Geleceğin Eğitimi ” Çağdaş, Bireysel ve Yönlendirici Eğitim Sistemi” -2003 alıntıdır. 3. Bölüm:
ÇAĞDAŞ VE DEMOKRATİK EĞİTİMİN TEMELLERİ
1 – GENEL BİLGİLER
Eğitimin ham maddesi insandır, insanın eğitimi tekrar insana dönen verimli bir yatırımdır. Bu amaçla insana yapılan yatırımlar yatırımların en kutsalı olduğu ilkesiyle yola çıkılmalı, ham maddesi tekrar insana dönecek bu yatırımlar desteklenmelidir.Bu günümüzün çocukları, yarınlarımızın gençleri, büyükleri olarak ülkemizin gelişimine katkıda bulunacak gelecek neslin çocuklar olduğunu, her çocuğun bireysel ayrıcalığı ne olursa olsun bir değer olduğunun bilincinde olan Atatürk!..Günümüzden yıllarca önce, Cumhuriyeti geleceğimizin yetişkinleri çocuklara, “ Ey Türk Gençliği” hitabesinde ise gençlere emanet etmiştir. Geleceğimizin teminatı çocuklarımızı eğitirken onların bizler ve ülkemiz için ne kadar önemli olduklarını asla ve asla unutmayalım.Bu amaçla Lütfen! Türkiye Cumhuriyeti üzerinde yaşayan her insanın ülkeye yararlı bireyler olarak yetişmesi için insan olmanın, insanca davranmanın unsurlarını kavrayacak anlayış ve biçimde tüm yönleri ile bilgilendirilip, eğitilmelerine özen gösterelim. Şu anda bir şairin çocuklarımız, yarınlarımız ve geleceğimiz olan çocukların, yaşantımızda ne kadar önemli olduğu ve sağlıklı bir neslin yetiştirilmesinde çocukluk çağının ne kadar önemli olduğu konusunda yazdığı aşağıdaki mısralar, zihnimde ve tüm benliğimde canlandı !..
ÇOCUK
Çocuk bir mumdur, ışıktır; söndürmeyelim.
Çocuk bir güldür, çiçektir; soldurmayalım.
Çocuk bir müziktir, melodidir; susturmayalım.
Çocuk bir şanstır, lütuftur; harcamayalım.
En güzel yatırım,
Çocuğa yapılan yatırımdır; unutmayalım.
Bu amaçla eğitim programları belirlenirken, insan hakları, çocuk hakları T.C. Anayasasındaki eğitim hakkı ve değişmez temel ilkeler, çağımızın bilgi,teknoloji ,iletişim, üretim ve bilinçli tüketim toplumunun değişen sosyal değerleri esas alınarak, programların küreselleşen dünya düzenine ve çağımızın koşullarına uygun olarak acilen düzenlenmesi ve eğitim koşulları buna uygun uyarlanması esas olmalıdır.Ancak, eğitime yapılan yatırımın ülke gelişimi açısından düşünüldüğünde gayri milli hasıladan eğitime ayrılan payın yetersiz olduğu ve arttırılması gerektiği zorunluluk olmaktadır.Ancak ülkemiz koşulları göz önüne alındığında, devletin küçültülmesinin ön koşulu özel sektörü ve girişimciyi destekleyerek bu alanda yatırımları özendirilmelidir. Devletin bu alanda görevi özendirici düzenlemeler yapmaktır.Ancak özel girişimci okul açıyor ülkemize katkıda bulunuyor diye genel ilkelerden asla ve asla taviz verilmemelidir.. İleri ki konularda değineceğim gibi Eğitim Kompleksi yapısı içinde yerel yönetimlerin eğitimde katkı sağlayacak katkı payları oranı arttırılarak, bazı eğitim fonları nüfusa göre eşit olarak yerel yönetimlere aktarılarak tüm fiziki alt yapı yerel yönetimlerce yapılmalıdır. Eğitim Kompleksi özerk ve demokratik yapısı içinde kendine gelir oluşturarak, devletten alacağı bazı yardımlarla da finansmanını sağlamalıdır. Bu hususun ülkemiz açısından önemi o kadar büyüktür ki bunu çok iyi bildiğiniz, Davranışçı Watson’ un bir sözü ile tekrar anımsatmak istiyorum. PARAGRAFIN ORTASINDAN BURAYA ALINDI
“Bana iki kardeş getirin, birini cani, diğerini bilim adamı yapayım.”
Kısacası eğitimde süreç içinde uygulamadan kaynaklanan sorunlar çıktıkça gerekli düzenlemelerin yapılması için özel girişimciler desteklenmelidir.Ancak bu maddi yönden devletçe kolaylıklar sağlanarak yapılmalıdır. Devlet okulları için geçerli olan tüm kurallar bu kurumlarda geçerli olmakla kalınmamalı daha da önemlisi denetim arttırılmalıdır. Hatta kurum içinde MEB. ‘ne bağlı oluşturulan denetim birimi o kurumun işlerini kolaylaştırıcı, yardım edici bir rolü üslenebilir.Ancak bu birimin personeli her yıl değiştirilmelidir.
Yetiştiren insan, yetişen de insandır. Bu amaçla her iki kesiminde birbirleriyle sağlıklı iletişim kurma ve insan ilişkileri konusunda yetiştirilip, eğitilmeleri gerekmektedir. Temel amaç her düzeyde ve her meslek te topluma yarar sağlayacak, verimli ve üretken bireyler yetiştirmek olmalıdır.
Programların Aşağıdaki Eğitim Koşullarına Uygun Düzenlenmesi Gerekir.
1- Eğitim süreci, sürekli değişim gösteren bir süreçtir. Çağdaş değişimler, teknolojik ve bilim sel değişmeler eğitimi etkiler. Çağa uygun düzenlemeler yapılmadığında çağın gerisinde kalınır.
Çağdaş düzenlemelerin yapılmasının geciktirilmesi durumunda; bir çok eğitim sorununun da yaşanılması kaçınılmaz bir gerçekliktir.
Bu amaçla Çağdaş, teknolojik ve bilimsel değişmeleri de dikkate alacak şekilde programların düzenlenmesi gerekmektedir .Bu değişimler eğitimin hizmetine geciktirilmeden sunulmalıdır. Eğitimde başarıların , verimliliğin ve kalitenin arttırılması, önündeki engeller zaman kaybedilmeden kaldırıl malıdır. Bir ulusun gelişip, kalkınması için yenileşmelere sürekli açık olmak, çağdaş teknolojiden yararlanmak, bilimsel yöntemleri kullanmak ve her koşulda ve ortamda bireyin eğitiminin sağlamak gerektiği unutulmamalıdır.
İnsanlar hep iyi özelliklerle dünyaya gelirler. Onları kötü ya da iyi yapan başta aileleri, yetiştiği ortam ve kendileridir.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………
“Eğitimdir ki; bir ulusu ya özgür , bağımsız , şanslı ve yüce bir toplum halinde yaşatır, ya da onu esirliğe, yoksulluğa sürükler. ‘
K.ATATÜRK
2 . EĞİTİMİN ÇAĞDAŞ TEMELLERİ
Bileneceği gibi , Öğrenci : “öğrenen kişidir.” Dolayısıyla kendi öğreniminden kendisinin öncelikli olarak sorumlu olması gerekir. Bu sorumluluğu kazanması için neleri ne kadar, nerede , nasıl öğreneceğini de bilmesi yani eğitimin bizzat içinde yer alması , katılması kendi kendinin eğitimin den söz sahibi olması gerekir. ( Tüm bireysel özelliklerine uygun bir alanda isteği dikkate alınarak, yönlendirilmesi gerekir.)
Öğrenciler dışında eğitim kurumlarında görevli olan her düzeyde ve kademedeki eğitimcilerin (Sınıf öğretmenleri, branş öğretmenleri, rehber- psikolojik danışmanlar, ilköğretim müfettişleri , idareciler, yöneticiler, öğretim üyeleri, Asistanlar, Yardımcı Doçentler, Doçentler ve profesörler gibi eğitim işini bizzat yürütenlerin, eğitimde birinci derecede söz sahibi olmaları gerekirken; eğitim sistemlerinin nasıl olması gerektiği, hangi sistemin uygulanması gerektiği konularında başta MEB. ‘nın başındaki siyasi bakanın görüşü ve ağırlıklı bu görüşteki görevli kadrolar, çarpık ilişkilerle bağlı bürokratik mekanizma ; sürekli masa başında eğitim teorileri ve ısmarlama eğitim sistemleri doğrultusunda kararlar almışlar; bazı eğitim sistemlerinin daha önce denenmesi sonucu ortaya çıkan sorunlar ilgililerce bilinmesine rağmen siyasi ve politik çıkarlar ön plana alınarak bilinçli ve kasıtlı olarak gerekli önlemler alınmadan, sorunlar ortadan kaldırılmadan, ülkemizin kültürel yapı sına ve diğer koşullarına uygun olup olmadığı bile dikkate alınmadan, eğitim sistemleri yarar – zarar, ülkemize uyup-uymama, koşulların ve alt yapının yeterli- yetersiz, uygulanıp – uygulanamayacağı vb. koşullar oluşturulmadan uygulanmasına geçilmiştir. Daha sonra kaçınılmaz sonucun gereği; sis temden kaynaklanan sorunlar çıkmış, bu sorunları çözmeye yönelik köklü olmayan yasal düzenlemelere gidilmiştir. “ Tüzük, Yönetmelik, Yönerge, Genelge vb. değişiklikler “ Bu düzenlemeler çoğu zaman göstermelik olarak yapılmış ve genelde düzenleme yapılıncaya kadar, geçen uzun sürelerde eğitimimiz derin ve tamiri olanaksız yaralar almıştır. Bu yaralanmalardan en çok eğitimde söz sahibi olan ve bizzat eğitim işini yürüten uygulayıcılar, ( İdareci ve öğretmenler, her kademedeki eğitimciler vb.) ikinci söz sahibi olması gereken, o günlerin çocukları ve günümüzün gençleri ve yetişkinleri olan ülkemizin geleceğinde söz sahibi olan bireyler, üçüncü olarak, eğitime yıllarca yatırım yapan devletimiz ve aileler büyük yaralar almışlardır.
Bilineceği gibi canlı olmayan maddeler yara aldığında onarılabilirler ayrıca bu etik kurallara uygundur . Ayrıca maddeye verilen zarar fazla önemli değildir ve her zaman düzeltilebilir. Oysa biz canlılara , çocuklarımıza ve gençlerimize verilen zarar ve tahribatın onu yaralayıp, iz bırakır. Ayrıca düzelmesi belirli bir süreyi içerir ve de tahribatın etkisi yıllarca bazen ömür boyu , onu olumsuz etkileyebilir. İlerdeki yaşantılarını , kişiliğini, geleceğini karartabilir. Onun üzerinde bıraktığı duygu sal, sosyal, bilişsel ve kişisel etkiler yaşantısı süresince etkilemeye devam eder.. Ayrıca eğitim sektöründe davranışta oluşan değişiklik, eğitim – öğrenimle kalıcı ve sürekli hale gelmiştir. Bireylerdeki davranış değişikliği ve açılan yaraların ve verilen zararların; bireyler üzerindeki olumsuz etkilerinin telafisi olmadığı gibi bireyin kişiliği, düşünceleri, yaşama bakışı ve geleceği üzerinde büyük olumsuzluklar ve hayal kırıklığı yaşaması ile sonuçlanır. Bu durum eğitim alanında bireyle re verilen zararların önce kendisini , yakın çevresini ve daha sonra zincirleme olarak tüm toplu mu olumsuz etkiler. Ancak şu unutulmamalıdır. Eğitime verilen zararın, yapılan tahribatın hiçbir koşulda telafisinin mümkün olmadığı bilinmelidir. Bu durum göz ardı edilmeden eğitim sistemlerin de, bir sistemin uygulanması kararı alınmadan, ülkemiz koşullarına uyup uymadığı konularında sistemin denenmesi, deneme sonuçlarına uygun düzenlemeler ise ancak eğitimde söz sahibi olan kişi, kurum, kuruluşların birinci derecede katkıları ile gerçekleşeceği unutulmamalıdır. Daha sonra, Sivil Toplum Örgütlerinin kısaca eğitim sektörüne katkıda bulunacak tüm tarafların görüşlerine başvurulup; bu görüşler dikkate alınarak, eğitimde söz sahibi olan uygulayıcıların görüş, öneri ve çözüm yolları ile beslenip, şekillendirildikten sonra gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Aksi halde yukarıda belirtilen şekilde ya da gerekli bilimsel çalışmalar ve deneme uygulamaları yapılmadan, ortaya çıkan sorunlar çözüme kavuşturulmadan , siyasi kararlarla oldu bittiye getirilerek, masa başında bir anda alınan kararlarla eğitim sistemlerini hazırlayıp, uygulanması ülkemiz eğitiminde uygulamada sorunların çıkmasına neden olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Uygulamayı yapan kişilerin görüş ve önerilerine bile başvurma gereği duyulmadan; eğitim sisteminin hemen uygulamaya geçirilmesi kararını alanlar; alanların da ne kadar üst düzeyde teorik bilgiye sahip bulunsalar, alanlarının uzmanı, hatta alanlarında kariyer yaparak, unvan kazanmış ya da tanınmış kişiler bile olsalar; hatta önerecekleri ya da düzenledikleri eğitim sistemi, çağdaş ve gerçekçi olmadığı gibi uygulamada bir çok sorunların çıkması doğaldır. Tüm olası koşullar düşünülmeden ve bizzat eğitimcilerin katkısı ile düzenlenmeyen sistemler, dünyanın en çağdaş en gelişmiş eğitim sistemi olsa bile, sonuçta sistemin uygulanması esnasında uygulamadan kaynaklanan sorunlar çıkacaktır. Sorun çıkma olasılığı başlangıçta çok düşük olsa bile , teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla gelişip, değiştiği dünyada; değişim ve gelişmelere uygun düzenlemeler, yörenin koşullarına uyarlanma sağlanma dan, uygulanma olasılığı yüksek olamaz. Eğitimde söz sahibi olan uygulayıcıların katkı ve düzenlemelerin yapılmadığı bir eğitim sistemi; ülkelerin, bölgelerin, illerin hatta semtlerin özellikleri ne göre her zaman ve koşulda sorunlar çıkması olasıdır ve doğaldır.
Tüm bu nedenlerle her eğitim sistemi uygulamaya geçilmeden ; yukarda belirtilen tüm koşular göz önüne alınarak gerekli düzenlemeler yapılmalı ve uygulama okullarında uygulanıp; daha sonra Türkiye genelinde uygulamaya geçilmelidir. Diğer deyişle her sistemin bir geçiş dönemi olmalıdır. Bu geçiş döneminde, en az kesim denenerek, en az zararla atlatılması için, alt yapı dahil , tüm olumlu koşullar önceden bilimsel araştırma verileri ile desteklenecek nitelik ve nicelikte düzenlenmelidir. Bunlar hep hayal ve uygulanması güç olan, uygulansa bile sonuç alınması zaman isteyen çalışmalardır. Diyerek, görüşler ortaya atanlar çıkacaktır. Ancak bir sistemin denenmesinde denek olarak kullandığımız kişilerin insan olduğu, hatta bizim çocuklarımız, bizim geleceğimiz olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle bunun ihmal edilmesi hatta savunulması bile gereksiz olan ve eğitici anlayışı ile çelişen tutum ve davranışlardır…
Eğitim sistemi, tüm koşullar dikkate alınıp uygulamaya geçilmiş olsa bile, her yerde ve süreçte uygulanabilirliği farklı olabilir. Hatta bu gün tüm koşulları ile uygun olup, yarın bu koşullar uymayabilir. Bu nedenlerle, sistemin uygulanmasının her aşamasında ortaya çıkan sorunlar kurumun ilgili komisyonlarında ele alınarak, çözüm yolları üretilmeli ve gerekli düzenlemeler bizzat uygulayıcılar tarafından yapılabilmelidir. Uygulamada ortaya çıkan bu sorunlar il-ilçe komisyonlarında çözüm lenip, düzenlemeler yapıldıktan sonra ya taşra birimleri yetkililerinin ya da MEB ‘ nın onayıyla ilgili kurumlarda ivedilikle uygulamaya geçilmelidir.
Bu günkü eğitim sistemi, öncelikli olarak ülkemiz ihtiyaçlarına uygun, üretken bireyleri yetiştirmekten uzaktır.Öğrencilerin bireysel ayrıcalıklarına uygun alanlara yönelmelerini sağlayamamaktadır.Her geçen yıl genç nüfusun artış gösterdiği ülkemizde, çağdaş ülkeler seviyesine çıkmada yeterli sayısal çoğunluğa sahip olmanın ayrıcalığını ülkemiz lehine kullanma önem kazanmaktadır.Bu nedenle bu genç nüfusun önce ülkemiz gerçekleri ve ihtiyaçları daha sonra dünya gerçekleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak; çeşitli sektörlerde çalışacak, üretken bireylere dönüştürmek gerekmektedir.Bu amaçla her öğrencinin bireysel ayrıcalık arına uygun yetiştirilmeleri hedeflenmelidir. Ya da yalnız ülkemiz gerçekleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak, eğitim komplekslerinin sayıları bu genç nüfusa uygun arttırılması veya ilerde sorunlar çıkmaması için Aile Planlamasına gidilmelidir.
Bu gerçeklik sonucu çocuklarımızın,gençlerimizin, üretken bireyler olarak toplumda yer aldıkları ve üretime katkıda bulundukları oranda ülkemizin kalkınıp, gelişeceği; çağdaş ülkeler seviyesine, hatta üzerine çıkacağı, bunun yolunun ise çağdaş eğitimden geçtiği hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Avrupa Topluluğu’na “Avrupa Birleşmiş Devletlerine ” ülkemizin girmesi, Onların bu topluluğa bizi kabullerinde ki bahaneleri ortadan kaldırmak, kabulümüzü kolaylaştırmak; her şeyden önemlisi kendi ülkemizin gelişip, kalkınması, çağdaşlaşması ve dünya üzerinde hissedilir bir önemi olması ( Stratejik ve Jeopolitik önemi dışında da dünya ulusunun çağdaş ve kalkınmış bir ulusu olması.) için insanlarımızın , hükümetlerin istekli bulunduğu ve çaba gösterdiği ülkemizde; Avrupa Birliğine ve aşamalı olarak Dünya Devletleri Birliği ’ne entegrasyon için Olmazsa olmaz koşulun eğitim olduğu, daha sonra da eğitimin çağdaşlaştırılmasının gerekliliği kadar zorunluluğu önem taşmaktadır. Dünya için değil kendi ülkemiz için, ülkemizin çağdaş ve üretken dünya ailesinin bir parçası haline gelmesi için ülkemizdeki tüm bireylerinin her alanda ve sürekli eğitilmelerinin esas alınmasının gerekliliğinden çok, olmazsa olmaz zorunluluk olduğunu, gelişip, kalkınmamız da, çağdaş bir ulus olmamızda her alanda çağdaş ve demokratik bir eğitime gereksinim duyulduğunu satırlarımda sürekli vurguladım…. vurguladım…
Bu nedenlerle, mevcut eğitim sistemimizde yeni, çağdaş düzenlemelere ihtiyaç bulunduğu; ancak, bu düzenlemelerin yapılması için önümüzde bir çok engeller bulunduğu acı gerçeği ile yüz yüze geldim. ”1995 Eğitim Şurası üyeliğim ve sonrası eğitimde 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitime geçiş dışında çağdaş gelişmeleri göremedim.” Bu konuda düşüncelerimi satırlarıma dökerken: Olumsuz ve umutsuz olmamın en önemli gerekçesini, daha önce bazı gerçekleri sıralayarak, eğitim sistemimizde sürekli yaşanan gerçeklerde belirttiğim; Türk Milli Eğitiminde ve eğitim sistemlerinde hep siyasilerin egemen olduğu anlayışıdır.
Yıllardan beri ülkemizde aynı yapının korunması, bende olumsuz bakış açısı geliştirmemi ve bir o kadarda umutsuz olmamı sağladı. Bu nedenle eğitimimizin başarılı olması yönünde birinci engelin siyasi engel olduğuna inanmaktayım. Çağdaş Bir Eğitim Sistemine, Milli ve Evrensel Bir Eğitim Programına geçiş yolunda olmazsa olmazlardan birisi MEB ‘ Siyasetten arındırılıp, Özerk bir yapı ya kavuşturulması, Milli Bir Devlet Politikası olmalıdır. Bakanlığımız, siyasi bir bakanlık olmaktan çıkarılıp; Atatürk’ ün Cumhuriyetin kuruluş yıllarında hedefleyip, belirlediği; çağın ve ülkenin koşullarını karşılayan milli ve çağdaş bir yapıya tekrar kavuşturulmalıdır. Böyle bir yapıda devletin dene tim yetkisi ilgili mercilerde bırakılmalıdır. Eğitimimiz ve ilgili kurumlar, siyasetten arındırılma ile yetinmemeli , illerin , yörelerin koşullarına uygun taşra birimlerine görevlerin büyük bir bölümü aktarılarak ; eğitim işi eğitimde söz sahibi olan eğitimcilerin yetki ve sorumluluğuna bırakılmalıdır. Uygulayıcılar “ Milli Programı” ülkemizin , çağımızın ve yörelerin – illerin koşullarına uygun: Demokratik, laik, insan, hak ve özgürlüklerine bağlı, bireysel ayrıcalıkları, çevresel koşulları, değişim ve gelişmeleri vb. çağdaş gelişmeleri dikkate alan ve ülkemizin gerçeklerine uygun temel ilkeleri içeren, her kademedeki eğitimcilerin işbirliği ve katılımı oluşturulan; karınca kararınca eserimdeki genel görüşlerden yararlanılarak düzenlenen, yepyeni demokratik çağdaş, bireysel bir eğitim sisteminin oluşturularak daha fazla zaman kaybedilmeden, en kısa sürede geçişin zorunlu olduğu ancak bir o kadar da gerçekleşme sinin ne kadar güç olacağı,acı gerçeği ile bir defa daha yüzleşmemi sağladı…
Okumakta olduğunuz bu eserimin, her bölümünde bu umutsuz tutumumla; sürekli yenilemeler yapmamın gerekçesi , eğitici okuyucularımın daha iyi anlayacağı gibi… Çağdaş yapılanmalara, MEB. da siyasetin egemen olması ve siyasi bürokrasi çarkının ; devlette süreklilik, devlette devamlılık, kamu yararı, ülke çıkarları vb. evrensel devlet ilkelerini, koltuğunu bırakmamak uğruna siyasi ve maddi çıkar hesaplarının üzerinde tutmaları. Bu anlayışın yıllarca egemen olması nedeni ile bürokrasinin sürekli yeniliklere ve değişimlere ve çağdaş düzenlemelere karşı çıkarak direndiği acı gerçeğidir. Kurulan bu çark değişip, yenilenmeden, çağdaş eğitim sistemlerin oluşturulması ve uygulanmasının eğitimin her kademesinde uzun yıllar görev yaptığım ve edindiğim acı deneyimlerim sürekli bu endişe, bu kaygı ve olumsuz tutumları geliştirmeme neden olmuştur.
Ancak bu kişiler mevcut yerlerini korumak için çağdaş bazı projelere yeşil ışık yakmışsalar da eğitim kurumları olanakları ve altyapı yetersizliği gibi nedenlerle; çağdaş yapılanmalara kapısını kapamak zorunda bırakılmış, kendi kaderleri ile baş başa bırakılmışlardır.Bu nedenlerle, bu projeler gerçekçi bir şekilde uygulanamamış tır. Her kademedeki eğitimciler, zorunlu olarak üst düzeydeki amirlerini örnek almışlar sürekli yapılan bu yeniliklere direnmiş ve karşı çıkmışlardır.
Tüm bu nedenlerle öncelikle MEB ‘ nın siyasetten arındırılarak,görevlerinin büyük bölümünü yörelere, illere ve Eğitim Komplekslerine devrederek,eğitim kurumlarımızın, özerk,demokratik, çağdaş ve milli bir yapıya kavuşturulması, eğitimin olmazsa olmazlarından olmalıdır. Daha sonra özel girişimciye bazı kolaylıklar sağlanarak desteklenip, teşvik edilmelidir. ( Ancak özel girişimciyi vergi yükünü azaltma, alt yapı ve yerel vergi kolaylıkları gibi maddi kaynaklar bakımından belediyeler ve devletçe kolaylıklar dışında; Bu vakıf, dernek, girişimci, kuruluş ve insanlar okul açarak devletin yükünü azaltmıştır diyerek, bu gün olduğu gibi yönetmeliklerde bulunmasına rağmen, yönetmelik dışı keyfi uygulamalar yapmalarına izin verilmemelidir.)
