Geleceğin Eğitimi ” Çağdaş, Bireysel ve Yönlendirici Eğitim Sistemi” -2003 alıntıdır. 3. Bölüm:

                               ÇAĞDAŞ  VE  DEMOKRATİK  EĞİTİMİN TEMELLERİ


          1 –     GENEL BİLGİLER

         Eğitimin  ham maddesi insandır, insanın eğitimi tekrar insana dönen verimli bir  yatırımdır. Bu amaçla insana  yapılan  yatırımlar  yatırımların  en  kutsalı olduğu  ilkesiyle  yola  çıkılmalı, ham maddesi tekrar insana dönecek bu yatırımlar desteklenmelidir.Bu günümüzün çocukları, yarınlarımızın gençleri, büyükleri olarak ülkemizin gelişimine katkıda bulunacak gelecek neslin çocuklar olduğunu, her çocuğun bireysel ayrıcalığı ne olursa olsun bir değer olduğunun bilincinde olan Atatürk!..Günümüzden yıllarca önce, Cumhuriyeti geleceğimizin yetişkinleri çocuklara, “ Ey Türk Gençliği” hitabesinde ise gençlere  emanet etmiştir. Geleceğimizin teminatı çocuklarımızı eğitirken onların bizler ve ülkemiz için ne kadar önemli olduklarını asla ve asla unutmayalım.Bu amaçla Lütfen! Türkiye Cumhuriyeti üzerinde yaşayan her insanın ülkeye yararlı  bireyler olarak yetişmesi için insan olmanın, insanca davranmanın unsurlarını kavrayacak anlayış ve biçimde tüm yönleri ile  bilgilendirilip, eğitilmelerine  özen  gösterelim. Şu anda  bir  şairin çocuklarımız, yarınlarımız ve  geleceğimiz  olan çocukların, yaşantımızda ne kadar önemli  olduğu ve sağlıklı bir neslin yetiştirilmesinde çocukluk çağının ne kadar önemli olduğu konusunda yazdığı aşağıdaki mısralar, zihnimde ve tüm benliğimde  canlandı !..

                                              ÇOCUK

                 Çocuk bir mumdur, ışıktır; söndürmeyelim.

                 Çocuk bir güldür, çiçektir; soldurmayalım.

                 Çocuk bir müziktir, melodidir; susturmayalım.

                 Çocuk bir şanstır, lütuftur; harcamayalım.

                 En güzel yatırım,

                 Çocuğa yapılan yatırımdır; unutmayalım.

         Bu amaçla eğitim  programları  belirlenirken, insan hakları, çocuk hakları  T.C.  Anayasasındaki  eğitim  hakkı ve değişmez temel ilkeler, çağımızın bilgi,teknoloji ,iletişim, üretim ve bilinçli tüketim toplumunun değişen sosyal değerleri esas alınarak, programların küreselleşen dünya düzenine ve  çağımızın   koşullarına  uygun olarak acilen düzenlenmesi  ve  eğitim  koşulları  buna uygun uyarlanması  esas olmalıdır.Ancak, eğitime yapılan yatırımın ülke gelişimi açısından düşünüldüğünde gayri milli hasıladan eğitime ayrılan payın yetersiz olduğu ve arttırılması gerektiği zorunluluk olmaktadır.Ancak ülkemiz koşulları göz önüne alındığında, devletin küçültülmesinin ön koşulu özel sektörü ve girişimciyi destekleyerek bu alanda yatırımları özendirilmelidir. Devletin bu alanda görevi özendirici düzenlemeler yapmaktır.Ancak özel girişimci okul  açıyor ülkemize katkıda bulunuyor diye genel ilkelerden asla ve asla taviz verilmemelidir.. İleri ki konularda değineceğim gibi Eğitim Kompleksi yapısı içinde yerel yönetimlerin eğitimde katkı sağlayacak katkı payları oranı arttırılarak, bazı eğitim fonları nüfusa göre eşit olarak yerel yönetimlere aktarılarak tüm fiziki alt yapı yerel yönetimlerce yapılmalıdır. Eğitim Kompleksi özerk ve demokratik yapısı içinde kendine gelir oluşturarak, devletten alacağı bazı yardımlarla da finansmanını sağlamalıdır. Bu hususun ülkemiz açısından önemi o kadar büyüktür ki bunu çok iyi bildiğiniz, Davranışçı Watson’ un  bir sözü ile tekrar anımsatmak istiyorum. PARAGRAFIN ORTASINDAN BURAYA ALINDI

       “Bana  iki  kardeş  getirin,  birini cani, diğerini  bilim  adamı  yapayım.”

       Kısacası eğitimde süreç içinde uygulamadan kaynaklanan sorunlar çıktıkça gerekli düzenlemelerin yapılması için özel girişimciler desteklenmelidir.Ancak bu maddi yönden devletçe kolaylıklar sağlanarak yapılmalıdır. Devlet okulları için geçerli olan tüm kurallar bu kurumlarda geçerli olmakla kalınmamalı daha da önemlisi denetim arttırılmalıdır. Hatta kurum içinde  MEB. ‘ne  bağlı oluşturulan denetim birimi o kurumun işlerini kolaylaştırıcı, yardım edici bir rolü üslenebilir.Ancak bu birimin personeli her yıl değiştirilmelidir.          

       Yetiştiren insan, yetişen de  insandır. Bu amaçla her iki kesiminde birbirleriyle sağlıklı  iletişim kurma ve insan ilişkileri konusunda yetiştirilip, eğitilmeleri gerekmektedir. Temel amaç her düzeyde ve her meslek te topluma yarar sağlayacak, verimli ve üretken bireyler yetiştirmek olmalıdır.

               Programların  Aşağıdaki  Eğitim  Koşullarına  Uygun Düzenlenmesi  Gerekir.

          1- Eğitim   süreci,   sürekli  değişim  gösteren  bir  süreçtir.  Çağdaş değişimler, teknolojik ve bilim sel  değişmeler  eğitimi  etkiler.  Çağa  uygun  düzenlemeler yapılmadığında  çağın gerisinde  kalınır.

        Çağdaş  düzenlemelerin  yapılmasının  geciktirilmesi durumunda;  bir çok  eğitim  sorununun   da  yaşanılması  kaçınılmaz  bir  gerçekliktir.

        Bu  amaçla  Çağdaş, teknolojik  ve  bilimsel  değişmeleri de dikkate alacak şekilde programların  düzenlenmesi  gerekmektedir .Bu değişimler eğitimin hizmetine geciktirilmeden  sunulmalıdır.  Eğitimde  başarıların , verimliliğin  ve kalitenin arttırılması,  önündeki  engeller  zaman    kaybedilmeden  kaldırıl malıdır. Bir  ulusun gelişip, kalkınması için  yenileşmelere  sürekli  açık olmak, çağdaş teknolojiden  yararlanmak, bilimsel  yöntemleri kullanmak ve her koşulda ve ortamda bireyin eğitiminin sağlamak  gerektiği unutulmamalıdır.

        İnsanlar  hep  iyi  özelliklerle  dünyaya  gelirler. Onları kötü ya da iyi yapan  başta  aileleri, yetiştiği  ortam  ve  kendileridir.

……………………………………………………………………………………………………………………………………………………

            “Eğitimdir  ki;   bir   ulusu   ya   özgür , bağımsız , şanslı  ve  yüce  bir  toplum   halinde   yaşatır,  ya   da   onu   esirliğe,  yoksulluğa  sürükler. ‘                                                                                                                                                                                 

                                                                                                                       K.ATATÜRK

                                            2 . EĞİTİMİN  ÇAĞDAŞ  TEMELLERİ       

       Bileneceği  gibi , Öğrenci :  “öğrenen kişidir.”  Dolayısıyla  kendi  öğreniminden  kendisinin öncelikli  olarak  sorumlu  olması  gerekir.  Bu  sorumluluğu  kazanması  için  neleri  ne kadar,  nerede ,  nasıl  öğreneceğini  de  bilmesi  yani   eğitimin  bizzat  içinde  yer  alması , katılması kendi  kendinin   eğitimin den  söz  sahibi  olması   gerekir.  ( Tüm  bireysel  özelliklerine uygun  bir  alanda  isteği  dikkate alınarak, yönlendirilmesi gerekir.)

       Öğrenciler  dışında  eğitim   kurumlarında  görevli  olan  her  düzeyde  ve  kademedeki  eğitimcilerin    (Sınıf  öğretmenleri,  branş  öğretmenleri,  rehber- psikolojik  danışmanlar, ilköğretim  müfettişleri , idareciler,  yöneticiler,  öğretim  üyeleri,  Asistanlar,  Yardımcı  Doçentler, Doçentler  ve  profesörler  gibi    eğitim  işini  bizzat  yürütenlerin,  eğitimde  birinci  derecede  söz   sahibi  olmaları   gerekirken;  eğitim  sistemlerinin  nasıl  olması  gerektiği, hangi  sistemin uygulanması  gerektiği   konularında   başta   MEB. ‘nın  başındaki   siyasi   bakanın  görüşü   ve  ağırlıklı  bu  görüşteki  görevli  kadrolar,  çarpık  ilişkilerle  bağlı   bürokratik   mekanizma ;  sürekli   masa  başında   eğitim   teorileri  ve  ısmarlama  eğitim  sistemleri doğrultusunda  kararlar almışlar;  bazı  eğitim  sistemlerinin  daha  önce  denenmesi  sonucu  ortaya  çıkan  sorunlar  ilgililerce  bilinmesine  rağmen  siyasi  ve  politik  çıkarlar  ön  plana  alınarak  bilinçli  ve  kasıtlı  olarak  gerekli  önlemler  alınmadan,  sorunlar  ortadan  kaldırılmadan,  ülkemizin  kültürel  yapı sına  ve  diğer  koşullarına  uygun olup  olmadığı  bile dikkate alınmadan, eğitim  sistemleri yarar – zarar,   ülkemize  uyup-uymama, koşulların  ve  alt  yapının  yeterli- yetersiz, uygulanıp – uygulanamayacağı   vb.   koşullar  oluşturulmadan   uygulanmasına  geçilmiştir.  Daha  sonra   kaçınılmaz   sonucun   gereği;   sis temden   kaynaklanan  sorunlar  çıkmış,  bu   sorunları  çözmeye   yönelik   köklü  olmayan   yasal   düzenlemelere  gidilmiştir. “ Tüzük, Yönetmelik, Yönerge,  Genelge   vb. değişiklikler “    Bu  düzenlemeler  çoğu   zaman   göstermelik  olarak   yapılmış   ve  genelde  düzenleme   yapılıncaya  kadar, geçen  uzun  sürelerde  eğitimimiz derin ve  tamiri  olanaksız yaralar   almıştır. Bu  yaralanmalardan  en  çok  eğitimde  söz  sahibi olan  ve  bizzat  eğitim  işini   yürüten  uygulayıcılar, ( İdareci ve  öğretmenler, her kademedeki  eğitimciler  vb.)  ikinci   söz sahibi olması gereken,  o  günlerin çocukları ve  günümüzün  gençleri  ve  yetişkinleri  olan  ülkemizin  geleceğinde söz sahibi olan  bireyler, üçüncü  olarak,  eğitime yıllarca  yatırım   yapan     devletimiz   ve  aileler   büyük   yaralar   almışlardır.

      Bilineceği  gibi  canlı  olmayan  maddeler   yara  aldığında  onarılabilirler   ayrıca  bu   etik  kurallara   uygundur . Ayrıca  maddeye  verilen  zarar  fazla  önemli  değildir  ve  her  zaman  düzeltilebilir.  Oysa  biz  canlılara  , çocuklarımıza  ve  gençlerimize  verilen  zarar ve tahribatın onu yaralayıp, iz  bırakır. Ayrıca  düzelmesi  belirli  bir süreyi  içerir  ve  de  tahribatın   etkisi  yıllarca  bazen  ömür  boyu ,  onu  olumsuz  etkileyebilir. İlerdeki  yaşantılarını , kişiliğini, geleceğini   karartabilir.   Onun  üzerinde   bıraktığı  duygu sal,   sosyal,  bilişsel   ve  kişisel  etkiler  yaşantısı  süresince  etkilemeye  devam  eder..  Ayrıca  eğitim  sektöründe   davranışta  oluşan  değişiklik,    eğitim – öğrenimle  kalıcı  ve  sürekli  hale gelmiştir. Bireylerdeki  davranış  değişikliği ve açılan yaraların ve  verilen zararların;  bireyler  üzerindeki  olumsuz etkilerinin telafisi olmadığı gibi bireyin kişiliği, düşünceleri,  yaşama  bakışı  ve  geleceği    üzerinde   büyük  olumsuzluklar   ve  hayal  kırıklığı    yaşaması  ile  sonuçlanır.   Bu  durum  eğitim  alanında   bireyle re   verilen  zararların   önce  kendisini ,  yakın  çevresini  ve  daha  sonra  zincirleme  olarak  tüm   toplu mu   olumsuz  etkiler.  Ancak   şu  unutulmamalıdır.  Eğitime   verilen   zararın,  yapılan  tahribatın   hiçbir  koşulda  telafisinin  mümkün  olmadığı   bilinmelidir.  Bu  durum  göz ardı  edilmeden  eğitim  sistemlerin de,  bir  sistemin  uygulanması  kararı alınmadan,  ülkemiz  koşullarına  uyup  uymadığı  konularında   sistemin  denenmesi, deneme  sonuçlarına  uygun   düzenlemeler   ise  ancak  eğitimde  söz sahibi  olan  kişi, kurum, kuruluşların    birinci  derecede   katkıları ile gerçekleşeceği unutulmamalıdır. Daha  sonra,  Sivil  Toplum  Örgütlerinin   kısaca  eğitim  sektörüne  katkıda  bulunacak  tüm  tarafların  görüşlerine   başvurulup;    bu  görüşler  dikkate  alınarak,   eğitimde  söz  sahibi  olan  uygulayıcıların  görüş,  öneri   ve  çözüm  yolları  ile  beslenip,  şekillendirildikten  sonra  gerekli  yasal  düzenlemeler  yapılmalıdır.  Aksi  halde  yukarıda  belirtilen  şekilde    ya  da  gerekli  bilimsel  çalışmalar  ve    deneme uygulamaları  yapılmadan,  ortaya  çıkan  sorunlar  çözüme kavuşturulmadan ,  siyasi  kararlarla   oldu  bittiye  getirilerek,  masa    başında  bir  anda  alınan  kararlarla   eğitim   sistemlerini  hazırlayıp,  uygulanması   ülkemiz  eğitiminde  uygulamada  sorunların  çıkmasına  neden  olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Uygulamayı  yapan  kişilerin  görüş  ve  önerilerine  bile  başvurma  gereği  duyulmadan;  eğitim  sisteminin  hemen  uygulamaya  geçirilmesi   kararını  alanlar; alanların da  ne kadar  üst  düzeyde  teorik  bilgiye  sahip  bulunsalar, alanlarının  uzmanı, hatta  alanlarında  kariyer yaparak,  unvan kazanmış ya da tanınmış   kişiler  bile  olsalar;  hatta    önerecekleri   ya  da  düzenledikleri  eğitim   sistemi, çağdaş ve gerçekçi olmadığı gibi uygulamada bir çok sorunların çıkması doğaldır. Tüm olası koşullar düşünülmeden ve bizzat eğitimcilerin katkısı ile düzenlenmeyen sistemler, dünyanın  en  çağdaş  en gelişmiş eğitim  sistemi  olsa  bile, sonuçta sistemin  uygulanması  esnasında  uygulamadan  kaynaklanan  sorunlar  çıkacaktır. Sorun  çıkma  olasılığı   başlangıçta  çok  düşük  olsa  bile , teknolojik  gelişmelerin  baş  döndürücü  bir  hızla  gelişip,  değiştiği  dünyada;  değişim ve gelişmelere  uygun  düzenlemeler, yörenin  koşullarına  uyarlanma  sağlanma dan,   uygulanma  olasılığı  yüksek  olamaz. Eğitimde  söz  sahibi  olan  uygulayıcıların  katkı  ve  düzenlemelerin  yapılmadığı  bir  eğitim  sistemi;  ülkelerin,  bölgelerin, illerin  hatta  semtlerin  özellikleri ne  göre   her  zaman   ve  koşulda  sorunlar  çıkması  olasıdır  ve  doğaldır.

          Tüm  bu  nedenlerle  her  eğitim  sistemi  uygulamaya  geçilmeden ;  yukarda  belirtilen  tüm  koşular  göz önüne alınarak  gerekli  düzenlemeler  yapılmalı  ve  uygulama   okullarında  uygulanıp;  daha  sonra   Türkiye   genelinde  uygulamaya   geçilmelidir.  Diğer  deyişle  her  sistemin   bir  geçiş  dönemi  olmalıdır. Bu  geçiş  döneminde,  en az  kesim  denenerek, en az zararla  atlatılması  için, alt yapı  dahil , tüm  olumlu  koşullar  önceden  bilimsel  araştırma  verileri  ile  desteklenecek  nitelik  ve  nicelikte  düzenlenmelidir. Bunlar  hep  hayal  ve  uygulanması  güç  olan,   uygulansa  bile   sonuç  alınması  zaman  isteyen  çalışmalardır. Diyerek, görüşler ortaya  atanlar çıkacaktır. Ancak  bir sistemin denenmesinde  denek  olarak kullandığımız  kişilerin  insan  olduğu,  hatta  bizim  çocuklarımız,  bizim  geleceğimiz olduğu unutulmamalıdır. Bu  nedenle bunun ihmal  edilmesi hatta  savunulması  bile gereksiz  olan  ve  eğitici  anlayışı ile  çelişen  tutum  ve  davranışlardır…

       Eğitim  sistemi, tüm  koşullar  dikkate  alınıp  uygulamaya  geçilmiş  olsa  bile,  her  yerde  ve  süreçte  uygulanabilirliği  farklı   olabilir.  Hatta  bu  gün    tüm  koşulları  ile  uygun  olup,  yarın  bu  koşullar  uymayabilir. Bu  nedenlerle, sistemin  uygulanmasının  her  aşamasında   ortaya  çıkan  sorunlar  kurumun  ilgili  komisyonlarında  ele alınarak,  çözüm  yolları üretilmeli ve gerekli  düzenlemeler  bizzat  uygulayıcılar  tarafından  yapılabilmelidir.  Uygulamada  ortaya  çıkan  bu  sorunlar  il-ilçe  komisyonlarında  çözüm lenip, düzenlemeler    yapıldıktan   sonra  ya taşra  birimleri  yetkililerinin  ya  da  MEB ‘ nın  onayıyla  ilgili   kurumlarda   ivedilikle   uygulamaya  geçilmelidir.

        Bu günkü eğitim sistemi, öncelikli olarak ülkemiz ihtiyaçlarına uygun, üretken bireyleri yetiştirmekten uzaktır.Öğrencilerin bireysel ayrıcalıklarına uygun alanlara yönelmelerini sağlayamamaktadır.Her geçen yıl genç nüfusun artış gösterdiği ülkemizde, çağdaş ülkeler seviyesine çıkmada yeterli sayısal çoğunluğa sahip olmanın ayrıcalığını ülkemiz lehine kullanma önem kazanmaktadır.Bu nedenle bu genç nüfusun önce ülkemiz gerçekleri ve ihtiyaçları daha sonra dünya gerçekleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak; çeşitli sektörlerde çalışacak, üretken bireylere dönüştürmek gerekmektedir.Bu amaçla her öğrencinin bireysel ayrıcalık arına uygun yetiştirilmeleri hedeflenmelidir. Ya da yalnız ülkemiz gerçekleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak, eğitim komplekslerinin sayıları bu genç nüfusa uygun arttırılması veya ilerde sorunlar çıkmaması için Aile Planlamasına gidilmelidir.

         Bu  gerçeklik sonucu çocuklarımızın,gençlerimizin, üretken bireyler olarak toplumda yer aldıkları ve üretime katkıda bulundukları oranda ülkemizin kalkınıp, gelişeceği; çağdaş ülkeler seviyesine, hatta üzerine çıkacağı, bunun yolunun ise çağdaş eğitimden geçtiği hiçbir zaman unutulmamalıdır.

          Avrupa  Topluluğu’na  “Avrupa Birleşmiş Devletlerine ”  ülkemizin girmesi, Onların bu topluluğa bizi kabullerinde ki bahaneleri ortadan kaldırmak, kabulümüzü kolaylaştırmak; her şeyden önemlisi kendi ülkemizin gelişip, kalkınması, çağdaşlaşması ve dünya üzerinde hissedilir bir önemi olması ( Stratejik ve Jeopolitik önemi dışında da dünya ulusunun çağdaş ve kalkınmış bir ulusu olması.) için insanlarımızın , hükümetlerin istekli  bulunduğu ve çaba  gösterdiği  ülkemizde; Avrupa Birliğine ve aşamalı olarak Dünya Devletleri Birliği ’ne entegrasyon için Olmazsa olmaz koşulun eğitim  olduğu,  daha  sonra da  eğitimin   çağdaşlaştırılmasının  gerekliliği kadar zorunluluğu önem taşmaktadır. Dünya için değil kendi ülkemiz için, ülkemizin çağdaş ve üretken dünya ailesinin bir parçası haline gelmesi için  ülkemizdeki tüm  bireylerinin  her alanda  ve  sürekli   eğitilmelerinin  esas  alınmasının  gerekliliğinden  çok, olmazsa olmaz zorunluluk  olduğunu, gelişip, kalkınmamız da, çağdaş bir ulus olmamızda her alanda  çağdaş ve demokratik bir eğitime gereksinim duyulduğunu satırlarımda   sürekli   vurguladım…. vurguladım…                                                  

       Bu  nedenlerle,  mevcut  eğitim  sistemimizde  yeni, çağdaş  düzenlemelere  ihtiyaç   bulunduğu; ancak,  bu  düzenlemelerin  yapılması  için  önümüzde  bir çok  engeller  bulunduğu  acı   gerçeği  ile  yüz  yüze  geldim. ”1995  Eğitim  Şurası  üyeliğim  ve  sonrası  eğitimde 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitime geçiş dışında çağdaş gelişmeleri göremedim.”  Bu  konuda  düşüncelerimi  satırlarıma  dökerken:   Olumsuz  ve  umutsuz  olmamın  en   önemli  gerekçesini,  daha  önce bazı gerçekleri sıralayarak, eğitim sistemimizde sürekli yaşanan gerçeklerde belirttiğim; Türk  Milli  Eğitiminde   ve  eğitim  sistemlerinde  hep  siyasilerin  egemen  olduğu  anlayışıdır.

        Yıllardan  beri  ülkemizde  aynı  yapının  korunması,  bende  olumsuz  bakış açısı geliştirmemi ve bir  o kadarda  umutsuz  olmamı  sağladı.  Bu  nedenle  eğitimimizin   başarılı  olması  yönünde  birinci  engelin  siyasi  engel  olduğuna  inanmaktayım.  Çağdaş  Bir  Eğitim  Sistemine,  Milli  ve  Evrensel  Bir  Eğitim  Programına  geçiş  yolunda  olmazsa  olmazlardan  birisi  MEB ‘   Siyasetten  arındırılıp,  Özerk  bir  yapı ya  kavuşturulması, Milli  Bir Devlet  Politikası olmalıdır. Bakanlığımız, siyasi  bir  bakanlık olmaktan  çıkarılıp; Atatürk’ ün  Cumhuriyetin  kuruluş  yıllarında hedefleyip, belirlediği; çağın  ve ülkenin  koşullarını  karşılayan milli ve  çağdaş  bir  yapıya  tekrar kavuşturulmalıdır. Böyle  bir  yapıda  devletin  dene tim  yetkisi  ilgili  mercilerde  bırakılmalıdır. Eğitimimiz  ve  ilgili  kurumlar,   siyasetten arındırılma  ile  yetinmemeli , illerin  , yörelerin  koşullarına  uygun  taşra  birimlerine  görevlerin  büyük  bir   bölümü  aktarılarak ;  eğitim  işi  eğitimde  söz  sahibi olan eğitimcilerin yetki  ve  sorumluluğuna  bırakılmalıdır. Uygulayıcılar “ Milli  Programı”  ülkemizin , çağımızın  ve  yörelerin – illerin    koşullarına  uygun:  Demokratik,  laik, insan,  hak   ve   özgürlüklerine  bağlı,  bireysel   ayrıcalıkları,  çevresel koşulları,  değişim  ve  gelişmeleri vb. çağdaş gelişmeleri dikkate  alan  ve  ülkemizin  gerçeklerine  uygun temel ilkeleri içeren, her kademedeki eğitimcilerin işbirliği ve  katılımı  oluşturulan; karınca  kararınca  eserimdeki genel  görüşlerden  yararlanılarak düzenlenen, yepyeni demokratik   çağdaş,  bireysel  bir  eğitim  sisteminin oluşturularak daha  fazla  zaman  kaybedilmeden, en  kısa sürede geçişin zorunlu olduğu ancak bir o kadar da gerçekleşme sinin  ne kadar güç olacağı,acı gerçeği ile bir defa  daha  yüzleşmemi  sağladı…

        Okumakta  olduğunuz  bu  eserimin,  her   bölümünde  bu  umutsuz  tutumumla;  sürekli  yenilemeler  yapmamın gerekçesi , eğitici  okuyucularımın  daha  iyi  anlayacağı  gibi…      Çağdaş  yapılanmalara,  MEB. da  siyasetin  egemen  olması  ve  siyasi  bürokrasi  çarkının ;  devlette  süreklilik,  devlette  devamlılık,  kamu  yararı, ülke  çıkarları  vb.  evrensel  devlet  ilkelerini,   koltuğunu  bırakmamak  uğruna siyasi  ve  maddi  çıkar  hesaplarının  üzerinde  tutmaları. Bu anlayışın  yıllarca  egemen olması  nedeni  ile  bürokrasinin  sürekli  yeniliklere  ve  değişimlere  ve  çağdaş  düzenlemelere  karşı  çıkarak  direndiği acı   gerçeğidir. Kurulan  bu  çark  değişip, yenilenmeden, çağdaş  eğitim  sistemlerin  oluşturulması  ve  uygulanmasının   eğitimin her kademesinde uzun yıllar görev yaptığım  ve  edindiğim  acı  deneyimlerim sürekli  bu  endişe, bu  kaygı  ve  olumsuz  tutumları  geliştirmeme  neden  olmuştur. 

        Ancak  bu  kişiler  mevcut  yerlerini  korumak  için  çağdaş  bazı  projelere  yeşil  ışık  yakmışsalar da eğitim kurumları olanakları ve altyapı yetersizliği gibi nedenlerle; çağdaş  yapılanmalara kapısını  kapamak  zorunda bırakılmış, kendi kaderleri ile baş başa bırakılmışlardır.Bu nedenlerle,  bu  projeler  gerçekçi  bir  şekilde  uygulanamamış tır. Her  kademedeki  eğitimciler, zorunlu  olarak  üst  düzeydeki  amirlerini  örnek  almışlar  sürekli  yapılan bu  yeniliklere  direnmiş  ve  karşı  çıkmışlardır.

        Tüm  bu  nedenlerle  öncelikle  MEB ‘ nın  siyasetten  arındırılarak,görevlerinin  büyük  bölümünü  yörelere, illere ve  Eğitim Komplekslerine  devrederek,eğitim kurumlarımızın, özerk,demokratik, çağdaş  ve  milli bir  yapıya  kavuşturulması,  eğitimin olmazsa  olmazlarından  olmalıdır. Daha sonra özel girişimciye bazı kolaylıklar sağlanarak desteklenip, teşvik edilmelidir. ( Ancak özel girişimciyi vergi yükünü azaltma, alt yapı ve yerel vergi kolaylıkları gibi maddi kaynaklar bakımından belediyeler ve devletçe kolaylıklar dışında; Bu vakıf, dernek, girişimci, kuruluş  ve insanlar okul açarak devletin yükünü azaltmıştır diyerek, bu gün olduğu gibi yönetmeliklerde bulunmasına rağmen, yönetmelik dışı keyfi uygulamalar yapmalarına izin verilmemelidir.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir