ÜLKEMİZDE VE EĞİTİM SİSSTEMİNDE 2003 YILI SONRASI GELİŞMELER

        TÜRKİYE GENÇLERİ  VAKIF VE CEMAAT YURTLARININ İŞGALİ ALTINDADIR

                      ÇAĞDAŞ VE DEMOKRATİK EĞİTİMDEN, SAPMALAR

                          ÜLKEMİZDE GERİYE GİDİŞ VE KAYIP YILLAR

        Bu kitabı tamamlayıp, kişisel web sitemde yayımladığım 2003 yılında ve  güncellenen2004 yılından sonraki yıllarda, ülkemizde AK Parti  İktidarları dönemi başlamıştı. Bu iktidar döneminde, ABD emperyalizmi eliyle ve desteğiyle gerçekleşen  12 Eylül 1980 Faşist Askeri Cunta Darbesinin devamı olan.  ve Rahmetli T. Özal Dönemi nde başlayan, Nakşibendi Tarikatının devlete yerleştirilmesini ve kadrolaşmasını izlemek zorunda kalmıştık.( Daha önce açıkladığım Takunyacılar Grubu)  AKP Dönemimde ise özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Tek Adam Ucube Sistemlerinde, eğitimimizde GERİYE DOĞRU GİDİŞİN FİTİLİ ATEŞLENEREK, HER GEÇEN YIL VE DÖNEMDE ülkemiz Geriye Doğru Çağ Atlatılmıştır. Yukarda açıkladığım bilgiler dikkatler alındığı sayısız tarikatlara AKP İktidarlarınca ayrıcalıklar verilmesi yetmezmiş gibi, bakanlıklarda söz sahibi olmalarının yolu açılmıştır. ÜLKE KARANLIK VE ÇAĞ DIŞI İŞGAL VE KUŞATMA ALTINDADIR. Bütün bunların sonucu, 2003 sonrası eğitim sistemimizde yapılan çağdışı ve demokratik olmayan düzenlemelere, bu düzenlemelerle büyük tahribatlar alarak, çağın dışına itilerek; ORTAÇAĞ KARANLIĞINA MAHKUM EDİLEN  KARANLIK VE UCUBE Sistemle ilgili aşağıda, okuyucularıma bu dönemle ilgili ek bilgiler su narak, bazı bilgilendirmeler daha yaparak yapıtımı tamamlamak istiyorum. Yukarıda açıklayıp bilgilendir diğim gelişmeler ve uygulamalar gelecekte, özellikle eğitimcilerce bilinmelidir ki!…Eğitin Sistemimizde DEMOKRATİK VE ÇAĞDAŞ DÜZENLEMELER yapmanın yolu tekrar Cumhuriyete ve Atatürk İlke ve Devrimlerine dönerek,  Çağımızın gelişen koşullarına uygun her seviyede ve düzeyde bilgi çağının birey lerini yetiştirmek olmalıdır. Bu nedenlerle, bu yapıtımda açıkladığım çağımıza, geleceğe uygun, eğitimimi zin nasıl düzenlenmesi gerektiği konusunda; görüş ve fikirler edinilsin ve uygulanabilsin…

 

     Bu dönemin başlangıcından , sonuna kadar, yaptıkları düzenlemeler Cumhuriyete ve Atatürk’ e karşı yapılmıştır. Öncelikli olarak, ” YENİ OSMANLICILIK ” adı ile Atatürk ün Emaneti olan Cumhuriyet ve ilkelerine yok etmek ve ortadan kaldırmak ve alternatif olarak  Padişahlık ve Sultanlığa benzer yönetim şeklini SÖZDE CUMHURİYET İdaresi altında getirmek için yasal düzenlemelerin yapıldığını gözlemlemek teyiz. Buna paralel olarak yapılan düzen lemelerle yetinilmeyerek, davranışların eğitimle kazandırıldığının bilincinde olan bu kesimler, paralel olarak; Eğitim Sistemimizde, eğitim modeli, müfredat programlarında çağdışı- geriye doğru köklü değişikliğe giriştiler.  Önce, bugüne kadar  sorunsuz devam eden, 8 Yıllık Ke sintisiz Zorunlu ve Parasız Eğitim, 12 yıla çıkarılması Eğitim Şurası toplantılarında karar bağlanmışken; bunun yerine 4+4 Eğitim Modeli getirildi,  Yukarılarda yönlendirmede açıklanan ve Eğitim Şurası karar larında yer alan; Yönlendirme ile 8 yılın sonu ya da 9. Sınıf Yönlendirme Sınıfında öğrencilerin, tüm birey sel ayrıcalıkları ve yetenekleri dikkate alınarak, ortaöğretime yönelecek öğrencilerimizin % 40 nın Mesleki, Mesleki Teknik Eğitime yönlendirilmesi planlamasını… Halkımızın uyanmaması ve karşı çıkmaması için kamuflaj amaçlı kullanarak, önce Düz Liselerin kaldırılması ve yerine Mesleki, Mesleki Teknoloji Liseleri açılır ken diğer taraftan amaçlarına uygun olan İmam Hatip Ortaokulları ve İmam Hatip Liseleri  her geçen yıl artan bir hızla hatta öğrenci ve veliler teşvik edilerek açıldı. Burada amaç herkesin bildiği gibi DİNDAR Nesiller yetiştirmek değildi, Çünkü AK Partinin besin kaynaklarını yalnız tarikatlar oluşturmu yordu, 4+4 ile özellikle kız çocuklarımız ve ailesi esnaf olan çocuklarımızın, dar gelirli olması nedeniyle çocuklarını çalıştırmak zorunda kalan ailelerin çocukları eğitim almak yerine, cahil kalarak bir işe yönel meleri ve sözüm onlara üretken olmaları  sağlanıyordu. Aileye yapılacak yardım ve desteklerle oy potan siyellerini oluşturmanın projesiydi bu proje….    Bu çağdışı düzenlemelerle ilgili yeri geldikçe kısa ve öz bilgilendirme yapmaya çalıştım.  Bu amaçla şeriatçı tarikatlara daha fazla özgürlükler verilerek,  merkez ve taşra teşkilatı eğitim kurumlarının her kademesinde yönetici olarak atanmalarının ve kadrolaşmanın yaygınlaştığını gözlemlemekteyiz. DİNCİ NESİLLER Yetiştirme projelerinin bir parçası olan Tarikatlara öğrenci alkışı bu düzenlemelerle bilinçli arttırılmıştır. Daha doğrusu LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ NDE  adeta devlet eli ile çocuklarımızın karanlığa gidişine yeşil ışık bilinçli olarak yakılmıştır. Özellikle gelecekteki tehlikeli durumun, bilincinde olunmayarak ya da bilindiği halde bilinmezden gelinerek ( Teda vül ü Arif Sanatı uygulanarak) ya da kasıtlı olarak bu tarikatlara prim verilmiş eğitime devlet eliyle giriş lerinin ve el atmalarının önü açılmıştır.

   

    Cumhuriyet İdaresinin MEB Politikaları gereği,  çağdaş değişim ve gelişmelere uygun ve sürekli ülkemi zin kalkınıp, gelişmesi ve çağdaş ülkeleri yakalanması hedefine uygun ileri doğru düzenlemeler yapılması gerekirken… ÇAĞDIŞI, GERİYE DOĞRU DÜZENLEMELER YAPILMAYA BAŞLANMIŞTIR. İlk ve Orta öğretimde yapılan bu düzenlemelerle kalınmamalıydı ve yüksek öğretimde de, çağa ve çağın teknolojilerine ve amaçlarına uygun düzenlemelerin yapılması için ihtiyaç bulunmayan yükseköğretim programlarının kontenjanlarını sınırlamak ya da  çağın değişen gelişmelerine uygun ihtiyaç duyulan  yeni programların oluşturulmaması, özellikle lise ve ön lisans düzeyinde çok programlı mesleki ve mesleki teknik eğitime gerekli önem verilmemesi gibi çağdaş, yöresel, bölgesel program yapılandırmalarına yer verilmemesi  gibi onlarca sorun varken, bu sorunlar daha da katmerlenerek arttırılmıştır.

 

    Kendi kadrolarını oluşturmak isteyen iktidar mensupları, bütün bu yaptıkları düzenlemelerle de yetinme diler. Türkiye MEB ve bu bakanlığa bağlı olan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkan lığında o kadar büyük bir kadrolaşmaya gidildi ki bunun nedeni daha sonraki yıllarda yavaş yavaş su yüzüne çık maya başladı. Kendi görüş ve düşüncelerine uygun özellikle İmam Hatip Lisesi mezunu olan yüz bin lerce öğrenciye sorular vererek yüksek puanlar alarak üniversitelere yönelişlerinin kapılarını ardına kadar açtılar. Özellikle en yaygın olarak yandaş  öğrencilere ÖSY ve KPSS’ de soruların verilerek servis edildiği 2010 ile 2015 yıllarında yapılan düzenlemelerle puanlarda oynanarak, üniversitelere yerleştirdi ler. YÖK Başkanı A.D. dönemlerinde, bu eşitsiz, hukuk dışı, en önemlisi de kayırıcı çağ dışı uygulamalar yıllarca tekrarlandı. Bu dönemlerde soruların bilinçli olarak servis edildiğinin ortaya çıkarılması üzeri ne o dönemin Başbakanı R.T.E.  ve MEB kendilerini sorumluluktan kurtarmak için SORULAR ÇALIN DI… Diyerek, sorunluluğunu ÖSM Başkanına atmayı da becerdiler. Ancak çok ilginç ve sürpriz şeyle rin yaşandığı bu iktidar dönemlerinde kendilerinin yıllarca kadrolaştırdığı ve yandaş olarak atadıkları kişiler, yani sonucu beklenen tehlike 15 Temmuz da gelmiş; FETO TARİKATI MENSUPLARI  günler den bir gün Darbe yapmaya kalkıştılar. Duyarlı halkımızın direnişi ile bu darbe geri püskürtülmüş tür.  Halk sokağa çıkıp askere direnmeseydi, kesinlikle Darbeciler İktidarı ele geçirecekti.  Yapılan bu darbe nin tarikatçılarla, iktidar yanlılarının çıkar çatışmalarından mı oluştuğu? Yoksa kendi yanlışlıklarını aklamak amacı ile planlı olarak mı bu kalkışma birilerince planlanıp, düzenletildi? YANİ SENARYO, Mİ ZANSEN MİYDİ? Mevcut iktidar bu kalkışmadan dersler çıkarır da geçmişte yaptığı hataları tekrar lamaz beklentisi içine girilmiştir. Bir süre sonra bu beklentinin boşa çıkarak, Yalnız Fetullah Gülen Tari katına ait okullar kapatılırken, MENZO Tarikatı mensupları FETO nun yerine kadrolaşmasının ve şirket leşmesinin yolu açılmıştır. Diğer tarikatların eğitimle ilgili örgün ya da yaygın eğitimleri denetlenmemiştir. Demek ki gerekli dersler yine çıkarılamamıştı…

   

    Kalkışmanın başlangıcında,  tutuklananalar olduysa da aralarındaki ağırlık Vatansever ve Atatürkçüler ihraç ya da içerde tutularak yıllarca mağdur edilirken, bunlar dışında kalanlar, soruşturmalar sonrası uzun süre içeride tutulmayarak, görevlerine iade edilenler oldu.  En ilginç ve önemlisi de darbeyi yapan ların bilinçli olarak yurtdışına kaçmalarına göz yumulmuştur. Tutuklanmaları soruşturma yapılarak, plan layıcıları ortaya çıkarılması gerekirken, ellerini kollarını sallayarak, yurtdışına çıkmışlardır. Bu nedenle her kurumda ayağı olan Fetocu ve Darbeci Teröristlerin… Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Siyasi Ayağının bir türlü ortaya çıkmaması, yani darbe gerçekleşmiş olsaydı; hükümet kimlerden oluşacaktı vb. sorular, muamma olarak kalmıştır. Ayrıca, AKP nin  İktidar Olduğu hükümetçe araştırılmaya bile gerek duyulmaması nedeniyle… Türkiye Cumhuriyeti Tarihinde bir kara leke olarak kalmıştır.. Bu tarikat mensuplarından deşifre olanlarla birlikte, sempati duyanlar, bunlarla birlikte bir yerlerde görülenler, hatta hiç ilişkileri olmayanlar göz altına alınırken; Fethullah Gülenle boy, boy resim çektirenler, dizinin dibinde oturanlar, methiyeler, şiirler ve hakkında övgü dolu makale ve yazılar yazanlara, hatta darbeden birkaç gün önce övenlere, maalesef hiç bir şey yapılmaması düşündürücüdür.

 

    AK Partinin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kadar, her geçen gün eğitimimiz tahrip edilerek, süreç içinde çağdışı bir eğitimi yeniden şekillendiren, bu iktidar sahipleri; sözde mesleki ve mesleki teknik eğitimi ve işe ve hayata hazırlayıcı programları önemsedikleri zannı oluşturmak amacı ile her yıl artan oranda imama hatip okullarına ağırlık vererek; mesleki eğitimi önemsedikleri görüntüsü vererek, bu dini ağırlıklı yapılanmayı kapatmaya gayret etmişlerdir. Yapılan düzenlemelerde özellikle bireylerin farklılık ları dikkate bile alınmadan her konuda mutlaka bilgi sahibi olması gerektiği anlayışı öğrencilerin yöne ldiği programlarda, zorunlu getirilen dersleri alarak başarılı olması beklentisinin; eğitimin doğasına aykırı olduğunu akıllarına bile getirmiyorlardı. Özdeş ikizlerde bile bazı farklılıklar olduğundan yola çıkıldığında her bireyin doğuştan ve yetiştirildiği aile ve toplumsal çevre koşulları gereği farklı özellikleri olduğu bilimsel bir gerçeklik olmasına rağmen; Sınıf Geçme Sisteminde direnilmesi ve başarısız olacakları başlangıçta belli olan öğrencileri, program merkezli sisteme ve belirlenen derslere zorlamaları yetmezmiş gibi; bir alt sınıfta ki programlarda başarısız olan öğrencilerin bir üst sınıfa ve daha üst seviyedeki derslerde başarılı olma beklentisi ise yanlışın üzerine bir yanlış yapmaktan ve öğrencileri derslerden ve öğretmenden soğutmakla kalmamış, sınıf tekrarı, tekrar sonrası okuldan atılması ve açık öğretime mahkum edilmesi sonuçları, geleceğimiz ve yarınlarımız olan gençlerimizin zarar görmesi ile kalmamış; ülke ekonomisine maddi kayıplar vermekle sonuç ve geri dönüt vermiştir.

 

  1. Yıl Eğitim sonunda ya da 9. Yönlendirme Sınıflarında, Eğitim Şurası Kararları gereği EQ  Bireysel Yetenek ve IQ Akademik Başarıyı dikkate alarak, öğrencileri Ortaöğretime yönlendirme yerine, daha ön ceki yıllarda yapılan yanlışlıklara devam edilerek, öğrencilerin yalnız IQ-Akademik Başarıları ve yapılan Ortaöğretime Geçiş Sınavlarında ki puanlarını dikkate alarak,  Fen, Anadolu, Meslek Liselerine geçişi dü zenlemişlerdir. Bu programlara puanı yetişmeyen öğrencileri de İmam Hatip Liselerine Yönelmeye mah kum etmişlerdir. Bu şekilde İmam Hatip Liselerinin sayılarını artırmışlardır. Ülkemizin yörelerine, illerine uygun Mesleki, Mesleki Teknik, İşe Hayata Hazırlayıcı Programlara Yönlendirmeye ağırlık vermemişler dir. Yine, Yükseköğretime Geçişi sağlayan bu Ortaöğretim Programlarındaki öğrenci kontenjanlarını oluştururken, Yüksek Öğretim Programlarından Çağımızda geçerliliğini yitiren programları kapatmak veya dondurmak yerine çağa uygun programların kurulması ve geleceğe uygun programlara yer verilmesi gerekirken böyle bir düzenlemeye bile gerek duyulmadan Dini Eğitim ağırlıklı yapılanmaya gidilmiştir.

 

     Özellikle aslında Mesleki Eğitimin yalnız bir dalı ve boyutu olan Din Eğitimi Program, Mesleki eğitim içinde diğer programlar gibi ihtiyaca uygun kontenjan isteğe uygun seçilmesi gerekirken; Düz Liseler kapatılarak, çocuklarımıza İmam Hatip okullarını ya da Açık Öğretimi seçme zorunda bırakılmasının sorumlusu çocuklarımız değil, getirilen yeni model olmuştur. Bu da yetmez gibi zorunlu seçilen bu okul larda ve derslerde, psikolojilerinin normal olması ve mesleki mutluluğa erişmesi beklentileri bir ütopya değil de nedir!.. Ama inkar etmemek ve yiğidin hakkını yiğide vermek gerekirse, siyasilerin kendi görüş ve emellerine uygun Dinci Nesiller yetiştirme ve bu bireylerin, aynı yöntemle kendilerine bağlı olmakla kalmayıp, bağımlı hale dönüştürülen, yandaşlar haline dönüştürülmesi; projelerinin ilk temelleri atılarak, eğitimimize önemli bir kazanım sağlayarak, çocuklarımızın özellikle ağırlıklı olarak, imam hatiplere yönel meleri teşvik edilmiştir. Onlara göre asıl yanlış olan, Çağdışı Eğitim Sistemi değildi. Öğrenci başarısızlığı nın suçlusu ve sorumlusu derslerinde başarısız olan öğrenciler ya da onları sınıfta bırakan eğitimcilerdi. Öğrencilerin, kabiliyet, motivasyon, başarı, ilgi, öğrenme stili vb. Bireysel ayrıcalıkları uygun çocukluk çağında ki hayallerini süsleyen seçmek istediği dersleri seçmelerine olanak tanıyan; seçtikleri ve başarılı oldukları bu derslerle ilişkili programlara yönlendirildiklerinde daha başarılı olacakları ve verimli-kaliteli öğretim kadar, iyi bir eğitim alarak, topluma yararlı üretken bireylere dönüşecekleri, öğrenci merkezli bir sisteme geçilmesi düşünülemedi ya da bu plan, bu proje bizim çocuklarımız üzerinde bilinçli olarak uygu landı. Ülkemizde eğitimin çağdaş, demokratik ve öğrenci merkezli olması konusunda bu beklentilerim, bir defa daha hayal kırıklığına dönüşmüştü. Çünkü bu yıllardan günümüze kadar, özlenen bir yönetim iktidara gelmemişti. Şimdi bu konuda, okuyucularımın konuyu daha akılcı, bilinçli ve objektif irdeleyip değerlendire bilmesi amacı ile biraz ayrıntılara girerek, öz bilgi vermeye çalışacağım.

     AKP Hükümetleri döneminde her bakan değişiminde daha hızlı ve geriye doğru eğitimimiz yaralar aldığından; eğitimimizde çağa uygun hep ileri gidiş beklentim, yine ne yazık ki hüsran ile sonuçlanmıştı. Yukarda kısaca açıklamalar yaptığım, bu dönemle ilgili küçük tekraralar da olsa önemli olduğundan yola çıkıldığında; bazı önemli gelişmelerle ilgili bilgiler vermeden yapıtımı sonlandırmak istemiyorum. Biline ceği gibi eğitimimize en büyük tahribatlar daha doğrusu geriye doğru ve çağdışı gidiş; ağırlıklı olarak 2006 yıllarından sonra yaşanmıştır. Önce bilinçli olarak, 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu olan Eğitimi 4+4 şeklinde düzenlenmiştir. Ülkemizin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olan gençlerin eğiti mi bile siyasi rant düşüncesi ve daha doğrusu siyasi kazanç amacı ile düzenlenmeliydi. Eş söyleşiyle, eğiti min ürünü iktidarda kalmayı ve bu amaçla da sürekli kendilerini destekleyecek ve itaat edecek dinci nesillerin yetiştirilmesi amaçlı ve siyasi kazanç sonuçlu hedeflenmeliydi. Özellikle kırsal yörelerde 4 yıl eğitim alan kız çocukları 9 ile 10 yaşlarında iken okuma ve yazma öğrendikleri için daha fazla eğitim alma larına ihtiyaç olmamalıydı. Bu amaçla ailelerce ev işlerine ya da kırsalda çalıştırılırken, erken yaşta evli liklerin yolu açılmalıydı. Dört Çocuğun Teşvik Edilmesi, amaçlarının altında, yine kendilerine bağlı hatta bağımlı sözde DİNDAR, aslında Dinci Nesillerin yetiştirilmesi ve arttırılması projesinin bir parça sıydı. En fazla 4 yıllık eğitimle ( İlkokul) okuma ve yazmayı öğrenmesi, yeterli olduğu için evleninceye kadar dini kurallarımızı öğrenmek için özellikle kış aylarında Kuran Kurslarına devam etmeleri teşvik edilecekti. Kuran Kurslarına devam etmeyenleri dışlamaların kapıları ardına kadar açılmıştı.

 

    Eğitimimizde süreç içinde bununla da kalınmayarak, Köy Okullarında öğrenci sayıları azaldığı bahane edilerek; köy okulları birer birer kapatılmaya başladı. (Taşımalı Eğitim) İstenen ve arzulanan hedef ger çekleşmişti. Her iki durumda da siyasilerin amaçlarına uygun “ Kazanç ve Kazanç” egemen olmuştu. Dini İslam bir ülke olduğumuz dindar nesiller yetiştirmek yerine, her yere cemaatsiz camiiler ve bu camiiler için yetiştirilecek imamları ve müezzinlerin yetiştirilmesi için İmam Hatip Ortaokulları ve Liselerinin sayılarını arttırmak için dinci nesiller yetiştirilmesi amaçlı düzenlemelere ihtiyaç vardı. Düz Liseler kaldırılarak, eğitimde geriye doğru çağ atlanmasını gerçekleştiren İmam Hatip Liselerine zorunlu devamın kapıları ardına kadar açıldı. İmama Hatip Ortaokul ve sonrası liselerine devam etmekten başka bir seçenek tanınmayan çocuklarımıza, bu okulları teşvik edici bir çözüm bulunmadığı takdirde sorunlar çıkacağı düşünülerek; teşvik edici ve siyasi kazanç sağlayacak düzenlemeler yapılmalıydı. Bu amaçla Dindar değil, Dinci Nesiller için devlet kapıları ardına kadar açılarak, kadrolaşmak zorunlu idi. Son hızla İmam Hatip ortaokulu ve Liseleri açıldı. 2011 yıllarında yalnız 537 İmam Hatip Lisesi ve 268 bin öğrencisi varken ve bu okullarda okullaşma oranı, erkeklerde % 66, kızlarda % 65 e çıkmıştı. Genelde okullaşma genel oranı ise 10,34 imam hatip liselerine yönlendirilmişti.2013 yıllarına doğru, 854 İmam Hatip Lisesi ve 474 bin öğrenciye çıkmıştı. Örgün eğitime oranlandığında 13.49 idi. Devlet ve özel sektörde her türlü lise ( işe ve hayata hazırlayıcı liseler .) 4 milyon 344 bin iken, İHL. Öğrenci sayısı 514 bin 630 a çıkmıştı. 2016 yıllarında, 1.226 sı, İHL. Okullaşma oranı % 43,7 ye yükselmiştir. 2020 yıllarında sayısı 1,5 milyona çıkmıştır. Bu korkunç bir rakamdı…

 

      Sonuçta,  Din Kültürü ve Ahlak Öğretmenliği, Üniversitelerin Dini Ağırlıklı Programlar, İlahiyat Lisans, Ön Lisans, hatta İmam Hatip Lisesi mezunları bile  bu iktidar döneminde işsiz kalmazken, diğer taraftan Türkiye ihtiyaçlarının üzerinde mezun veren ve gereği kadar ihtiyaç duyulmayan ya da kontenjan ları sınırlandırılmayan diğer  programlardan mezun üniversite  öğrencileri bile iş bulamayarak, gün geçtik çe sayıları da artarak işsizler ordusuna katılmaları, bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Sanki ihti yaç duyulmayan programların devamlılığı bilinçli olarak düzenleniyordu, nedense bu sorunlar ilgililerce hatta Sağır Sultanın bile bilmesine karşın; bu işe yaramaz hale gelen ve ihtiyaç duyulmayan programların kontenjanlarını bile sınırlandırmak, hatta bazı üniversitelerde bu programları kapatmak; çağın gelişim koşullarına uygun ihtiyaç duyulacak yeni çağdaş programlar oluşturmak çok güç bir iş olmalıydı. Bunun sorumlusu bilineceği gibi, hiçbir zaman bu okullarımızdan ya da programlardan mezun olan öğrencileri miz değildir. Öğrencilerimizi bu hale getirerek mevcut bozuk eğitim sisteminde ısrarla direnen mevcut iktidarın MEB ‘nın ve YÖK’ ün payı büyüktü. Kısaca bilinçli olarak  bu KARA DÜZENİN, Çarpık ve Çağ dışı Eğitimini devam ettirerek, çıkar sağlayan siyasiler ve iktidarlar tek sorumlularıdır…. Kendi kadrola rını oluşturmak isteyen iktidar yanlıları, bütün bu yaptıkları düzenlemelerle de yetinmediler. Türkiye MEB ve bu bakanlığa bağlı olan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığında o kadar büyük bir kadro laşmaya gidildi ki bunun nedeni daha sonraki yıllarda yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı.

ÜLKEMİZDE VE EĞİTİM SİSSTEMİNDE 2003 YILI SONRASI GELİŞMELER         

    Şimdi değerli okuyucularıma, Ülkemiz Eğitim Tarihinde geriye gidişe ve karanlık Döneme damgasını vuran Eğitimden geriye doğru sapmaların yaşandığı ÇARPIK, UCUBE, ÇAĞDIŞI, KARANLIK OLMAKLA KALMAYIP KARA BİR DÜZENİN YARATILDIĞI YILLARDAKİ EĞİTİMDEKİ GELİŞMELER  konusunda bilgiler vermek istiyorum.   

     Kendilerine karşı olan ve tehlikeli olan, bu engelleri de ortadan kaldırmakla kalmayıp, hedefleri olan iktidarlarını pekiştirmek amacı ile kadrolaşıp, yalnız kendi yandaşlarının her zaman Yüksek Lisans, Doktora vb. kariyer yapmalarına, kolaylık sağlanarak; Bilimin beşiği ve merkezi olması gereken üniversitelerimizde öğretim A ve B siyasi görüşlerinin üyeleri olmanın avantajlı ya da çekişmeli yolu açılıyordu. Bu da yetmez gibi bürokrasi ve yükseköğretimde kadrolaşmayı sağlamak için vasıfları bulunmayan yandaşlar için sahte lisans, yüksek lisans, doktora, doçent ve Profesör Belgeleri veriliyordu. Bu siyasi kadrolaşma ile ülkemiz koşullarında yeni bir Karanlık Çağ başlıyordu. Geçmişteki sağ ya da sol yapılanmalar yerini Dindar değil Dinci Nesiller ve Laik Nesiller olarak ayrıştırılan, farklı yapılanmalara yerini bırakmıştı.  AKP Döneminde her öğrencimizin “EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ” gereği adil ve eşit yararlanmasını sağlayacak ve çağdaş demokratik sistemlerdeki eğitime uygun olan ” Yönlendirme” ile hangi mesleği seçmek istedikleri, hangi mesleğin sahibi olmak istedikleri ve bununla ilişkili lise ve yükseköğretimi seçmelerinin düzenlenmesi gerekirken… Yukarıda ayrıntılı açıkladığım gibi ilköğretimde ki Parasız, Zorunlu ve Kesintisiz Eğitim yerine çağdışı  eğitimi esas alan 4+4 Eğitim Modelini alternatif olarak getirmişlerdir. Burada bir çok KAZANÇ amaçlı çıkar gözetilirken önemli, olan yalnız ikisine değinmek istiyorum. Birincisi 8 yıllık değil 4 yıllık zorunlu eğitim sonrası zorunlu olmadığı için kırsal yöreler başta olmak üzere, şehir merkezlerinde maddi durumu iyi olmayan aileler zorunlu 4 yıl sonrası çocuklarını eğitim almak için okula göndermeyecekti. Özellikle kız çocuklarını, peki bu yolla ne olacaktı. Tarikatların  Kur’an Kurslarına devamlarının yolu açılıyordu. Diğer taraftan kendilerine bağlı ve bağımlı dini bütün ve cahil kalmış yandaşların sayısı arttırılacaktı. Eğitim Sistemimizde ikinci KAZANÇ amaçlı düzenleme, benim katıldığım Eğitim Şur-ası Kararlarında Zorunlu, Parasız ve Kesintisiz Eğitimin  12 yıla çıkarılması yönünde çağdaş kararlar almıştık. Bunun uygulanmasını beklerken  Düz Liselerimiz yani sınavla öğrenci yerleştirilen Fen Liseleri, Anadolu Liseleri dışında sınavsız kayıt yapılan liseler kaldırılarak eğitimde fırsat eşitliği çiğneniyordu. Yukarıda açıkladığım gibi burada da amaç belirgindi ve iki KAZANÇ hedefleniyordu. KAZAN, KAZAN uygulaması başlatıldı. Birincisi bilinçli ve maddi durumu iyi aileler ilköğretimde dershane ve özel öğretmen takviyeleriyle Fen ve Anadolu Liselerini kazanmayan toplumumuzdaki çok az oranda ki öğrencinin Özel Liselere kayıt yaptırmasının yolu açılıyordu. Orta seviyedeki aileler ise ortaokullarda dershaneye göndererek, Fen ve Anadolu Liselerine kazanmalarını sağlamaya çalışmışlardır. Diğer bir değişle bu koşullar dışında olanakları bulunmayan ya da sınavlar Akademik Başarı yani IQ denilen Zeka Testleri ile belirlenen, derslerde aldıkları not oranında yüksek düzeyde başarılı olan öğrenciler sınavla alan liselere ya da burslu özel liselere yönlendirilirken, lise çağında çoğunluğu oluşturan çocuklarımız, gençlerimiz, Geleceğin Türkiye’ sini Oluşturacak Nesiller, Düz Liseler de ortadan kaldırıldığından İmama Hatip Liselerine kayıt olmalarının yolu açılarak, zorunlu hale getiriliyordu. Geleceğimiz Olan Çocuklarımız ve Gençlerimiz oluşturacak Gelecek Nesil üzerinde oynana bu oyunlarla yetinilmemelidir. Kendilerine bağlı olmakla kalmayıp, bağımlı olacak KULLARIN, KÖLELERİN daha da arttırılması gerekiyordu. Üniversitelere yönlenirken başarılı olan ve  özellikle yaşadığı şehir  dışında ki üniversitelere giden öğrencilerin barınması için yurt olanaklarından düşük fiyatlarla yararlanmaları gerekirken, bunun da önünün kesileceği sihirli bir sopaya ihtiyaç vardı. Üniversitelere kariyer sahibi olmayan, ancak İTAT EDEN, YANDAŞ, KUL Öğretim üyelerine ihtiyaç vardı. Tarikatların da referans gösterdiği bu kişiler kısa sürede rektörlükten, dekanlığa üniversitelerimizin tüm yönetim kademelerine KHK ( Kanun Hükmünde Kararnameler) ile atanarak, örümcek ağı misali BİLİM MERKEZLERİMİZİ İŞGAL ALTINA ALDILAR. YÖK ve Kredi Yurtlar Kurumu, bu yurtlara alınmada öncelikli İmama Hatip Lisesi mezunları geliyordu, ayrıca tarikatlara her türlü özel yurt açma olanağı tanındığından öğrencilerin bir bölümü tarikat yurtlarına gidiyorlardı. Birçok şehrimizde açılan orta öğretim ve yükseköğretim kız ve erkek öğrencilerine hitap eden  TARİKAT VE  VAKIF YURTLARI konusuna geçmeden TARİKATLAR ve Nasıl Günümüzde desteklenip, bilinçli olarak arttırılan DİNİ DERNEK, VAKIF  ve TARİKATLAR konusunda yaptığım araştırmalar ve bazı yazarların yaptığı araştırmaları bilgilerinize sunmak istiyorum.

       Yukarıda açıklamalarda bulunduğum 12 Eylül Askeri Cunta Darbesiyle açık pazara hazır hale getirilen Türkiye, ANAP T. Özal Hükümeti Döneminde artık değişen uluslararası konjonktürle birlikte ileri karakol görevinden çıkarak,  Neo-Liberal politikalar ve Arap Baharı ülke sathını tam bir İslam pazarına çevrilmesi için tarikatların oluşup, gelişimine ve İmam Hatiplerin astronomik oranlarda artışı başlamıştı.

     1923 yılında M.K. Atatürk’ün Padişahlığı kaldırarak, Cumhuriyeti getirdiği, her alanda devrimler yap masını içine sindiremeyen LİBERALLER ve daha sonra AKP Döneminde DİNCİLER tepeden inme bul makta ve bir tarikatın İslami Yorumunu yani ideolojilerini halkın malı gibi sayarak, kabullenmekteydiler.

    1999 yılında Sosyolojik bir Fenomen olan Fetullah Gülen cemaati, 16 yıl sonrasında 15 Temmuz

   2015 gecesinde İslamcı hattaki rakiplerine karşı kanlı bir darbeye girişecekti. O gün çok masumane görünen bu tarikatların bugünkü vahşeti insanlığı öylesine korkuttu ki, sorunu tekke ve zaviyelerin yasal statüsünde bulduk birden. Yani yanan alevi söndürecekken benzin dökmenin öneminden bahsediyor “ AKP İktidarının A. Gül ve Davutoğlu Başbakanlıklarından sonra özellikle RTE nin Başbakanlığı döneminde DİNİ DERNEK VE TARİKATLARIN ORTAYA ÇIKMASINA sinsi, sinsi göz yumulmuştur.

 

         FETTULLAH GÜLEN DARBE KALKIŞMASININ,  SENARYO MİZENSEN olduğunu kanıtlayan delillerden biri de hemen bu kalkışma sonrası, tıpkı Osmanlı Padişahlığı dönemindeki ( 2. Abdülhamit Döneminin benzeri) bir sisteme ihtiyaç olduğundan yola çıkılarak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişin senaryosu hazırlanmıştır. Aşağıda bu konuda bilgilere yer verilmektedir. Cemaat yurtlarının nasıl arttığına dair çarpıcı bir örnek 2017 yılında Afyonkarahisar’da bir erkek öğrenci yurdunun MEB politikası sebebiyle İlim Yayma Cemiyeti’ne devredilmesi olmuştu. Politikanın içeriği ise 250 kişi altındaki yurtların kapatılmasıydı fakat bu politikanın sonucu gençleri özel veya tarikat yurduna mecbur bırakılması oldu. Tepkilere verilen cevap yalnızca MEB politikasının bu olduğu yönündeydi. Cemaatlerin devlet içinde kadro elde edebilmek için verdikleri savaşta öğrenciler önemli bir yer tutuyor. Aile baskısı, KYK yurtlarının oku la olan uzaklığı aynı zamanda bu cemaat vakıflarına devredilmiş mülklerin merkezi konumları, özel yurt ların pahalılığı cemaat yurtlarının zorunlu tercihinde önemli bir yer tutuyor. Yurtlarda yapılan uygulama lar genç yurttaşların hayatlarını kısıtlamaktan başka bir şey getirmiyor. Yurtlarda uygulanan sabah nama zına kaldırma, cemaat etkinliklerine katılım zorunluluğu ve yurda giriş çıkış saatlerindeki kısıtlamalar pek çok öğrenci için önemli bir sorun haline gelmiş durumdaydı. Gerici örgütlenmelerin beşiği haline gelen cemaat yurtları, toplumsal ruh sağlığını da gittikçe daha da bozmakta. Gerici çetelerin laiklik karşıtı, sal tanat yanlısı ve cihatçı fikirleriyle küçüklükten yetiştirilen genç beyinler yine de düzenin bu düzenbazlıklarına sığmıyor. Bu fikriyata boyun eğdirilenler ise bugünkü iktidarın sallabaşları, gerici PARAMİLİ TER ÇETELERİ olma yolunda yetiştiriliyordu. Daha sonra da Türk Ordusuna karşı alternatif olarak, DİNİ PARAMİLİTER ORDUNUN kurulmasına izin verilecekti. “Paramiliter” terimi Yunan kökenli olup, “harici” anlamına gelen “para” ve “asker” kelimelerinin karşılığı olan “militer” sözcüklerinden türemiştir. ASSAM’ ın birlik projelerine dair bir Anayasası taslağında: “Devletin adı ASRİKA İslam Devletler Birliği ve yasama ve yargı yetkisi İslam Hukuku ve Şerat hükümleridir.” Sadat, Assam’ ın fikri temelleri üzeri ne 28.02.2012 yılında Emekli Tuğgeneral A. Tanrıverdi tarafından Müslüman Ülkelere hizmet vermek amacıyla kurulan, başlangıçta 50-200 arası Emekli TSK Mensubunun çalıştığı kuruluştur. Ölünce oğlu M. Tanrıverdi yönetmektedir.” İslam Ülkelerinde Birliğin oluşmasını engelleyecek, tutum ve girişimlerin olma sı halinde askeri güç kullanılma yetkisinin; İslam Ülkeleri Birliği Parlamentosunda bulunma zorunluluğu olduğu; bu konuda haberlerde ticari şirketten çok ülkemizde ilk defa askeri alanda faaliyet gösteren özel bir kuruluş olduğu, İslami Ülkelere hizmet vereceği belirtiliyordu. İşçi Partisine yakın bir gazetede: ” İstan bul’un Göbeğinde Yasal Kontrgerilla Merkezi olarak duyuruldu. TSK dan atılan İrticacı Askerler, Suriyeli Çeteleri silahlandırıp,eğitiyor.2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde RTE başkanlığında yapılan güvenlik toplantısında Tanrıverdi, MİT Başkanı H. Fidanın yanında oturuyordu. CHP’nin bu konuda Önerge Verdiği Metinde “ SADAT’ ın Suriye’deki çatışmalara katılmak üzere 2 bin 800 militanı eğittiği, bu eğitimler için TSK sahalarının kullanıldığı, Körfez ülkelerinden ve örtülü ödenekten ayrılan kaynak ların Suriye muhalefetine ulaştırıldığı, gerilla harekatı, sokak savaşı, sabotaj, suikast gibi konularda eğitim verildiği belirtiliyor ve SADAT Başkanı’nın Deniz Kuvvetleri’nin Gölcük’teki Ulaşlı Kampı’nda, Suriye’ye gönderilecek eylemcilerin eğitimi için keşif yaptığı, kampın Suriye’ye yönelik eğitim faaliyetleri için erken boşaltıldığının öne sürüldüğünü kaydetmişti.”

       Ancak Parlamenter Sistem, Kuvvetler Ayrılığının ( Yasama, Yürütme ve Yargı) bu DİNİ YAPILANMA LAR  önünde en büyük engeldi. Bu nedenle, Fetullah Gülen Kalkışması bir fırsattı, bu fırsatın lehe çevrile rek Parlamenter Sistemin ortadan kaldırılarak Kuvvetler Birliğinin Sağlandığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ucube Cumhuriyet İdaresi ile bağlantısı ve ilişkisi bulunmayan, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminde: ” Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Yürütme yetkisi, cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı partili veya partisiz olabilir.  Bakanlar da cumhurbaşkanı tarafından meclis dışından atanabilmektedir.” Bu sistem CHP nin karşı çıkmasına rağmen MHP desteği ile referandum sonrası kabul edilerek, TEK A DAM  YÖNETİMİ Türkiye’de 16 Nisan 2017 Referandumuyla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan “Kuvvetler ayrılığına dayalı başkanlık tipi bir hükûmet sistemi, diğer bir değişle Yasama ve Yargı karşısında olabildiğince güçlenen Yürütme Organı yeni sistemde başat unsur dur ve sadece cumhurbaşkanından oluşmaktadır. Denge ve denetleme fonksiyonu açısından yürütme karşısında yetersiz hale gelen yasama ve yargı organları; kuvvetler ayrılığı ilkesi ile amaçlanan hürriyet lerin güvencesi olma niteliklerini önemli derecede kaybettiği….” Ucube bir sistem Türkiye de başlamış tır.

    Genel tabloya bakıldığında ise AKP,  17 yıldır devam eden rejimin toplumsal tabakasının kemik katma nını yaratma ve gerici kadrolar var etme peşinde. Geçmişte İmam-Hatipler her gündeme geldiğinde Milli Görüş geleneğinden gelen siyasal akımların ayağa kalkması onları var eden temel yapı taşlarının ayakları nın altından kaymasından başkası değildi. Tarikat yurtları da bugün işçi çocuklarının iradelerinin dışında onları değişime tabi tutma çabasıdır. Tabi gerici düzenin zorbalığı bitmez. Aladağ’da gencecik bedenleri yakanlar da onlardır yalnızca devlet yurdu olmadığı için Sivas’ta yananlar tarafından yakılmışlardır. Bu gerici düzendir ki çocuk bedenine ENSAR deyip tecavüz etmektedir. Üniversiteler hariç, tarikat okulları ve yurtlarındaki öğrenci sayısını 210 bin olarak aktaran raporda 4 binin üzerindeki özel yurdun 2 bin 480’i bir tarikatla bağlantılı. Tarikatlara bağlı yurtların kontenjanı 380 bin, kalan öğrenci sayısı 224 bini bulu yor. TÜRGEV Türkiye genelinde 3 ortaöğretim ve 21 yükseköğretim yurdumuzla KYK’ nın 81 ilde, 162 ilçede ve 2 de KKTC’de olmak üzere toplam 552 yurdu bulunuyor. Bu yurtlardan 277’i kız, 175’i erkek, 100’ü de karma öğrenci yurdu varken; İlim Yayma Cemiyetine ait Türkiye’de 174 yurt bulunuyor. TÜGVA, İlim Yayma Cemiyeti ve Ensar Vakfı’na ait yurtların toplam sayısı ise 374. Üniversite öğrencilerinin kullanımına olan yurtlar ise yalnızca 777.

        Özel yurtlarda fiyatlar ilçeye ve oda tipine göre değişiyor. Çeşitli ilçelerdeki yurtlardan edinilen bilgiler şu şekilde: Fatih’te iletişime geçtiğimiz İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt yerleşkesine yakın bir yurdun 9 aylık süre için akşam yemekleri hariç ücretleri odadaki kişi sayısına göre 43 bin TL ile 95 bin TL arasında değişiyor. Beşiktaş’ta Galatasaray Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne yakın bir özel yurdun tek kişilik odaları yıllık 78 bin TL, dört kişilik odaları ise 62 bin TL. Avcılar’da bir başka özel yurtta üç kişilik odaların ücreti yıllık 57 bin TL, dört kişilik odaların ücretiyse 45 bin TL.  Şişli’de ise üç kişilik odaların olduğu bir özel yurdun yıllık ücreti 49 bin TL.  Özel yurtların ücretlerini karşılayamayan öğrenciler ise dernek ve vakıf yurtlarına yöneliyor. Fiyat almak için konuştuğumuz dernek ve vakıf yurtları arasında İlim Yayma Cemiyeti ve Ensar Vakfı’nın yurtları da var.

AKP İktidarı Öğrenci Yurtlarının pahalı olması, KTK Yurtlarının yetersiz olmasından yararlanarak, bunu KAZANCA çevirmesi ve politikalar geliştirmesi bir fırsattı; cemaatlerin artması “Cemaat veya Cemaât- Arapça: Dinde bir fikir, kitap, şeyh, imam, veli, alim veya ibadet için bir araya gelen topluluklara denir. İslâm’da ayrıca tasavvuf ve benzeri hareketlerde, belli bir görüş ve inanca sahip gruplar için de kullanı lır. Tasavvuf cemaatine tarikat denmektedir.” ve gençliği kapsaması için bu büyük ve çifte bir kazanç sağlayacaktı.  KAZAN, KAZAN… Projenin hayata geçmesi ve yurtların ucuz olması için devlet desteğine ihtiyaç vardı. Aşağıda Akçasoy’ un araştırmalarından yaptığım alıntılar, bu konuda sizlere fikir vereceğini ummaktayım.  İBB’ye ait olan “STK-Okul-Yurt 2018” adlı faaliyet raporu, eski yönetim tarafından bele diye meclisine sunulmamış. Bir bölümü geçen ocak ayında Sözcü gazetesi yazarı Çiğdem Toker tarafından köşesinde paylaşılan rapora göre, AKP’ye yakın dernek, vakıf, tarikat ve cemaatler için kamu kaynakların dan 847 milyon 592 bin 858 lira harcandı. Yardımlar, kiralama, ulaşım, bakım, onarım ve tadilat, malzeme  yeme-içme ve gezi gibi başlıklar adı altında yapıldı. Rapora göre İBB’den en fazla yardım alan kurum, mü tevelli heyetinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da yer aldığı Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA). 2018 ve öncesini kapsayan raporda TÜGVA’nın 74.3 milyon liralık yardım aldığı görülü yor. Akçasoy: Medyascope’a konuşan Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı ve Eğitim Sen Yükseköğretim Uzmanı İlker Akçasoy’a göre sorun sadece dini tarikat ve cemaatlerin cazip kılınması değil, devlet yurtlarının da “Ce maatleştirilmesi” ve dini etkinliklerin merkezi haline getirilmesi. “Devlet yurtları da cemaatleştiriliyor : Devlet yurtlarında da düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanan öğrencilerin hukuksuz olarak yurtlardan atıldığına tanık oluyoruz. Aslında siyasi iktidarın politika tercihlerinin bir sonucu olarak, her alanda öğrencilerin temel hak ve özgürlükleri yok sayılıyor ya da baskı altına alınıyor. Ancak tarikat ve cemaat yurtlarının cazip kılınması, yoksul ailelerin çocuklarının bu yurtlara mahkum edilmesi, sadece yaşam tarzı değil bir bütün olarak temel hak ve öz gürlüklerin kullanımını engelliyor. Çünkü bu öğrenciler çaresizce bu yurtlarda kalmaya zorlanıyor.” Türki ye’deki öğrenci yurtları arasında yüzde  60’ı KYK’ya ait. KYK yurtlarını yüzde 16 ile dernek yurtları takip ediyor. Dernek ve vakıf yurtlarının toplam kapasite içindeki oranı yüzde 20’yi geçiyor. Ticari yurtlar ve şahıs yurtları toplam kapasitenin yüzde 14’üne yakınını oluşturuyor. Vakıf üniversiteleri ve devlet üniversitelerinin kendi yurtlarının kapasiteleri ise toplam yurtların içinde yüzde 2’yi geçmiyor. İlker Akçasoy çeşitli sebeplerle daha çok öğrencinin yurtlara yönelmesinin devasa bir barınma krizine sebep olduğunu söyledi“Temel sorun şu ki ‘her ile bir üniversite’ projesini hayata geçiren siyasi iktidar, öğrencilerin haklarını görmezden gelmiş, yeterli, sağlıklı ve nitelikli barınma hakkını yok sayarak üniversite açmıştır. Haliyle kamusal, parasız ve nitelikli olarak karşılanması gereken barınma, ulaşım ve beslenme hakkı yerine, adı tabeladan ibaret üniversitelerle, üniversite lerin bulunduğu ilin ekonomisinin güçlendirilmesi temel dert olarak tariflenmiştir” İstanbul’da bu yıl 824 bin 517 üniversite öğrencisi bulunuyor. KYK’ ya bağlı 22 yurdun kapasitesi ise sadece 29 bin 794. İstanbul’da ticari özel, dernek, vakıf, şahıs ve üniversitelerin kendi yurtlarından oluşan özel öğrenci yurtlarındaki yatak kapasitesi ise İstanbul’da 100 bin 645. MEB’in 2021-2022 Örgün Eğitim İstatistikleri Raporu’na göre yatak kapasitesi ni 58 bin 104’ü bu yıl eğitime başlayacak öğrenciler için ayrıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) açtığı öğrenci yurtlarının sayısı ise bu yıl 10’a çıktı. Bu yurtlarda 2 bin 800 öğrenci aylık 950 TL karşılığında barınabilecek.

 

   Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu’nun resmi açıklamalarına göre, bu yıl KYK yurtlarına başvuran öğrenci sayısı 415 bin 305, ikamet ettiği şehirden başka bir şehirdeki üniversitelere yerleşen öğrenci sayısı  502 bin 295.  “Ekonomik kriz ve yüksek enflasyon daha çok öğrencinin yurtlara yönelmesine sebep oluyor” Bu yıl KYK yurtlarına başvuru yapanların sayısının, ikamet ettiği şehirden başka bir şehre yerleşen öğrenci sayısına ya kın olması barınma ihtiyacı yaşayan öğrencilerin çoğunun KYK yurduna yönelmiş olabileceğini gösteriyor.  Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu, 2021 tarihi itibariyle 49 vakfa ait 349 yurt bulunmaktadır” diye yanıtladı. Kasapoğlu, hangi vakfın kaç yurdu olduğunu açıklamıştır. Yurtlara ikinci yerleştirmelerinin bitti ğini duyurdu. Fakat 759 bin 838 kişilik KYK yurt kapasitesinin ne kadarının boş olduğu ve bu yıl yurtlara başvu ran 415 bin 305 kişinin başvurularının ne oranda karşılanabildiği bilinmiyor. Artan kira fiyatlarının yanı sıra ekonomik kriz ve yüksek enflasyon da daha çok öğrencinin yurtlara yönelmesine sebep oluyor: “Yurt başvurula rındaki en önemli etkenleri; ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve yarına dair hissedilen belirsizlik olarak ifade edebiliriz. Çünkü özellikle büyükşehirlerde yurtlara yönelmenin temel nedenleri arasında ulaşım, beslenme ve gündelik yaşamın getirdiği maliyetler de önemli rol oynamakta. Haliyle sadece artan kira fiyatları değil, artan elektrik faturaları, yakıt giderleri, ulaşım ve beslenme maliyetleri, yani kısaca hayat pahalılığı olarak soruna yaklaşmak daha gerçekçi olacaktır.”  Bu yıl 28 Ağustos’ta KYK yurt başvurularının sona ermesiyle birlikte KYK yurt ücretlerine de zam yapılması bekleniyordu fakat 14 Eylül’de Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yurt ücretlerinde değişiklik olmayacağını duyurdu. Yeni eğitim döneminde İstanbul’da yurtta kalacak öğrenciler için KYK yurtları dışında ticari özel yurtlar ve çeşitli dernek ve vakıf yurtları da bulunuyor.   

    

     Bu dernek ve vakıf yurtları arasında sayıları tam olarak bilinmese de cemaat ve tarikat yurtları da var.  TÜG VA’yı 51 milyon 593 bin 44 lira ile Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) izliyor. 1996 yılın da İSEGEV adıyla kurulan vakıf, 2011 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti aldı ve vakfın kurucuları arasında yine Bilal Erdoğan yer alıyor. Vakıf, vergi muafiyetinin ardından 2012’de adını TÜR GEV olarak değiştirdi. TÜRGEV’in bugünkü yönetim kurulundaysa aynı zamanda Erdoğan’ın kızı olan Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın eşi Esra Albayrak da yer alıyor. TÜRGEV’e dair en ilginç detaysa, İBB eski başkanı Mevlüt Uysal’ın da yönetim kurulunda bulunuyor olması. İBB, T3’ün ardından en fazla yardımıysa Ensar Vakfı’na yapmış. 29 milyon 797 bin 240 lira para alan Ensar Vakfı, Karaman ’daki kayıt dışı yurtta çocuk istismarıyla gündeme gelmişti. Önceki yıl Milli Eğitim Bakanlığı da, vakıfla beş yıllık eğitim, seminer, gezi ve proje protokolü imzalayarak tepki çekmişti. Faaliyet raporuna göre İBB’den destek alan, Erdoğan ailesine ait vakıflardan bir diğeri de Okçular Vakfı. 16.6 milyon liralık yardım alan vakfın mütevelli heyetinde yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan bulunuyor

 Cemaat yurtlarında aylık oda fiyatları 3 bin TL’den başlıyor.

 

    İlim Yayma Cemiyeti, İstanbul’ ki yurtlarda altı kişilik odalar için aylık 3 bin TL, talep ediyor. Yurda gece saat 23.00’den sonra giriş çıkış yapılamıyor. Ensar Vakfı’na ait yurtlarda ise üç kişilik odalar aylık 3 bin, beş kişilik odalar ise aylık 3 bin 200 TL. Yurtlara gece saat 23.00’ten sonra giriş çıkış yasak ve yurtta kalan öğrencilerden her hafta perşembe günü bir buçuk saatlik “toplantılara” katılmaları bekleniyor. Bu toplantıların içeriğiyle ilgili detaylı bilgi vermek istemeyen yurt görevlileri toplantılarda genel olarak “güncel, kültürel ve dini  konuların konuşulduğunu söyledi. Bir tür FETÖ kumpası yeniden üniversitelerin üzerinde dönmektedir.  Üniversite ler daha FETÖ ve AKP yıkımından kurtulamadan Süleymancılar, İHYA Vakfı gibi gerici kuruluşların yurtları ve sağladığı burs imkânları üzerinden örgütlenmelerine devam ediyor. Ülkü ocaklarının yanı sıra Önder İmam Hatipliler Derneği gibi yapılar üniversite üzerinden kadro devşirmeye hız vermiş durumda. Burs, kalacak yer ve devlette kadro bulma umudu bir kısım öğrenciyi gerici çetelere çekerken, gençliğin diğer bir kısmı da geleceksizliğin dermanını diğer sermaye gruplarının staj sömürüsünde ve paralı kariyer konferanslarında aramaya itiliyor.

 

   Vakıflar Genel Müdürlüğünün verilerine göre Mülhak Vakıf ve Cemaat Vakıf Sayısı: Esnaf Vakfının Yeni Vakıf Sayısı : 247 adet : 167 adet : 1 adet : 6.094 adet • Yurtdışında Kurulan Vakıfların (Yabancı Vakıflar) Türkiye’deki Şube/Temsilcilik Sayısı : 12 Adettir. Yeni Vakıf Çeşitleri 1. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları 2. Çevre Koruma Vakıfları 3. Diğer Yeni Vakıflar (Çok amaçlı vakıflar) Şube/Temsilcilik Sayısı • Şube • Temsilcilik : 2.108 Adet : 1.551 Adet Vakıf Sayısı : 1.003 Adet : 10 Adet : 5.081 Adet

  

      Üniversitelerin açılmasına sayılı günler kala, ailelerinin bulunduğu kentlerden farklı bir kentte okuyacak öğrenciler, barınma sorunu yaşıyor. Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarının kapasitesi 950 bin. Türkiye’de yaklaşık 7 milyon üniversite öğrencisi bulunuyor. Artan kira fiyatları öğrencilerin eve çıkmasını zorlaştırdı. Bu durum, öğrencilerin çok büyük bir bölümünün özel yurtlara başvurmasına yol açtı. Ancak özel yurtların fiyatları da fahiş biçimde arttı. Ankara, İstanbul ve İzmir’deki özel yurtların fiyatları yıllık 50 bin ila 160 bin lira arasın da değişen rakamlara yükseldi. Yurt masrafını karşılayacak durumu olmayan öğrenciler, bu nedenle tarikat ve cemaat yurtlarına yönelmek zorunda kaldı. Artan kira fiyatları ve devlet yurtlarının yetersizliği nedeniyle barınma sorunu yaşayan öğrenciler için özel yurtlar, neredeyse zorunlu seçenek haline geldi. Ancak özel yurtların aylık rakamlarının yüksek olması, öğrenci erin zorunlu olarak cemaat ve tarikat yurtlarına yönelmesine yol açtı. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın, protokol yaptığı cemaat ve tarikatlara ait yurtlarda kalan öğrencilere burs vermesi, ailelerin de bu konuda ısrarcı olmasına yol açtı. Söz konusu tarikat ve cemaat yurtlarında kalan öğrencilere dini sohbetlere ve ibadetlere katılmaları zorunlu tutuluyor. Evrensel’in aktardığına göre 2020-2021 eğitim ve öğretim dönemine gelindiğinde ise yurt sayıları 773’e geriledi. 703 bin olan kapasite sayısı ise 695 bine geriledi. Lisans ve ön lisans düzeyinde örgün eğitim gören öğrenci sayısı ise 3 milyon 800 bin. Mevcut veriler öğrencilerin yalnızca yüzde 18’inin barınma ihtiyacının devlet tarafından karşılanabildiğini gösteriyor.

  Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) bağlı Yükseköğretim Bilgi Yönetim Sistemi’nin verilerine göre Türkiye’de 8 milyon 296 bin 959 üniversite öğrencisi var.  Bu sayıdan, açık ve uzaktan öğretim görenlerin sayısı çıkartıldı ğında 3 milyon 761 bin 637 öğrenci kalıyor. Bu öğrencilerin içinde doktora ve yüksek lisans öğrencileri de bulunuyor. Cemaat yurtlarında tekelleşme olduğu kaydedildi. Özel yurtlar olarak nitelendirilen vakıf, der nek, şahıs, ticari, kamu üniversitesi yurtları ve özel işletmelere ait olduğu belirtilen yurtların sayısının 4 bin 692 olduğu açıklandı. Raporda, 2006 yılında Türkiye’deki resmi tarikat yurdu sayısının 1723 olduğu belirtilirken 2022 yılında yüzde 93 artarak resmi tarikat yurdu sayısının 3 bin 331 olduğu bilgisi yer aldı.  2020 yılları ile 2020 yılları arasında birçok araştırmacı ve gazetecilerin yaptığı araştırmalara göre ülkemizde dini cemiyet, dernek, vakıf ve cemaat sayıları daha önceki yıllara göre %94 arttığı tespit edilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Örgün Eğitim İstatistikleri Raporu’na göre 22 Haziran 2022 itibariyle Türkiye’de Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) bağlı 776 yurtta toplam 759 bin 838 kişilik kapasite var. Ülke genelindeki özel öğren ci yurtlarının sayısı ise 4 bin 692. Toplam 463 bin 365 yatak kapasitesine sahip bu yurtların arasında 200 bin 342 yatakla dernek yurtları, 124 bin 694 yatakla ticari özel yurtlar, 71 bin 597 yatakla vakıf yurtları yer alıyor.

   Yine basın organları gazeteci yazarların bilimsel araştırmalarına göre Türkiye’de dernek sayısı 100 bini aştı. Ülkede faaliyet gösteren dernek sayısı Eylül 2024 itibarıyla 100.943’e ulaştı. Derneklerin %38,4’ü mesleki ve sosyal dayanışma alanında hizmet veriyor. En çok dernek İstanbul, Ankara ve İzmir’de kuruldu. Türkiye’de toplam 6.147 vakıf bulunuyor; yeni vakıflar eğitim ve sosyal tesisleri olduğu. Yine İçişleri Bakanlığı Türkiye çapında faaliyetteki dernek sayısını açıkladı. İçişleri’nin sitesinde yayımladığı verilere göre, Türkiye genelinde toplam faal dernek sayısı 122 bin 155 oldu. Verilere göre “mesleki ve dayanışma dernekleri” 38 bin 332 dernekle ilk sırada yer alırken, 27 bin 283 dernekle “spor ve sporla ilgili dernek ler” ikinci sırada yer alıyor. Türkiye genelinde toplam 18 bin 416 “din hizmetinin gerçekleşme sine yönelik faaliyet gösteren dernek” var. Türkiye’nin en büyük ilk üç ilinde de “dini dernek ler” üçüncü sırada yer alıyor. Ankara’da 1 bin 470, İstanbul’da 2 bin 251, İzmir’de ise 727 dini dernek bulunuyor. İçişleri’nin verilerine göre “dini derneklerin” birinci olduğu iller şöy le: Afyon, Bitlis, Çankırı, Denizli, Düzce, Erzincan, Erzurum, Karabük, Konya, Kütahya, Sakarya, Sivas, Van. “Dini derneklerin” ikinci sırada olduğu iller ise şöyle sıralandı: Arda han, Bartın, Bayburt, Bilecik, Bolu, Elazığ, Gümüşhane, Iğdır, Kars, Kırıkkale, Muş, Nevşehir, Niğde, Siirt, Sinop, Uşak, Yalova, YozgatÖzel yurt ücretleri 3 bin liradan başlarken Diyanet yurdunda en az 5 bin 800 lira isteniyor. Birgün’ de yer alan habere göre, Türkiye Diyanet Vakfı’na bağlı İstanbul Kadıköy Kız Öğrenci Yurdu’nda 6 kişilik, ranza sistemli bir odanın 10 aylık ücretinin 58 bin lira olduğu ortaya çıktı.

 

MEB’in açıkladığı verilere göre 2019-2020 eğitim ve öğretim döneminde KYK’ye bağlı 793 yurt bulunuyor ve bu dönemde yurtlar 703 bin 175 öğrenci barındırabiliyordu. Cemaat ve tarikatların kayıtlı yurtları da dernek ve vakıf yurtları arasında:  İlim Yayma Vakfı’nın İstanbul’daki yurtlarının toplam kapasitesi 3 bin 455; TÜRGEV ’in İstanbul’daki yurtlarının kapasite si 2 bin 396, Ensar Vakfı’nın İstanbul’daki yurtlarının kapasitesi ise bin 89. Bu rakamlara karşın İstanbul’da KYK’ ye bağlı 21 yurt bulunuyor. Bu yurtların top lam kapasitesi ise 18 bindir. İlim Yayma Cemiyetinin 2020 itibarıyla bünyesinde 173 şube, 186 yurt, 80 eğitim merkezi bulunmaktadır. Yükseköğretimde çoğunluğu oluşturan diğer öğrencilerimize kontenjanları ve koşulları yetersiz olan devlet Yurtları kalıyordu. Bu yurtların da özel koşulları vardı. İki yıl yükseköğre tim de devam etmeden geçmeden kayıt yapılamıyor.  BU SÜRE İÇİNDE  YA TARİKAT YURTLARINA GİDE CEK YADA Kendilerine devletin yeterli oranda ödemediği  bursla BİRKAÇ ARKADAŞLA BİRLE ŞEREK KİRALIK EV tutmak zorunda kalmaktadırlar. Dini Vakıf, Tarikat, Dernek Yurtlarında kalan arkadaşların dan öğrendiklerine göre ” Bir yurda  devam eden öğrenciler istese de mezun olana kadar yurtlardan ayrılmalarına izin verilmemektedir. Bu nedenlerle.

        TÜRKİYE GENÇLERİ  VAKIF VE CEMAAT YURTLARININ İŞGALİ ALTINDADIR

 

  Şimdi ülkemizde AKP Döneminde, özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi TEK ADAM Döneminde ülkemizdeki Cemaat, Tarikat, Dernek ve Kuruluşlarla ilgili araştırmacı yazar ve gazetecilerin bu konuda yazdıklarından olduğu gibi aktararak ayrıntılı bilgiler vererek; Ülkemizin Geleceği Açısından GİZLİ TEHLİKEYE dikkat çekerek, bu konuyu sonlandırmak istiyorum.

 

Cemaat veya Cemaât Arapça: Dinde bir fikir, kitap, şeyh, imama, veli, alim veya ibadet için bir araya gelen topluluklara denir. Tarikat ve cemaatlerin büyük bir bölümünün Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yaptıkları protokol doğrultusunda açtıkları vakıf yurtları bulunuyor. Bu yurtlarda öğrencilere ibadet ve dini derslere katılmak zorunlu tutuluyor. Bazı yurtların inter net sitelerinde dini eğitim verildiği yazıyor, bazılarında ise yurt görevlileri kayıt yaptırmak isteyen öğrencileri bu konuda bilgilendiriyor. Ülkemizde sayısız Cemaat ve bu cemaatlere bağlı onlarca kolları olan birkaç bilinen cemaat konusunda bilgi vermek istiyorum. Cemaat lerin büyük çoğunluğu Nakşibendi Tarikatı geleneğine bağlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yalnız TBMM’de temsilcisi bulunan Tarikatlardan Nurcular, Nakşibendiler (Süleymancılar, Menzil, İsmail Ağa İskender Paşa, Yahyalı, Erenköy Cemaati) ve Kadiriler siyasi ekseni itiba riyle Şer-iatçi tarikatlardır. Şimdi ülkemizdeki tarikatlarla ilgili basında gazetci ve araştırma cı gazeteci ve yazarlardan olduğu gibi alıntılar yaptığım bu konuda aşağıdaki bilgileri hiçbir değişiklik yapılmadan; okuyucularımın bilgilerine sunarken,  her hangi bir konuda tereddüt oluşması halinde daha ayrıntılı araştırmalar yapılmasını önermekteyim.

   Her tarikatın onlarca kolu olduğu yine edinilen bilgiler doğrultusunda aşağıda önemli olanlar belirtil miştir. Doğrulanabilir, kanıtlara ihtiyaç bulunacağı bilgilerinize sunulur. Ülkemizdeki tarikatların en büyüğü NAKŞİBENDİ TARİKATIDIR. Menzilciler, İsmailağa Cema ati Nakşibendîliğin Halidilik koluna bağlıdır. İskenderpaşa, Kadiri, Mevlevi, Halveti, Rufai, Melami veya Bayrami, Süh verdiye, Çeşti, Şazeliye, Hizb-ut Tahrir Cemmatları vb. Sayabiliriz  Nurcular: Fetullah Gülen Ce maati, İlim Yayma Cemiyeti, Kır kıncı Hocacılar Cemaatı, Yeni Asyacılar, Yeni Nesilciler, Aczimendiler, Meşveretçiler, Medzehra Grubu, Zehra Vakfı, Okuyucular, Yazı cılar, Sungurcular, Medrese Alimlari, Şalvarlı Efe Cemaatı, Hayrat Cema atı, Norşın dergahı vb. Süleymancılar: Hazneviler, Yahyalı Cemaati, Erenköy Cemaatı, Tufancılar, Kıb rısiler, Zilan Cemmati, Reyhaniler, Hacehan,Işıkçılar, Arvasiler, Akfırat, Halidiyet Cemaatı vb.

 

    Türkiye de en büyük cemaat Menzil Cemaati’nin 30 yıllık vakfı Semerkand ve bağlı dernek, kurum ve şir ketler. Menzil cemaatinin elebaşısı ve büyük ağabeyi Saki Elhüseyni’nin Serhendi Vakfı, Türkiye genelinde örgütlenmesini genişletiyor. Vakıf, kendisine bağlı olarak Kayseri’de “Ayasılızade Hayrat Vakfı” kurdu. Vakfın senedi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce Resmi Gaze te’den yayımlandı. Menzil cemaatinde Abdülbaki Erol hayattayken, oğulları Saki Erol, Fettah Erol ve Mübarek Erol’a halifelik vermişti. Abdülkadir Erol un ve fatı sonrası ardından tarikat kardeşler arası miras kavgası sürerken, üçe bölündü . Menzil’de bölünme: Büyük kardeş Saki Erol’un yeni kurduğu Serhendî Vakfı, Menzil Cemaati’nin üçe bölünmesinin ardından başlayan tartışma, büyük kardeş Saki Erol’un Serhendî Vakfı’nı kurmasıyla devam ediyor. Serhendî Vakfı, Semerkand Vakfı, TÜMSİAD, Beşir Derneği ve GENÇKON ile ilişiğini kestiğini     tarika tın önceki vakıf ve dernekleriyle ilişkisi olmadığını duyurdu.  Tarikata bağlı Semerkand Vakfı, Semer kand TV ve şirketler Mübarek Erol’a kal mıştı. Menzil Cemaati Nakşibendîlik’ e bağlı, Adıyaman merkezli bir cemaattir. Menzil, Nakşibendi tarikatı nın Halidiyye kolunun Türkiye’deki oluşum larından biridir. Pazarlama şirketleri, alışveriş siteleri ve Turizm şirketleri bulunmaktadır. Semerkand Şirketler Grubu adı altında tam 17 şirketi var tarikatın Menzil mensuplarının kurduğu “Semerkand Vakfı” turizm şirketleri, medya organları, vakıflar ve eğitim kurumları gibi farklı şirket ve yapılanmalar; cemaatin birincil ekonomik kaynağını oluşturmaktadır. 

 

   Süleymancılar, ya da kendi söylemleriyle Süleymanlılar, Türkiye merkezli Nakşi eğilimli bir cemaattir. Cemaat; ismini “üstad” olarak tanımladıkları Süleyman Hilmi Tunahan’dan alır. Türkiye’nin önde gelen bazı siyasetçileri Nakşibendi tarikatı ile bağlantılıdır. Kadiriler Cema ati Tarikatı: Kadirilik’e giriş “müba yaa” denilen bir törenle gerçekleşir. Bu tören sırasında şeyh önce üç kere fatiha’yı, arkasından mübayaa âyetini okur ve üç kere “estağfirullah el-azim ve etubü ileyh” der. Sağ eliyle adayın sağ elini tutar ve “ben Allah’a, meleklerine, pey gamberine şehadet ederim. Şüphesiz ben Allah ve Resûlüne bütün günahlarımdan dolayı tev be ve rasûlünün emirlerine imtisal, yasaklarından ictinabla hakk’a ibadete gayret ediciyim. Taka tım nisbetinde fakir ve düşkünlerin hizmetine koşmanın en büyük vazife olduğuna inancım tamdır. Abdul kadir Geylanî hazretleri dünya ve ahirette bizim şeyhimiz olsun. Bu ikrarımıza cenab-ı hak şahittir” diye rek telkinde bulunur. Telkinin son bölümü bir ahitleşmedir: “el şeyhi mizin elidir. Sizin örnek tutacağınız zat seyyid şeyh muhyiddin abdulkadir geylanî’dir. ahid Allah ve rasûlü iledir. Mühr-i kadiri denilen bir külah (sikke), çok süslü bir tac, değerli kumaş lardan yapılan kolları geniş ve belden bir kuşakla bağlanan haydariye ya da cübbe ve şalvar dan oluşan özel giysileriyle diğer insanlardan  ayrılırlar. Kadirilik, üye lerinin “burhan göster me” adını verdikleri şiş kaplama, kızgın fırına girme, ateşle oynama gibi gösterileri bugün de büyük ilgi çekmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsmailağa cemaati ile bağlantısı olduğu söylenmektedir.

 

     Erenköy Cemaati, Nakşibendilik geleneği içinde olup esnaf ve işadamları kolu olarak bilinir. Üye sayı sına göre bakıldığında büyümekte olan cemaatlerdendir. Erdoğan, Erenköy Cemaati’ne bağlı Sami Efen di Vakfı’na vergi muafiyeti tanıdı. Böylece iktidara yakın vakıf sayısı 341’e çıktı Erenköy cemaatinin; Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı, Muradiye Kültür Vakfı, İlmi Araştırmalar Merkezi, Erkam Radyo ve Altınoluk Der gisi gibi birçok kuruluşu vardır. Öğrenci Yurtları ve hastaneleri de bulunuyor. Aile ve sosyal politikalar bakanlığı’ yla nakşibendi tarikatına bağlı muradiye vakfı arasında imzalanan protokol kapsamında açılan 31 Çocuk Evine korunmaya muhtaç çocukların yerleştirildiği ortaya çıktı. Erenköy Cemmati ola rak bilinen oluşum ağırlıklı Ankara’da faaliyet gösteren vakfı vardır.

 

  Yahyalı cenmaati Nakşibendi tarikatının Yahyalı Cemaati olarak bilinen bu yapı, Erenköy Cemaati’nin Mahmut Sami Ramazanoğlu’ndan sonraki kollarından biridir. ” Dinç’e göre mürid, mürşidinin elinde ameliyat masasına yatmış bir hasta gibidir. Akıllı mürit ameliyat masasında doktoruna teslim olur. Çünkü tarikat yolu tehlikelerle doludur, dolayısıyla bu yola yal nız çıkmak tehlikelidir. Nefis ve şeytana karşı mücadelede mürşidi kamillerden istimdat etmek gerekir. Bu noktada mürşit bir kılavuz, bir vesiledir. ” Ali Ramazan Dinç’in önderliğinde Ehli Sünnet Alimleri Meclisi (ESAM) oluşturulmuştur. Meclis 2013-2016 yılları arasında Kayseri’ de dokuz toplantı gerçekleştirmiş, bu toplantılarda İslam Alimlerinin sorumlu lukları, ilim ve edeb, dünyevileşme ve kimlik kaybı, çocuk istismarı, rabita, faiz, ümmet olarak birliktelik ve cemaatler arası kaynaşma temaları ele alınmıştır. Ümmetin birliğiyle ilgili toplantıda çözümün 4C formü lünde -Cami, Cemaat, Cuma ve Cihat- olduğu fikri öne sürülmüş, her alimin kendi bulunduğu bölgede bir ilmi çalışma başlatması kararı alınmıştır. 

    Hayrat Vakfı, ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar yapan, Nur Cemaati’nin Yazıcılar Grubu’na mensup bir sivil toplum kuruluşudur. Ahmet Hüsrev Altınbaşak tarafından 1974’te Isparta’da kurul muştur. Merkez binası İstanbul Küçükçekmece’dedir. 2012 yılında MEB’ na bağlı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile imzaladığı protokole göre tüm Türkiye’deki halk eğitim merkezlerinde “Osmanlı Türkçesi” kursları düzenlemektedir.  Bu kursların “Dil Devrimi’ni”  değersizleştirdiği yönünde eleştiriler de yöneltilmektedir.  Kızıl İmamcılar Kökeni Adnan Oktar Cemaati’dir.

      Bugün Bakanlıklarda Sağlık da Menzilciler, Eğitim de Işıkçı ve Menzilciler, Bayındırlıkta İskenderpaşa cılar, Emniyette Hakyolcular, İçişleri Nakşibendiciler, Ordu da Süleymancılar, Yargıda Süleymancılar, Menzilciler ve Hakyolcular egemendir.  Nur Cemaati Said-i Nursi’ nin yolundan gidenlerin cemaatidir. Bu Cemaate bağlı Hayrat Vakfı’nın Ankara Keçiören’de bulunan Marifet Erkek Öğrenci Yurdu’nda öğren cilerin namaz ibadetlerini toplu olarak kılması zorunlu. Bu yurtta kalmak isteyen öğrencilere kahvaltı ve akşam yemeklerini toplu olarak yemeleri de zorunlu tutuluyor. Yurda kaydolacak öğrenciler için haftada iki kez, “ilim ve irfan sahibi” olduğu belirtilen hocaların verdiği dini derslere katılma şartı da var.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir