak, diğer programlardan yetişmiş ve nitelikli öğrencilerimiz elenerek, bu yolla yandaşlara devlet kadroları ağzına kadar açıldı. Mevcut Sistemde Din Kültürü Öğretmenleri merkez, taşra teşkilatlarının her biriminde yönetici yapıldı, yandaşlar yönetici olmayı hak ediyordu. Kazanç, tek kazanç yeterli, değildi. Kazan ve Kazan anlayışı egemen olmalıydı. Bu amaçla Eğitim Fakültesi dışında diğer fakülte programlardan mezun olanların istenilen eğitim modelini uygulaması için yandaş öğretmenlere ihtiyaç vardı. Bu amaçla da atanacak öğretmen adayları için formasyonun yolu açılmalı ve özel üniversitelerden sertifika almada kolaylık sağlanmalıydı. Bu düzenlemeler gereği İmam Hatip Liselerinden İlahi yat Ön Lisans ve Lisans Programlarına yönelen İmam Hatip Lisesi cazip hale getirilmesi için bu okullar dan mezun olanların devlet kadrolarında yer almasına uygun düzenlemeler getirildi. Bilindiği gibi asıl amaç ve hedef yapılan mülakatlarla bir defa daha ortaya çıktı.
Özellikle Öğretmen Atamalarında Eğitim, Eğitim Bilimleri Mezunu ( Lisans, Yüksek Lisans) 4 ile 5 yıl eğitim dersleri alarak, eğitimci olarak yetiştirilen Öğretmen Adayları atanmadan Fen Edebiyat Mezunlarına Formasyonla atanma yolunu açmak gibi tarihin bili affetmeyeceği büyük ve hatalı düzenlemelere imzalarını atmışlardır. Bu düzenleme bilinçli olarak siyasi amaçlarla atılmıştır. Çünkü şayet ülkemizde Eğitim, Eğitim Bilimleri Fakültelerinden mezun olan Öğretmen Adaylarının ülkemizdeki öğretmen ihtiyacını karşılamadığı tespit edilip, böyle bir adım atılmış olsaydı, doğru olan her düzenleme gibi itiraz bile edilmeyecekti. Ancak ortada atanamayan öğretmen adayları varken, böyle bir adımın atılması yanlış olduğu kadar, bilinçli olarak düzenlenmiştir. Sözde ya da düzenlemelerde Fen Edebiyat Mezunları öğretmen olarak atanırken, uygulamada ki amaç ve hedef başkaydı. Ağırlıklı olarak İmama Hatipten Yükseköğretimin İlahiyat Fakülteleri ve Ön Lisans Programı mezunlarının atanmasını sağlamak için böyle bir düzenleme yapıldığı sonradan ortaya çıkmıştır. Bunun sonucu olarak da alanında yetişmiş, Eğitim Bilimleri Fakültelerinden mezun olan öğretmen adayları boşta kalmalarını sağlayıcı mülakat getirilmiştir. Eğitim Fakültesi Lisans ve Yüksek Lisans mezunu yandaş değilse, alanı ile uzaktan yakından ilişkili olmayan, özel hazırlanan sorular sorularak, ayrım yapılıp; süreç içinde ayrıca referanslı olan yandaşla atanmaya başlandı. Yandaş olmayanlar 80 ile 90 ve üstü puan alan gençlerimize mülakatta düşük puanlar verilerek, 50 ile 60 puan alan İlahiyat Lisans Mezunları, Eğitim Formasyonu ile mülakatlarda 90-95 puanlar verilerek, Din Kültürü Öğretmeni olarak atanmasının yolu açıldı. Tüm alanlarda, mülakatlar sonucu; yandaşlar atanarak, siyasi kadrolaşmanın yolu açılmıştır.
Eğitimde fırsat eşitliğini çiğneyen öğrenciler arasında yıllarca eşitsizliğe yol açan bu sorunları dillendirmek ve bir daha yapılmamak üzere eleştiriler getirmek benim eğitimci bir yazar olarak asli görevlerimdendir. İlerde değineceğim gibi bununla da yetinilmemiş ve ders çıkarılmamış olsa gerek bazı programlardan mezun olan öğrenciler üniversite programında aldıkları derslerle ilgili belirli mesleklerde deneyim kazandıkları için ülkemizde sınavların ortaya çıkışından beri devam eden kurallarda birer birer bozulmaya başlamıştı. Özellikle eğitim programlarından mezun olacak ve öğretmen olarak atanacak gençlerimize yönelik yeni bir oyun kurgulanıp, uygulanmaya başladı. Eğitim Bilimleri Fakültelerinden mezun olan Lisans ve Yüksek Lisans mezunlarının tamamı atanamazken, sanki ülkemizde öğretmen ihtiyacı için atanacak eğitim fakültesi mezunu yokmuş gibi düşünülerek; üniversitelere yönelen her genci, en az 11 ya da 12 yıl eğitim sonrası; sınavlara girerek aldığı puanla istemediği bir yükseköğretim programından eğitim almaya zorlanarak; bu programdan da mezun olduktan sonra, yani 14 ile 16 yıl ve daha fazla bir eğitim sonrası, 22-25 yaşlarında, doktora yapmayacak ise eğitim hayatını tamamlamaktadır. Bu yaşa kadar tüketici olan ve artık ailesine bağımlı olmaktan kurtularak, kendine yeterli bir, bir birey olmak isteyen gencimizin, normalde mezun olduğu programla ilişkili bir alanda istihdam edilmesi devletin 5 Yıllık Kalkınma Planları ve TUİK Verileri ile sağlanması gerekirdi. Bunu bile bilinçli olarak planlamayan Hükümet Yetkilileri; Ülkemizde işsizler ordusu oluşturmakla kalmamışlar, mülakat denilen ucube bir uygulama ile sözde seçicilik adına yandaş kadrolar oluşturmanın yolunu açmışlardır. Anayasaya aykırı “Bireylerin Eğitim ve Öğretim Hakkını, Eşitlikçi olarak sağlamamak” Anayasanın ihlali değil de nedir?
Parlamenter Sistem ve Başbakanlık rafa kaldırılmıştı. Gerçi tek Adam iktidarında Anayasa çiğneniyor, Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor, KHK’ larla demokrasi dışı uygulamalar her geçen yıl artı yordu. Bu yapılanlar şöyle bir düşünüldüğünde sanki karşılarında kendilerini seçimle iş başına getiren halk yoktu. Bir tarafta yandaş, diğer tarafta kendilerine karşı olan herkes düşman!.. Düşman Hukuku Uygulanıyordu!.. Sanki çevremizde ve Dünyada kendilerinin düşman olarak gösterecekleri başka devletler ya da kişiler yoktu. İşin en tehlikeli boyutu da padişahlar gibi her alanda bir kişinin söz sahibi olması demek isterse sözde demokrasi adına krallık, padişahlık, diktatör lük, faşizm, İslamcı Şeriat Devle tinin alt yapısını oluşturan her an uygulamaya geçebilecek geniş yetkilere sahip olma; hayal, istem ve özlemlerinin hayata geçirmesinde gizli olduğu ortaya çıkmıştır. Asıl önemsenmesi gereken ülkemiz ve demokrasi adına büyük tehlike bu sınırsız yetki ve bu yetkinin sınırlarını denetleyecek bir denetim mekanizması ve sorunluluğunu yüklenecek veya hesabını verecek bir düzenlemenin olmaması ve yapılan hatalarını bile sorulamayacak olmasıdır!… Yukarda da belirttiğim gibi hataların en büyüğü yandaş kadrolaşmalar için her türlü hukuksuzluğun yapılması ve tarikatların örgün eğitimde yer almalarına ve büyümelerine izin verilmiş olmasında yatmaktadır.
Yukarıda 18 yıllık AKP Hükümetleri döneminde verilen tahribatların en büyüğü eğitim alanında, sonra muhaliflere karşı 2. Abdülhamit misali baskıcı ve dışlayıcı politikalar başlamıştır. Bu dönemde planlanan proje ve hayata geçirilen uygulamalar, sürekli Kazan ve Kazanç haline dönüştürüldü. Kazanç yoksa iktidarın menfaati yoksa O yok edilmelidir… Bu da yeterli değildi, daha fazla ve acımasız, eşitsizlik yara tan kadrolaşmak için gelecekte ya da seçimlerde kendilerini destekleyecek, özellikle körü körüne itaat edecek kadrolaşmalar tamamlanmalıydı. Seçimlerle ele geçirilen illerdeki, Yerel Yönetimlerin; KPSS koşullarını ya da yeterli puanı alamayan ( 50 ile 60 arası boşta kalan yandaşlar), yani mülakatla bile atama koşullarını sağlayamayan yandaşların çocuklarına, özellikle İlahiyat mezunlarının ve İmama Hatip Lisesi mezunlarını, Yerel Yönetimlerde ve Merkez ya da Taşra Teşkilat Birimlerinde Sözleşmeli ya da kadrolu istihdam edilerek, memur yapılmalarının daha sonra da kariyer ve yönetici olarak istihdam edilmelerinin yolu açılmıştır.
Daha sonra, Yeni Osmanlıcıların icadı olan Tek Adam İktidarı tüm adalet, yargı, üniversiteleri, diğer devlet kurumlarını kendi yetkisine bağlamak, mecliste her istediğini ve kafasına koyduğunu KHK ‘ lar ve TBBM deki çoğunluğa dayanarak kanunlar çıkarma gibi sınırsız yetki ile donatılması her şeyin bir kişinin iki dudağı arasında olması ancak otoriter rejimlerde olabilen ve demokrasi yönetimi ile çelişen bir ucube sistem ülkemizde egemen olmaya başlamıştı. Yeni Osmanlıcılık ve onun lideri Tek Adam, acaba sürekli Atatürk’e özellikle Atatürk’ün kurduğu CHP ‘ne karşı oluşu, Osmanlının Padişahlık yönetim biçimini ortadan kaldırılarak, Osmanlı Dönemlerine yani Teokrasiye Dönme uygulamaları; Cumhuriyetin kabul edilmesine karşı alınan bir rövanş alındığını düşünmekten kendimi alamıyorum. Çünkü bu tarihlerden sonra ülkemizde tek adamın demeçleri ve yaptığı uygulamalar incelendiğinde, bu hususları açıkça görmek mümkündür. Belki de Yeni Osmanlıcılık ve Tek Adamlığa soyunuş ve ülkemizdeki GERİCİ VE DİNCİ tüm bu uygulamalar önceden ABD Emperyalizmince planlanmış ve planlı olarak bu günlere geldiğimizi bana düşündürmektedir. Çünkü bu güne kadar yapılanlar, uygulamalar ve yapılan siyasi konuşmaların odağında hep Atatürk ve Atatürk’ün Kurduğu Cumhuriyet Rejimi ve Kurduğu CHP bulunmaktadır… Daha sonraki yıllarda kendi iktidarına karşı olanlar tutuklanmış, CHP li Belediyeler halka en iyi hizmeti götürüp, yurt başta olmak üzere genliğe ve halka yaptığı hizmetlerle Özellikle Yerel Seçimlerde oylarını yükseltmeye başlayınca CHP ye darbe yapmış ve belediye başkanlarını sorgusuz, sualsiz, iddianame bile düzenlenme den tutuklatmış ve belediyelere çökmüştür. Bununla yetinmeyerek, İstanbul Büyükşehir belediye Başkanı ve CHP nin Cumhurbaşkanı Adayının Diplomasını kendi belirleyip atadığı komisyonda iptal ettirip, tutuklatmıştır. Yargı kendisine bağlı bir kurum haline dönüşmüş, bazı yargı mensuplarına makamlar vererek, özellikle yandaşlar arasından ve kendine ve partisine bağlı ve körü körüne bağımlı olan hukukçuları, bu mahkemelere Başsavcı ve Hakim olarak atamıştır.
Sanki çevremizde ve Dünyada kendilerinin düşman olarak gösterecekleri başka birileri yoktur. İşin en tehlikeli boyutu da padişahlar gibi her alanda bir kişinin söz sahibi olması demek isterse sözde demokrasi adına krallık, padişahlık, diktatörlük, faşizm, İslami Şeriat Devletini de her an uygulamada getirebilecek geniş yetkilere sahip olma hayal, istem ve özlemini hayata geçirmeye yönelik Anayasa ve yasalara aykırı KHK larla düzenlemeler yapılmıştır. Asıl önemsenmesi gereken en ülkemiz ve demokrasi adına büyük tehlike bu sınırsız yetki ve bu yetkinin sınırlarını denetleyecek bir denetim mekanizması ve sorunluluğunu yüklenecek veya hesabını verecek bir düzenlemenin olmaması ve yapılan hatalarını bile sorulamayacak olmasıdır!… Yukarda da belirttiğim gibi hataların en büyüğü tarikatların örgün eğitimde yer almalarına ve büyümelerine izin verilmiş olması sonucu beklenen tehlike 15 Temmuz da gelerek Feto Darbe kalkışmasında bulunulması ile gerçekleştirilmiş gibi görülse de!…. GÜNÜ GELDİĞİNDE GERÇEKLER ORTAYA ÇIKACAKTIR…
” Güneş Balçıkla Sıvanmaz!..”
Duyarlı halkımızın direnişi ile bu darbe geri püskürtülmüştür. Mevcut iktidar bu kalkışmadan dersler çıkarır da geçmişte yaptığı hataları tekrarlamaz beklentisi içine girilmiş tir. Bir süre sonra bu beklentinin boşa çıkarak, Yalnız Fethullah Gülen Tarikatına ait okullar kapatılırken, diğer tarikatların eğitimle ilgili örgün ya da yaygın eğitimleri denetlenmemiştir. Demek ki gerekli dersler yine çıkarılamamıştı… Feto’ nun yerini sessizce Nakşibendi, Kadiri, Süleymancılık vb. Tarikatlar Zahiri ve harici olarak; gürültülü, sesli ve sinsice Nakşibendi tarikatları ve kollarının, ASLINDA ağırlıklı olarak; Menzil Tarikatı almaya, devlet kurumlarında özellikle MEB etkin olmaya başlamıştır. Bütün bunların iktidarca bilinmesine rağmen sesiz kalınmakla kalınmamış, Kur’an Kurslarındaki çocukların sayılarının artarak rekora gidişine duyarsız kalındığı gibi ve şirketleşmesinin yolunu açmıştır. Bu sessiz kalma ve duyarsız olma, aynı zamanda tarikatların bu uygulamalarına destek verme anlamına geldiğini düşünmeme vesile olmuştur. Çünkü aydın ların, siyasi parti yetkililerinin, basının, medyanın bu konudaki uyarılarına, adeta başını kuma gömen deve kuşu gibi duyarsız ve sessiz kalınmakla yetinilmemiş, eleştirenler özellikle RTE ile en küçük eleştirici bir yorum yapanlar, göz altına alınmışlardır. Sürekli ve kalıcı olarak bakanlıklardan başlayarak, tarikatlar desteklenmiş ve ağırlıklı eğitimde bilinçli olarak yer almalarına, söz sahibi olmalarına izin verilmiştir.
Tüm bu hususlar irdelendiğinde, benim kişisel görüşüme göre bazı okuyucularım yanlı davranıyorsunuz diye eleştirseler bile, bu yazdıklarımda haklılık payı olduğu, daha sonraki yıllarda; günü geldiğinde gerçekçi araştırmalarla ortaya çıkacaktır. Ayrıca RTE nin Cumhur olmasıyla, Şeriat Rejiminin gelmesinde en büyük engellerden birinin CUMHURİYET YÖNETİMİ olduğunu anlamasıyla, Parlamenter Sistemi Kaldırarak yerine CUMHUR BAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ DENİLEN Cumhuriyet Yönetimi ile ilgisi olmadığı gibi tam tersi TEOKRASİ- MONARŞİ benzeri UCUBE TEK ADAM SİSTEMİNİN getirilmesi bunun kanıtı gibi görülmektedir. Zamanlama da mükemmeldi. Bu tarihlerde halk böyle bir yönetim getirileceğini yani her şeyin ” TEK ADAMIN DUDAKLARI ARASINDA OLACAĞI” bilinseydi. Referanduma ret verilirdi. Ancak aydınlar, demokrat partiler dışında maalesef, sandık başına gitmeyen, ülkesiyle ilgili sorumluluk taşımayan kararsız ve duyarsız vatandaşların bu ucube sistemden sorumlulukları ve payları büyüktür. Daha sonra emekliler, dar gelirliler, gençler; “YAŞAYARAK, GÖREREK” bu sisteme karşı çıkan çoğunluğun bulunması bu görüşümün kanıtları niteliğindedir.
Yeni Osmanlıcıların icadı olan Tek Adam olma, tüm adalet, yargı, üniversiteleri, diğer devlet kurumlarını kendine bağlamak, mecliste her istediğini ve kafasına koyduğunu KHK ‘ lar ve TBBM deki çoğunluğa dayanarak kanunlar çıkarma gibi sınırsız yetki ile donatılması her şeyin bir kişinin egemenliğinde olması CUMHURİYET OLAMAZ. Ancak otoriter rejimlerde olabilen ve demokrasi yönetimi ile çelişen bir ucube sistem ülkemizde egemen olmaya başlamıştı. Yeni Osmanlıcılık ve onun lideri Tek Adam, acaba sürekli Atatürk’e özellikle Atatürk’ün kurduğu CHP ‘ne karşı oluşu, Osmanlının Padişahlık yönetim biçimini ortadan kaldırılarak, Cumhuriyetin kabul edilmesine karşı alınan bir rövanşı gibi düşünüyorum. Çünkü bu tarihlerden sonra ülkemizde yapılan uygulamalar ve tek adamın demeçleri incelendiğinde, bu husus açıkça görmek mümkündür. Belki de Yeni Osmanlıcılık ve Tek Adamlığa soyunuş ve ülkemizdeki tüm bu uygulama lar önceden ABD Emperyalizmince planlanmış ve planlı olarak bu günlere geldiğimizi bana düşündürmek tedir. Çünkü bu güne kadar yapılanlar, uygulamalar ve yapılan siyasi konuşmaların odağında hep Atatürk ve Atatürk’ ün Kurduğu Cumhuriyet Rejimi ve CHP bulunmaktadır…
. Tüm bu hususları araştırmak ve dile getirmek bir eğitimci bir yazar olarak bana düşmediğinin bilincin deyim. Ancak ülkemizi tehlikeye sokacak ve ülkeyi geriye, orta çağın karanlığına götürerek, tıpkı Osmanlının son dönemlerindeki gibi çöküşe götürme olasılığı olan birçok uygulamaları babam da yapsa… Duyarsız olacağım ya da kalacağım anlamı çıkarılmamalıdır. Bu nedenle Atatürkçü, ülkesini seven Atatürk Milliyetçisi, demokrasi aşığı ve bu ülkenin yalnız bir aydını olarak değil, yazar ve vatan daş Halil olarak bu konuları yeri gelmişken dillendirmek, uyarılarda bulunmak, tedbirler alınmasını önermek; bana düşen bir görev olarak bildiğim ayrıca, bu gerçeklikleri tarihe not düşmek için bu eserde dile getirmeyi görev bildim.
Benim asıl görevim ülkemizdeki eğitim sevdalısı ve gönüllüsü olarak eğitimle ilgili sorunları dile getirmek ve yeni çağdaş, demokratik ve öğrenci merkezi yapılanmalar önermekten başka bir misyonum bulunmadığı için bunu araştıracak siyasiler, bilim adamları, basın ve yayın organı temsilcileri ve bazı yazarlara düştü ğü kadar eğitim gönüllüsü ve sevdalısı olarak eğitimde yapılan bu çağdışı uygulamaların yalnız ileri nesillere değil, ülkeye büyük zararlar vereceğini düşünmekteyim. . FETO Kalkışmasından bile dersler çıkarılmamıştır… İleride ne olacağı bilinmeyen, bu SİNSİ TEHLİKE, METO ya da MENZO’ nun devlet kurumların da kadrolaşmasına, bilinçli olarak yeşil ışık yakmaya devam etmişlerdir…Yine yapacaklarını yapmışlar, kendi istedikleri ve kendilerinin görüşlerine uygun yandaşları atama işlevi son hızla devam ettirilmeye başlamışlardır… İşte ben bu nedenlerle yetkililere uyarıda bulunmak, Feto Kalkışması ile yaşadığımız için yaşananlardan ve ortaya çıkacak daha büyük ve tehlikeli durumlardan ders çıkararak, bunlara Şer –i at rejimine gidişe dur diyebilmek için siyasilere bu mesajımı iletmek için dile getirmeği bir görev bildim.
Elbette bir gün gelecek bütün bu gerçekleri araştırarak, belgeleriyle kamu oyumuzu bilgilendirecek vatanseverlerin bu ülkede korkmadan ortaya çıkacağına inanıyorum. Bu uygulamalar eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı olmakla, kalmayıp vatandaşları birbirinden ayrı kamplara bölen ve ötekileştiren, ayrıca dışardakiler kadar içeridekilerin büyük bölümünün düşünülmediği, görülmediği, seslerinin duyulmadığı demokrasi utancı, ayıbı olarak damgasını vurmakla kalmayıp, kara bir leke olarak Türk Eğitim Tarihinde yerini bir gün alacaktır. Ancak her şeyin bir sonu olduğu gibi halk uyandığında, bu yönetimin de sonunun geleceği gerçekliği de unutulmamalıdır…
Bakanlıkların Merkez ve Taşra Teşkilatları, Belediyeler Sözleşmeli Personel Lisans Mezunu olmayan İlahiyat Ön Lisan ve İmama Hatip Liselerinden mezun yandaşların atanmasının yolları açıldı. Mülakatlar da daha önce Feto Tarikatı söz sahibi iken, çıkar çatışmalarından kaynaklı 15 Temmuz sonrası Menzo Tarikatı ve Kado Tarikatı bu boşluğu doldurmuştu. Bu şekilde Siyasi kadrolaşmalar tamamlanmıştı. 2000-2022 yılları sonrası AK Parti döneminde bu şeriatçı tarikatlara daha fazla özgürlükler verilerek adeta devlet eli ile çocuklarımızın karanlığa gidişine yeşil ışık bilinçli olarak yakılmıştır. Özellikle gelecek tehlikeli durumun bilincinde olunmayarak ya da bilindiği halde bilinmezden gelinerek ( Tedavül ü Arif Sanatı uygulanarak)ya da kasıtlı olarak bu tarikatlara prim verilmiş eğitime girişlerinin ve el atmalarının önü açılmıştır.
Kendileri dışında mülakatla ayrıştırılan her alandaki yetişmiş beyinler kaldırım mühendisi olmaya mahkum edildiler. Diğer bir değişle eğitimsiz gelecek nesiller yetiştirme işlevini özendirmişlerdir. Bu aynı zamanda yetişmiş ve nitelikli beyinlerin yurtdışına kaçışının ateşini fitillemiştir. Eş söyleşiyle, Bakanlıkların Taşra Teşkilatı ve Belediyelerdeki ihtiyaç duyulan kadrolara da süreç içinde lisansiyerler dışında İmam Hatip Lisesi Mezunları da atanmaya başlamışlardır. AKP Yönetiminin bu icraatlarından yandaşlarına her türlü eğitim seviyesinde iş olanağı sağlarken, yandaş olmayanları, torpil bulamayanları yüksek puanlar alsa bile mülakatta düşük puan vererek elemeleri sonucu yandaş olmayan gençlerimize kıyılmıştır. Bu uygulamalar bizim ülkemizde BİZİM ÇOCUKLARIMIZ VE GENÇLERİMİZ üzerinde uygulanmıştır. Bu uygulamaların ne kadar demokratik, ne kadar eşitlikçi, ne kadar hak ve adalete uygun olduğunu…
Okuyucularımın takdirlerine bırakıyorum.
EĞİTİMDE ÇAĞ ATLANMIŞTIR, ANCAK GERİYE DOĞRU ÇAĞ ATLANMIŞTIR…
Tekrar eğitim konusuna dönecek olursak, başta MEB. Merkez ve Taşra Teşkilatlarında görev alarak uygulamaları ile bize ve eğitimimize yıllarca yön veren; Bu Eğitim Yöneticileri! Memleketimize yaptıkları bu hizmetlerden, vicdanları bile sızlamadan kariyer ve makam uğruna çocuklarımızı, gençlerimizi, kısaca geleceğimizi kolayca harcamalarından dolayı daha neler söylenebilir ki… Çocuklarımıza, gençlerimize, ülkemiz eğitimine yaptıkları bu zararlı hizmetlerinden dolayı, kolaylıkla kariyer sahibi olmuşlar ve ödüllen dirilerek; daha üst makamlara terfi ettirilmişlerdir. Bu çarpık olduğu kadar, çağdışı eğitimin başındaki ve üst düzeydeki yöneticiler, ülkelerine, ülkesinin gençlerine verdikleri zararlardan yüzleri bile kızarmadan, olgunluk ve huzur içerisinde; kendilerinden gurur duyulacak bu düzenlemelerle kalmayıp, her siyasi dönem de Milli Eğitim Bakanlığında, bakanlarının bile değişmesine karşı yerlerini koruma, hatta yükselme beceri sini göstermiş bu becerikli ve kurnaz insanları bence kutlamak bile gerekir !…
Aynı konuda bu yapıta, Eğitim Sisteminde yapılan bu tahribatların düzenlenmesine yönelik, aşağıda bazı öneri ve bilgilendirmeler yapılmaya; gereksinim duyulmuştur. ” EĞİTİMDE VERİLEN TAHRİBATIN GİDERİLMESİNE YÖNELİK ÇAĞDAĞ VE DEMOKRATİK DÜZENLEMELER VE MEVCUT SİSTEMİN ALTERNATİFİ olacaktır.
AKP İktidarları Döneminde ki çağdışı ve dini yapılanmalar ve uygulamalardan en önemli husus ise, eğitimde fırsat eşitliğini çiğneyen öğrenciler arasında yıllarca eşitsizliğe yol açan bu sorunları dillendirmek ve bir daha yapılmamak üzere eleştiriler getirmek benim eğitimci bir yazar olarak asli görevlerimdendir. İlerde değineceğim gibi bununla da yetinilmemiş ve ders çıkarılmamış olsa gerek bazı programlardan mezun olan öğrenciler üniversite programında aldıkları derslerle ilgili belirli mesleklerde deneyim kazandıkları için ülkemizde sınavların ortaya çıkışından beri devam eden kurallarda birer birer bozulmaya başlamıştı. Özellikle eğitim programlarından mezun olacak ve öğretmen olarak atanacak gençlerimize yönelik yeni bir oyun kurgulanıp, uygulanmaya başladı. Eğitim Bilimleri Fakültelerinden mezun olan Lisans ve Yüksek Lisans mezunlarının tamamı atanamazken, sanki ülkemizde öğretmen ihtiyacı için atanacak eğitim fakültesi mezunu yokmuş gibi düşünülerek; Hangi Lisans programların dan mezun olursa olsunlar, özel bir üniversiteden derslere bile girmeden, eş söyleşiyle Eğitim Bilimleri Fakültelerinde en az 8 ile 10 dönem EĞİTİM DERSLERİ ve okullarda uygulamalı Staj gördüğü kendini ben ÖĞRETMEN OLARAK ATANACAĞIM diye bu fakülteye adım atmış ve yıllarca verdiği emeğin hakkının verilmesi için atanmayı beklerken; ( ASLLINDA TÜM DONANIMLARI HAZIR OLAN ÖĞ RETMEN ADAYININ SINAVSIZ ATANMASI GEREKİRKEN” hatta yapılan sınavlarda başarılı olmasına rağmen atanmadığı gibi SANKİ BOŞTA BEKLEYEN, ATANMAYAN ÖĞRETMEN ADAYI KALMAMIŞ GİBİ DÜŞÜNÜLEREK… Diğer taraftan ben Bilim Adamı olacağım diye, Fen ve Edebiyat Fakültelerini tercih edip, dört yıl eğitim alıp mezun olduktan sonra DEVLETİN ASLİ GÖREVİ gereği alanıyla ilişkili kadrolara atanması gerekirken ( Şayet bu alanlarda ihtiyaç yoksa neden bu alanların kontenjanları sınırlandırılmıyor, sanki ihtiyaç varmış gibi örgün yetmez yaygın eğitimle de bu programlara yönlendiriliyorlar.) Bu alan mezunlarına da Eğitim Formasyonu Sertifikasıyla ( Özel Üniversiteden 1000-1500 tl karşılığı alınan) atanmalarının yolu açılıyordu.
Ama bu düzenlemenin yani Buzdağının görünen yönü bu olabilir. ASIL GÖRÜLMEK İSTENMEYEN ve Gizli bırakılan yönü yani Buzdağının altında kalan bölümü; yukarda belirttiğimiz gibi yandaşların Devlet Kurumlarında, il, ilçe teşkilatlarında atanmalarının yolunu açmak için düzenlenen bu KADROLAŞMA PROJESİ istedikleri gibi ve beklentileri doğrultusunda gerçekleşmemişti. Peki neydi asıl amaç : Din Kültürü Öğretmenliği mezunları, İlahiyat 4 yıllık lisans ve 2 yıllık Ön Lisans mezunları yapılan sınavlarda, atanmak için gerekli puanları alamıyorlardı. O halde yeni düzenlemelere ihtiyaç vardı. Bu amaçla öncelikli olarak MEB ve Diğer Bakanlıklara atanmış olan bu program mezunları acilen yönetici ve taşra da müdür, müdür yardımcıları yapılmalıydı ki bu alanlarda açıklar oluşsun ki Mülakat düzenlemesiyle kadrolar doldurulsun. Bu amaçla öncelikli olarak DÜZ LİSLER kaldırılarak, Anadolu ve Fen Lisesini kazanamayan çocuklarımız ve gençlerimizin iki seçenekle baş başa kalmalarının yolu açıldı. Zorunlu olarak İmama Hatip Liselerine kayıt olmak ya da maddi durumu yeterli ise Özel Kolejlere kayıt olmaları; sonuçta son hızla her il ve ilçede İmama Hatip Liseleri açıldı. ÜLKEMİZDE CAMİLER ÇOK YA HEPSİ TIKLIM, TIKLIM DOLU YA!… SÜREKLİ YENİ CAMİİLER HİZMETE AÇILIYOR YA!……Bilindiği gibi asıl amaç!.. Dini İslam olan Dindar olarak bu liselere başlayan çocuklarımızın, gerici müfredat programları ve atanmış yandaş kadrolarla yetiştirilmesi ve TARİKATLAR ELİYLE… Dindar eğitime başlayıp, Dinci olarak yetiştirilmeleri ve mezun olmalarının yolu açılmıştır.
Daha sonra da KPSS’ de yüksek puanlar yani atanmak için istenen puanları alamayan yandaşların
bu durumları dikkate alınarak, yeni düzenlemeler yapılmaya ihtiyaç vardı. Sihirli Sopaya Bir Defa Daha Dokunuldu. Atamalarda yalnız KPSS Sınavları dikkate alınmayacaktı. Her öğrencinin ayrıca MÜLAKAT da başarılı olması gerekmekteydi. Oysa mülakatın anlamı, yandaşlardan oluşturulan komisyonda eleyicilik denilen bir sistemin uygulanmasıdır. Diğer bir değişle mülakatta sorular bilgiye dayalı değil, siyasi sorulan sorulara verilecek yanıtlar dikkate alınarak puanlar, kişiden kişiye değişen ve istenilen puanların verilmesine dayanmaktaydı. Bu nedenle yapılan yeni bir düzenleme ile MÜLAKATDA sınavlarda 50 -60 puan alan öğretmen adayları, atanmak için başvuruda bulunacak ve yapılan mülakat sonrası ortalama ya göre, alanlara uygun olan öğretmenlikler atanacaktı. Bu çağdaş Mülakat Dokunuşu ile 60 alana 90 puan, 90 puan alana 50 puan verilerek yandaşları atamanın yolu açılmış oldu. Din Kültürü Öğretmeni ve Din Adamı yetiştirmek amaçlı Din Bölümleri ( İlahiyat, İslami Bilimler) amaçları dışında formasyon la öğretmen olarak atanmalarının önü açılarak ” EĞİTİMİN DİN ORDUSU” yetiştirilerek, kadro verilerek; tek taraflı eğitimin egemen olması sağlandı. İmama Hatip Liseleri mezunları da boşta kalmamalı idi. Bakanlıkların taşra örgütlerinde ve Belediyelerde bu kadrolar istihdam edilerek bu sorun da kökün den çözülmüştü. Diğer taraftan yandaş olmayanlar, ne kadar yüksek puan alırlarsa alsınlar hatta sınavlar da ilk 10′ lara ya da ilk 100′ lere girmiş olsalar da mülakatta düşük puan verilerek atanmamalıydı. Bu ülkemizde ATANMAYAN ÖĞRETMENLER olarak Türk Eğitim Tarihine geçecek bir Kara Lekedir. Bu kara düzenin ne kadar olumsuz ve eşitliklere ve Anayasaya aykırı olan bu sonuçlarına, yıllarca hep birlikte tanık olduk. A Öğrencisi Eğitim Bilimleri Fakültesi yani Öğretmenlik alanından mezun ve KPSS da 90-70 arasında puanlar almalarına rağmen, mülakatta komisyon üyelerince düşük puanlar verilerek, B öğrencisi Fen ve Edebiyat mezunu iken 50-70 puanlarla, mülakatta komisyonun verdiği puanlarla puan ortalaması arttırılarak atanmaya başlandı. Bununla da kalınmayarak yerel yönetimlerdeki ve bir çok devlet kurumuna, yüksek lisans ve lisans mezunları iş bulamaz ve atanamazken, cemaat, tarikatların önerdiği kendilerince yandaş olanlarından lise mezunlarını bile bu kurumlardaki kadrolara atanarak eğitimde ve atamada fırsat eşitliğin aykırı uygulamalara devam edilmiştir. Aradan birkaç yıl geçince maddi yönden bayağı yük getiren bu yandaşların, sorun yarattığı dikkate alınarak yeni bir düzeleme yapıldı.
Bu düzenleme ile kendi kadrolarının da büyük bölümü eğitim camiasına kazandırıldığı için başka bir çözüm gerekiyordu bir taraftan daha az maaşla çalışacak Ücretli Öğretmenlerin görevlendirilmesi, diğer taraftan özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki mahrumiyet illerindeki öğretmen ihtiyacının giderilmesi için Sözleşmeli Öğretmenlik denilen bir müessese icat edilerek, sözleşmeli öğretmenliğin temelleri atıldı. Bu arada mülakata da devam edildi. Ancak kendi kadrolarını kurmaktan başka bir şey düşünmeyen gözü kararmış bu yöneticiler, atayacakları program mezunlarının eğitim bilimleri sınavında başarılı olamayarak, yandaşlar için her türlü çözüm bulunmuştu. Diğer taraftan madem ki Türkiye de Öğretmen İhtiyacı varsa neden!.. Yüksek puanlar alıp, eğitim bilimleri fakülteleri mezun olan Öğretmen Adaylarının, sınavlarda yüksek puanlar almasına rağmen atanmadıklarını anlayabiliyor musunuz? Bu da yetmezmiş gibi bu Öğretmen Adaylarının Kamu Personeli Seçme Sınavlarında yüksek puan alsa bile, getirdikleri mülakatın ve mülakatla yüksek puanla atanamamaların nedenlerini lütfen düşününüz!… BU ÇİFTE STANDART!.. DEĞİL MİDİR? Hangi ülke kendi evlatları üzerin de böyle bir ayrıştırma ve kafatasçılık yapar. Ancak OTORİTER TEOKRASİ VE FAŞİST Düzenlerde yapılabilir. Bu nedenle atamalarda da eleyici esasına dayalı Yandaş Kadrolaşmanın yolu sonuna kadar açılmıştır.
Bununla da yetinilmedi….. Ülkemizde Atatürk zamanından beri siyasi hükümetlerce yapılan fabrikalar birer, birer satıldı… Anlaşıldı ülkemizde kalkınma, üretkenlik, gelişme istenmiyordu, ancak düşünüldüğünde bu ülkemizde mevcut olan işsizlik özellikle genç işsizlerin sayısını arttırarak, sorunlar yaşanacağı her nedense düşünülemiyordu. Yine ekonomiye, üretime, milli eğitime daha fazla oranda pay ayrılması gerekirken, bu paylar bilinçli olarak Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılıyordu. Dindar Nesiller yetiştirmek amacını ve hedefini yakalamada bu da yetmezdi… Ana Sınıfları, İlkokullar, Ortaokullar, Liselerde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi eğitimi veren Öğretmenlerin büyük bölümü idareci olduğu için bu kadroların yerini alacak Lisans ve Ön Lisans İlahiyat mezunlarının atanması ve kadrolaşması için düzenlemeler yapıldı. Bu da yetmezdi, evet yetmezdi!.. Daha fazla düzenlemelere ihtiyaç vardı Orta Okullarda Din ve Ahlak Dersi verilmesi için İmam Hatip Lisesi mezunlarına da ihtiyaç vardı bunlarda üretken bireyler olmalıydı. Çünkü bu kadrolar kendilerinin yandaşlarıydı, çıkarlarla kendilerine bağlı ve bağımlı bir hale getirilmeliydi. Bu amaçla çözüm bulundu ve sihirli sopaya tek adam yine dokundu… MEB ‘na verilen bir talimatla gerekli, düzenleme yapıldı. Bilal E’nin kurucularından olduğu Ensar Vakfı Ortaokul Öğrencilerine Ahlak dersleri verecekti. Yetmezdi bu da yetmezdi! Liselerde bilimsel içerik taşıyan ve öğrencileri ileride uyandırma olasılığı olan bazı dersler yani düşünmeyi ve eleştirmeyi öğrencilere kazandırma olasılığı olan bilimsel içerikli dersler tüm bilim dallarının çıktığı ana ders Felsefe artık seçmeli fakat Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi her öğrencinin alması gereken zorunlu derslerden olmalıydı ki!… Çifte kazanç: KAZAN!.. KAZAN!.. Devreye girdi. Bir taraftan Din Eğitimi ile daha fazla din bilgileri verilirken, Diğer taraftan daha fazla yandaş kadrolar atanmalıydı…. Yine Çağ Atlıyorduk…İleri mi? Yoksa Geriye mi ? Takdiri okuyucularıma bırakıyorum…
Eğitim sistemimizdeki güncel uygulamaları ve aksaklıkları bir tarafa bırakarak, siyasetten uzak duracak olursak; çünkü her yanlış uygulamaya ve aksaklıklara dönüldüğünde çağdışı siyaset istesek de istemesek de karşımıza çıktığından, bunları dile getirmek durumunda kalınıyor, şimdi asıl konumuza dönecek olursak. Çağdaş eğitim sistemlerinde mesleki ve mesleki-teknik ve işe hayata hazırlayıcı ( Ata Meslekleri ve illerin koşullarına uygun ihtiyaç duyulan ara gücü elemanları) programlara yönelecek olan öğrencilerimizin sayı sı tüm lise (Ortaöğretim) programlarındaki öğrenci sayısının en az % 50-60 ‘ını oluşturmalıdır. Alanı ile ilişkili Yükseköğretim Programlarına sınavsız geçişlerine olanak tanınmalıdır. (İlerde ayrıntılı değineceğim bu konuda, kısaca alanı ile ilgili yalnız ön lisans programlarına değil, lisans programlarına, hatta mevcut lisans programları ile yetinmeyerek alanları ile ilişkili lisans programlarının kapsamı genişletilerek, tüm illerdeki üniversitelerde bu öğrencilerin yalnız sınavlara veya uygulamalı derslere girerek mezun olmalarını sağlayacak ve bu programlara sınavsız geçişleri, lise programı alan ortalamaları dikkate alınarak durumlarının uyduğu eğitim komplekslerine geçişleri düzenlenmelidir. Kalan % 40-50 diğer tüm liselerden mezun öğrenciler süreç içinde yükseköğretim ihtiyaçlarını karşıladığında, eşitlik ilkesi gereği tüm liselerden geçişler, alan dersleri notlarının ya da ağırlıklı ortalamalarına göre sınavsız geçişleri sağlanmalıdır. (Her üniversite aynı programdaki öğrencilerin belirledikleri derslerdeki not ortalamalarını da kriter olarak alabiliriz.)
Ben bu yapıtımın bir örneğini 2003 yılında tüm bakanlıklara özellikle bir çok değişen MEB’ na gönderdim. Bu yapıttaki çağdaş düzenlemelerin geleceğimiz ve ülkemizin kalkınmasındaki önemini neden görmezden geliyorlar? Ya da bu konuda görüşler bildirenleri, yapılan araştırmaları ve yazılan eserleri bilmiyorlar mı ? Hepsi biliniyordu. Ancak yukarda açıkladığım gibi kendi siyasi çıkarlarını gözetecek düzenlemeler yapıldığı takdirde, mevcut iktidar sahipleri, sıkıştıklarında kendi kirli siyasi emellerini gerçekleştirmek için kendilerini yakmadan kullanabilecekleri, hedeflerini gerçekleştirecekleri ve yeri geldiğinde kendilerini aklamak için suçlayabilecekleri maşaları nereden bulacaklardı. Dışardan ithal edecek değillerdi ya ! Bu Karanlık Güç Odaklarının ve yöneticilerinin, sürekli gereksinim duyacak zemini ve koşulları oluşturmaları kendi yaşamlarını sürdürmeleri, kendi iktidarlarını kurmaları ve devamlılığını sağlamaları için olmazsa olmaz bir zorunluluktu….. Cumhuriyet Tarihimizden beri Böyle ÇARPIK, Böyle KÖHNEMİŞ, BÖYLE BİR KARA DÜZEN, BÖYLE BİR UCUBE DÖNEM ilk defa yaşanıyor…
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ ün Gençliğe Hitabesinde ki “Dahili Düşmanları “ bir defa daha anımsamamamız gerektiğini düşünüyorum.
Geçmişte eğitimimizle ilgili Siyasi Eğitim Politikaları hep böyle belirlendi. Her siyasi dönemde kendileri ne ihtiyaç duyulacak, gerektiğinde onlardan yararlanılabilecek, manevi gönüllü destek güçler dışında, kendilerine bağımlı olanların sayısına güç katıcı çok sayıda çıkarla bağımlı kesimler ( Maşalar ya da Piyonlar ) için mevcut koşullar oluşturulmuştu. “2000 yılı” Daha sonraki dönemlerde benzer uygulamalarla kalınmayıp, tamamen siyasi iktidarların, arpalığı haline getirilen eğitim kadrolarının oluşumu için eğitim sistemleri defalarca değişikliğe uğramıştır. Bundan tek zarar görenler siyasilerin çıkarına gelen belirli programlar dışında diğer lise ve yükseköğretim programlarından mezun olan öğrencilerimiz, gençlerimiz olmuştur!.. Olmaktadır!.. Olmalılar mı!…
Atatürk Tekke, Zaviye ve Tarikatları Cumhuriyet İdaresi ile kapatırken, AKP Döneminde OH İşe Cumhuriyet Öncesi yani Osmanlı Padişahlığı Dönemindeki bu kurum ve kuruluşları tekrar hortlatarak, iktidarlarını devam ettirmişlerdir. Aslında Buzdağının görünen bu yüzü, dışında Buzdağının Okyanusun Altındaki görünmeyen İLLEGAL ve ŞERİAT DEVLETİ Özlemlerini gizlemeye çalışırken; diğer taraf tan kamudan başlayarak bu kurumların altyapılarını yasalaştırmak için çaba göstermişlerdir. Bildiğimiz sayının kat kat üstünde farklı adlar verilmiş tarikatlar, dini örgütler Kur’an Kursları yoluyla çocukları mızı, ilkel ve çağdışı yöntemlerle çocuklarımızın eğitimini üslenerek; Dindar Değil Dinci Nesiller yetiştirerek zehirlemeye başlamışlardır. Diğer bir değişle Dinci Nesiller yetiştirerek, seçimlerde kendilerine ve görüşlerine en yakın ve uygun nesillerin yetiştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla Diyanet İşleri Başkan lığının bütçesi MEB içinde olmak üzere 3-4 bakanlık bütçesi seviyesine çıkarılmıştır. Toplanan fitre, zekat ve yardımlar bunun dışındadır. ÇAĞ DIŞI KUŞATMA, SİNSİ İSTİLA altında bir Türkiye oluştur maya başlanmıştır. Bununla da yetinilmeyerek, yukarda açıklandığı gibi Din Alanından mezun olan gençleri devlet kurumlarında, belediyelerde istihdam edip, kadro vererek kendilerine daha bağımlı olmalarını sağlamışlardır. Atamalarda önceleri Fethullah Gülen Tarikatı egemen iken, yerini Menzil ve diğer tarikatlara bırakmıştır. Devlet desteği ihalelerle birçok Tarikat Şirketleşmiş ve holdinglere dönüşmüştür. Bu sinsi istilanın asıl amacı, kendi görüşlerine uygun insanların sayısını arttırıp, kadrolarını kurarak; dini ne bağlı iyi ve dürüst bir Müslüman maskeleri kullanarak, sempatizanlarının ve kendilerini meşru zeminler de destekleyeceklerin sayısını arttırarak ve demokratik yollarla iktidara sahip olmak ya da ülkemizi bölme istemi ile tarih sahnesine çıkmayı düşünenler olabilir. Atatürk’ün eserlerini yok etmeye ve ortadan kaldır maya başlayarak, ülkemizde Atatürk ismini unutturma çabalarına girişe bilirler. Ancak unuttukları bir şey vardı. Siz Atatürk’ ün isminin anıldığı eserleri belki yok edebilirsiniz, ancak O’nun adını, emanetçisi, olan bizlerin kalbinden asla silemezsiniz!… Bu konuda her türlü silahı kullanan bu gerici, gerici olduğu kadar yobaz ve dindar değil dinci olan kesimlere karşı uyanık olmak gerekmektedir.
Bu konuya daha fazla girerek siyaset yapma, kişilik haklarına dokunma, bazı kişileri alındırmak istemediğim ve endişesini taşıdığımdan biraz daha bu soruna değinerek, satırlarımı sonlandırmayı uygun görüyorum. Bu iktidara sürekli egemen olma heveslilerinin, iktidarlarının devamlılığını sağlamak için kendilerine yararlı, bağımlı, bağlanan ve yandaş bireylerin yetiştirilmesi temel hedef olarak alınmalıydı; süreç içinde gerektiğinde onlardan istedikleri gibi yararlanacakları, destekçi bir grubu arkalarında bularak istedikleri gibi at oynatacakları ve kendilerinin kirli emellerini gerçekleştirmek için adım atıp, sonra özledikleri iktidara veya yönetim biçimine taşıyacak her kademeden kendilerine sadık adamları, kulları, köleleri artık vardı. Ancak bu sayı yetersizdi. Bu sayı yeni düzenlemelerle arttırılmalıydı. Çünkü kendi uygulamalarına karşı çıkan aydın ve Atatürkçü kesimler, güçlükler çıkarmaya başlamışlardı. Bu kişiler kölelerini uyandırabilirlerdi ! Bu duruma da bir çözüm yolu bulunmalıydı!..
Legal ya da illegal da olsa!..
Körü körüne her istediklerini yapan yandaşlarını, kendi siyasal kadrolarını ve kendileri ile sürekli çıkar ilişkisi ve bağı içinde bulunabilecek ve bunun karşılığında diyet borcunu her hangi bir şekilde ödeye bilecek kişilerin sayısının arttırılması bir politika haline getirilmeliydi….
Çünkü sorunlar ancak kendi siyasi kadrolarının baskın ya da çoğunluk oluşturması ile çözümlene bilirdi. Gerek örgüt militanları, bölücü ve yıkıcılar, etnik kökenliler, aşırı milliyetçi ve şoven unsurlar, gerekse düzeni değiştirme heveslisi yobaz ve şeriatçılara her kapı ardına kadar açılmaya başlandı. Sözde Özel Eğitimi artırmak ve teşvik etmek amacı ile İslami Sermayedarlara okul yapmaları için Milli Eğitimin kapıları ardına kadar, alabildiğince özgürce açılır oldu. Her türlü eğitim olanakları onların hizmetine sunulup, yandaşlarının sayıları arttırıldı. Ancak kendi oluşturdukları şeriatın denizinde bir gün çıkabilecek bir fırtınada kendilerinin de boğulacağını düşünmediler. Bu tehlikeyi çok önceden sezen, hisseden ve düşünen bazı dürüst kalmış, Sözde değil özde vatanperver, milliyetçi, demokrat, yurtsever, ilerici ve Atatürkçü eğitimciler ve öğretim görevlileri, onlara ayak bağı oluyorlardı. Bu nedenle adete iktidar hırsı gözlerini bağlamış olarak, bu eleştirilere ve gelecek bir tehlikeyle ilgili uyarılara aldırış etmeyerek, adeta görmezden geliyorlardı. Onlara göre bu karşı çıkanlar, aslında kendi emellerinin gerçekleştirilmesini engelliyorlardı. Tekrar eğitimin geçmişine döndüğümüzde, kendilerine karşı olan ve tehlikeli olan, bu engelleri de ortadan kaldırmakla kalmayıp, hedefleri olan iktidarlarını pekiştirmek amacı ile kadrolaşıp, yalnız kendi yandaşlarının her zaman Yüksek Lisans, Doktora vb. kariyer yapmalarına kolayla sağlanarak; Bilimin beşiği ve merkezi olması gereken üniversitelerimizde öğretim A ve B siyasi görüşleri nin üyeleri olmanın avantajlı ya da çekişmeli yolu açılıyordu. Bu siyasi kadrolaşma ile ülkemiz koşullarında yeni bir çağ başlıyordu. Geçmişteki sağ ya da sol yapılanmalar yerini Dindar Nesiller ve Laik Nesiller olarak farklı yapılanmalara bırakmıştı. ‘ Türkiye’ de Çağ Atlanıyordu.’ Ancak ülkemiz çıkarları göz önüne alındığında; ileri mi, geri mi? Takdir okuyucularımızındır… (Bu bölüm kitaba 2003 yılından sonra kitap basılmadan eklenmiştir.)
Aradan birkaç yıl geçince maddi yönden bayağı yük getiren bu yandaşların, sorun yarattığı dikkate alınarak yeni bir düzenleme yapıldı. Bu düzenleme ile kendi kadrolarının da büyük bölümü eğitim camiasına kazandırıldığı için başka bir çözüm gerekiyordu bir taraftan daha az maaşla çalışacak ücretli öğretmenlerin görevlendirilmesi, diğer taraftan özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki mahrumiyet illerindeki öğretmen ihtiyacının giderilmesi için Sözleşmeli Öğretmenlik denilen bir müessese icat edilerek, sözleşmeli öğretmenliğin temelleri atıldı. Bu arada mülakata da devam edildi. Bununla da yetinilmedi….. Ülkemizde Atatürk zamanından beri siyasi hükümetlerce yapılan fabrikalar birer, birer satıldı… Anlaşıldı ülkemizde kalkınma, üretkenlik, gelişme istenmiyordu, ancak düşünüldüğünde bu ülkemizde mevcut olan işsizlik özellikle genç işsizlerin sayısını arttırarak, sorunlar yaşanacağı her nedense düşünülemiyordu. Yine ekonomiye, üretime, milli eğitime daha fazla oranda pay ayrılması gerekirken, bu paylar bilinçli olarak Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılıyordu.
Dindar değil, Dinci Nesiller yetiştirmek amacını ve hedefini yakalamada bu da yetmezdi…
Ana Sınıfları, İlkokullar, Ortaokullar, Liselerde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi eğitimi veren Öğretmenlerin büyük bölümü idareci olduğu için bu kadroların yerini alacak Lisans ve Ön Lisans İlahiyat mezunlarının atanması ve kadrolaşması için düzenlemeler yapıldı. Bu da yetmezdi, evet yetmezdi. Daha fazla düzenlemelere ihtiyaç vardı Orta Okullarda Din ve Ahlak Dersi verilmesi için İmam Hatip Lisesi mezunlarına da ihtiyaç vardı bunlarda üretken bireyler olmalıydı. Çünkü bu kadrolar kendilerinin yandaşlarıydı, çıkarlarla kendilerine bağlı ve bağımlı bir hale getirilmeliydi. Bu amaçla çözüm bulundu ve sihirli sopaya tek adam yine dokundu… MEB ‘na verilen bir talimatla gerekli, düzenleme yapıldı. Bilal E’nin kurucularından olduğu Ensar Vakfı Ortaokul Öğrencilerine Ahlak dersleri verecekti. Yetmezdi bu da yetmezdi… Liselerde bilimsel içerik taşıyan ve öğrencileri ileride uyandırma olasılığı olan bazı dersler yani düşünmeyi ve eleştirmeyi öğrencilere kazandırma olasılığı olan bilimsel içerikli dersler tüm bilim dallarının çıktığı ana ders Felsefe artık seçmeli fakat Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi her öğrencinin alması gereken zorunlu derslerden olmalıydı. Yine Çağ Atlıyorduk… İleri mi? Yoksa Geriye mi? Takdiri okuyucularıma bırakıyorum…
Körü körüne her istediklerini yapan yandaşlarını, kendi siyasal kadrolarını ve kendileri ile sürekli çıkar ilişkisi ve bağı içinde bulunabilecek ve bunun karşılığında diyet borcunu her hangi bir şekilde ödeye bilecek kişilerin sayısının arttırılması bir politika haline getirilmeliydi…. Çünkü sorunlar ancak kendi siyasi kadrolarının baskın ya da çoğunluk oluşturması ile çözümlene bilirdi. Gerek örgüt militanları, bölücü ve yıkıcılar, etnik kökenliler, aşırı milliyetçi ve şoven unsurlar, gerekse düzeni değiştirme heveslisi yobaz ve şeriatçılara her kapı ardına kadar açılmaya başlandı. Sözde Özel Eğitimi artırmak ve teşvik etmek amacı ile Dinci İslami Sermayedarlara, Tarikat, Cemaat ve Derneklere okul yapmaları için Milli Eğitimin kapıl arı ardına kadar, alabildiğince özgürce açılır oldu. Her türlü eğitim olanakları onların hizmetine sunulup, yandaşlarının sayıları arttırıldı. Ancak kendi oluşturdukları şeriatın denizinde bir gün çıkabilecek bir fırtınada kendilerinin de boğulacağını düşünemediler. Bu tehlikeyi çok önceden sezen, hisseden ve düşünen bazı dürüst kalmış, Sözde değil özde vatanperver, milliyetçi, demokrat, yurtsever, ilerici ve Atatürkçü Eğitimciler ve öğretim görevlileri, onlara ayak bağı oluyorlardı. Bu nedenle adeta iktidar hırsı gözlerini bürümüş yandaşlar ve idareciler, bu eleştirilere ve gelecek bir tehlikeyle ilgili uyarılara aldırış etmeyerek, adeta görmezden gelerek; bildiklerini kötü emelleri üzerinde uygulamaya daha da hız veriyorlardı. Onlara göre bu karşı çıkanlar, aslında kendi emellerinin gerçekleştirilmesini engelliyorlardı.
Bunun sonucu Eğitim, Fen Edebiyat, İletişim, Hukuk, Sosyal Bilimler vb. Lisans ve Ön Lisans Programlarından MEZUN OLACAK ÖĞRENCİLERİN NASIL VE NERELERDE İSTİHDAM EDİLECEĞİ, İLLE RİN VE ÜLKENİN KOŞULLARINA UYGUN VE ARZ TALEP DENGESİNİ SAĞLAYICI DÜZENLEME LERE yer verilmediği, planlanmadığı için her yıl bu programlardan mezun olan öğrencileri adeta Bİ LİNÇLİ OLARAK İŞ BULAMAYARAK, SÜREÇ İÇİNDE BİRİKEREK ÜNİVERSİTE MEZUNU İŞSİZLER ORDUSUNUN OLUŞUMUNA KATKILAR SAĞLAMIŞLARDIR. ( Eski benzetme ile Kaldırım Mühendisi denilen bu gençlerimize, simdi Ev Gençleri yakıştırması yapılmaktadır.) Bununla da yetinilmemiş özellikle Öğretmen Atamalarında Eğitim, Eğitim Bilimleri Mezunu ( Lisans, Yüksek Lisans) 4 ile 5 yıl eğitim dersleri alarak, eğitimci olarak yetiştirilen Öğretmen Adayları atanmadan Fen Edebiyat Mezunlarına Formasyonla atanma yolunu açmak gibi tarihin bili affetmeyeceği büyük bir hataya imzalarını atmışlardır. Bu düzenleme bilinçli olarak siyasi amaçlarla atılmıştır. Çünkü şayet ülkemizde Eğitim, Eğitim Bilimleri Fakültelerinden mezun olan Öğretmen Adaylarının ülkemizdeki öğretmen ihtiyacını karşılamadığı tespit edilip, böy le bir adım atılmış olsaydı, doğru olan her düzenleme gibi itiraz bile edilmeyecekti. Ancak ortada atana mayan öğretmen adayları varken, böyle bir adımın atılması yanlış olduğu kadar, Fen Edebiyat Mezunları öğretmen olarak atanırken, asıl bu alanda yetişmiş Eğitim Bilimleri Fakültelerinden mezun olan öğretmen adayları boşta kalmaları kadar yanlış bir uygulama olabilir mi? Okuyucularımın takdirlerine bırakıyorum.. Bakanlıkların Taşra Teşkilatı ve Belediyelerdeki ihtiyaç duyulan kadrolara da İmam Hatip Lisesi Mezunları atanmışlardır. AKP Yönetiminin bu icraatlarından yandaşlarına her türlü eğitim seviye sinde iş olanağı sağlarken, yandaş olmayanları, torpil bulamayanları yüksek puanlar alsa bile mülakatta düşük puan vererek elemeleri sonucu EĞİTİM NİTELİKSİZ, VERİMSİZ VE KALİTESİZ BİR HALE GELEREK, EĞİTİM ALANINDA ÜLKEMİZ EN AZ 20-30 YIL GERİYE GİTMİŞTİR….
İleride, gün gelecek elbet demokratik bir iktidar MEB ‘e gelecektir. Beklentim önce liyakat, eşitlik demekten vaz geçmelidir. Çünkü ülke evlatları için liyakat, eşitlik denilmedi. Diyeceksiniz ki bedel mi ödetilmelidir? Hayır… VERİLEN tahribatın ve mağduriyetin önce giderilip, onarılması elzem hale gelmiştir. Özellikle MEB da Geniş Kapsamlı onarıma, 20 yılı aşkın AKP iktidarının dışladığı kendinden görmeyerek ezdiği ATATÜRKÇÜ, DEMOKRAT GENÇLERİMİZİN, ÖĞRETMEN ADAYLARININ Özel Sektörde Asgari Ücretle çalışmaktan başka bir seçenek bırakmamıştır. Her demokrat ve Atatürkçü parti iktidarında bunlara verilmeyen kazanılmış haklarını vermekle yükümlüdür. Bu nedenle öncelikli ve acil olarak, Parlamenter Sisteme ve demokrasiye geçinceye kadar ki Geçiş Döneminde yalnız eğitim sektöründe Eğitim Bilimleri Fakültelerinden mezun olan öğretmen adaylarının mezun olduktan bu yana aradan en az 5 en fazla 10 yıl süre geçmesine rağmen, Özel Kolejlerde Öğretmenlik yapmak zorunda bırakılan Öğretmenlerimizden, ATANMAYANLARA… Sınavsız Kadro verilerek, hakları teslim edilmelidir. Dikkat ederseniz, ÖĞRETMEN ADAYLARI DİYORUM. BUNLARIN HAKLARI ELLERİNDEN ALI NAN eğitim Bilimleri fakültesi mezunu olmalarıdır. Diğer taraftan Bilim Adamı Yetiştirilmek üzere FEN VE DEBİYAT FAKÜLTELERİNE YÖNELEN VE AĞIRLIKLI OLARAK İLAHİYAT’A YÖNELEN Öğrenci ere AKP İktidarlarında Her türlü Oyun Oynanarak, Önce Eğitim Dersleri almadan Formasyon sertifikası ( 1000-2000 tl karşılığı- Özel Üniversitelerden) FORMASYON SERTİFİKASI Diğer bir değişle Öğretmen Yeterliliğine sahip değilken ATANIRKEN, ÖĞRETMEN OLARAK YETİŞİP MEZUN OLAMLAR ATANMA YARAK, YILLARCA ATANMADIĞI İÇİN SAYILARI ARTMIŞTIR. BU NEDENLE BU ÖĞRET MENLERİN MAĞDURİYETİ GİDERİLİP, TAMAMI ATANDIKTAN VE HAKLARI TESLİM EDİLDİKTEN, AYRICA BU ARADA DİĞER ALANLARDAN ( Fen Edebiyata Formasyon Kaldırılıp, İhtiyaca göre kontenjanlar belirlendikten, bekleyen mezun çoksa geçici olarak dondurulmalıdır) YÜKSEK PUAN ALIP DA YILLARCA ATANMAYANLAR ALANLARI İLE İLİŞKİLİ İHTAİYAÇLARA GÖRE ATANMALIDIR. Bu iktidarca kapatılan, Devlet İstatistik Enstitüsü, Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet Denetleme Kurulu vb. işlerlik kazandırıldıktan sonra, iller ve ülke genelinde yapılan bilimsel araştırmaların sonuçları dikkate alına rak; ülkemizde ihtiyaç duyulan çağa uygun programlara ağırlık verilerek, geçici dondurulan prog ramlar arz talep durumuna göre kontenjanlar belirlenerek açılmalıdır. Yerlerine çağa uygun programlarda açılaması bir seçenektir. Aynı uygulamalar devlette devamlılık esası ile devam ettirilmesi hataların ve yıkımın sonucu ülkeye verilecek kötülüklerin en büyüğünü oluşturacaktır.
Bu nedenlerle ne pahasına olursa olsun Atatürk’e emaneti Cumhuriyet’in en gelişmiş şekli olan demokrasiye inanarak, her şeyin demokrasi ile mutlaka çözüme kavuşacağına, demokrasi dışında arayışların çözüm üretemeyeceğinin bilincinde olarak davranmalıyız. Bu nedenle demokratik kurallara saygılı olmalıyız. Ancak tedbiri elden bırakmadan onların bu kötü emellerini gerçekleştirmelerine yasal zeminlerde asla ve asla izin vermemeliyiz. Bu amaçla her şeyin başı ve her konuda temel olan eğitimimizde yapılacak düzenlemelere Atatürkçü Gençler olarak “ Gençliğe Hitabe “ sini bir kez daha anımsayarak, bu ileri görüşlü ve çok yönlü önderimiz gibi mücadele vermek, çağdaş düzenlemeleri gerçekleştirmek ve Atatürkçü Düşünceden taviz vermemek, bize emanet ettiği Türkiye toprakları üzerinde dalgalanan bağımsızlığımızı tem sil eden Şanlı Bayrağımızı, Anayasa’nın ilk üç maddesinde belirtilen asla değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek, hükümlere bağlı kalarak; O eşsiz insanın emanetlerine sahip çıkarak; ülkemiz üzerinde yaşayan her bireyin, Türk Milletin bir ferdi olarak görevidir… Görevimiz olduğunu, bunun uğruna gerekirse seve seve canımızı feda edeceğimizi, bir defa daha anımsatmak isterim.
Türkiye’ de Çağ Atlanıyordu.’ Ancak ülkemiz çıkarları göz önüne alındığında; ileri mi, geri mi? Takdir okuyucularımızındır…Çünkü bu oyunlar yakın geçmişte, hatta defalarca; geçmişin çocukları, gençleri ve bu günün yetişkini üzerinde oynandı!.. Oynandı !.. Her zaman oynanmaya devam etmiştir…
EĞİTİM ALANINDA ÜLKEMİZİ EN AZ 20-30 YIL GERİYE GÖTÜRMEKLE KALINMAMIŞ…
TÜRK EĞİTİM TARİHİNE KARA BİR LEKE OLARAK GEÇECEKTİR !..
2002 Yıllarından itibaren AKP İktidarları Döneminde yukarılarda ayrıntılı açıkladığım, ” DEVLETTE DEVAM LILIK” ilkesi de çiğnenerek, MEB Eğitim Şurası Toplantılarında alınan kararalar ve Talim Terbiye Kuruluna tavsiye niteliğindeki Eğitim Sistemimizde Yaşanan Sorunlar, Çözüm Yolları ve Öneriler, Çağa Uygun Demokratik Yapılanmalar beklenirken; Çağı Yakalama yerine Çağ Dışına Gitmememizi, yani Çağımızdan Onlarca Yıl daha Geriye gitmemize kapı açan 4+4 Sistemi, Düz Liselerin kapatılması öncelikli yapılan uygulamalara tanık olduk. Yaptıkları her çağdışı düzenleme ve uygulamalarda, Anayasa ve yasalar ihlal edilmekle kalınmamış; bu tasalara kamuflaj amaçlı çağa uygun ancak göstermelik bazı düzenlemeler de birlikte getirilmiştir. Ortaöğretimde her geçen yıl İmama Hatip Liselerine ağırlık verilerek, sayılarını arttırırken, diğer taraftan Mesleki, Mesleki Teknik-Teknoloji Liseleri Yönlendirme Getirilmeden ve Alt Yapısı Oluşturulmadan gerici uygulamalarını Kamuflaj Amaçlı Örtmek, kapamak amaçlı açılmıştır. Daha sonra bilinçli olarak, eğitimimiz Diyanet İşleri başta olmak üzere süreç içinde Dini Cemaat, Tarikat, derneklerin ellerine teslim edilmiştir. En önemlisi de KYK Yurtlarının özellikle Yükseköğretim Öğrenci kontenjanlarını karşılamaktan çok uzak olduğu bilinmesine rağmen yukarılarda ayrıntılı açıklandığı gibi bu gençlerimizin bilinçli olarak Dini Cemaat, Tarikat, Dernek yurtlarına gitmesi cazip hale getirilerek, yönelmelerine olanak tanınmıştır. KYK Yurtlarının açıklarını kapatmak amaçlı CHP li Belediyelerin yurt açmalarını hazmedemeyerek, bu belediye başkanlarını, yandaş İftiracı, İtirafçılar üreterek; tutuklamışlardır. Yukarda detaylı açıklanan ve burada özetlenen Eğitim Sistemindeki Büyük Tahribatlarla, Geriye Doğru Çağ Atlanması dikkate alındığında; bu yapıtım da 2003 yılında kalmaya mahkum edilmiştir.
