Geleceğin Eğitimi ” Çağdaş, Bireysel ve Yönlendirici Eğitim Sistemi” -2003 alıntıdır. 2. Bölüm:
3. ÖNERİLEN YENİ MODELLE, BUGÜNE KADAR UYGULANAN MODELLERİN KARŞILAŞTIRILMASI
Bugüne kadar uygulanan ve uygulanmakta olan eğitim sistemlerin hepsinin ortak özellikleri:
1- Öğrencilerin bireysel farklılıklarına uygun programlar oluşturulamamış, öğrencilerin hazırlanan programlara göre yetiştirilmesi hedef alınmıştır. Öğrencilerin başarı, ilgi, kabiliyetleri ve isteklerinin dikkate alınacak şekilde bir yönlendirme yapılmamıştır. Sınıf geçme sisteminde yalnız başarıyı dikkate alan bir yönlendirme ile ancak lise birinci (Diğer deyişle 9. Sınıfta) yani öğrencilerin yalnız 9. sınıflarda aldıkları ortak derslerdeki başarı durumları dikkate alınarak, gerekli ortalamayı tutturduğu istedikleri alana yönelmelerini sağlanmıştır. ( En az 2,5 ortalama) Diğer bir değişle başarılı olduğu derslerle ilgili alanlara yönlendirme yapılmıştır. Bu nedenle diğer bireysel özelliklerinin dikkate almadığı için uygulanmada yetersiz kalmıştır. Kredili Ders Geçme Sistemin de ise ortak dersler dışında seçmeli derslerden isteğe uygun dersler seçme olanağı verilmiştir.” Yönlendirmede yalnız ortak dersler değil, öğrencilerin aldığı ortak dersler dışında tüm sınıflarda aldığı seçmeli derslerdeki notları dikkate alınarak mezun olduğu programa yani alan belirlenmiştir. Ayrıca yönlendirilirken de öğrencinin Akademik Başarı durumuna göre, ortalaması 2,5 olan alanlardan istediğine yönlendirme yapılmıştır. Öğrencilerin kendi istedikleri ve seçtikleri seçmeli derslerde başarılı oldukları için başarılı oldukları dersleri oluşturan alana yönelmeleri sağlandığından; bu durum, kısmen de olsa klasik eğitim sistemine kıyasla; günümüze kadar eğitimde uygulanan, daha demokratik ve daha çağdaş ilk düzenleme olmuştur. Yönlendirme aslında ilköğretimin sonunda yani bazı özel programlar dışında 15-16 yaşları arasında yalnız derslerdeki başarı yani akademik başarı (IQ) dışında yetenekleri, ilgileri duygusal zekaları (EQ) ve istekleri de dikkate alınarak yapılması esas olmalıdır.
2- Kredili ders geçme sistemi öğrenci merkezli bir sistem iken, diğer iki sistem program merkezli olarak uygulanmıştır. Kredili ders geçme sistemi, kısmen de olsa öğrenci merkezli bir sistem iken, “Her ne kadar program merkezli olmasına karşın en azından öğrenciler kendi ilgi ve ihtiyaçlarına uygun dersleri belirleyerek seçme şansları verilmiştir.” diğer iki sistem program merkezli olarak uygulanmıştır.
3- İlköğretim dışında seviye gurupları oluşturulup,eğitimde fırsat eşitliğinden her bireyin yararlanma olanağı sağlanamamıştır.
Her ne kadar yapı olarak seviye guruplarına benzer öğrencilere yalnız başarı testleri uygulanarak Fen liseleri, Anadolu Liseleri, not ortalamaları dikkate alınarak ‘Yabancı Dil Ağırlıklı Liseler oluştursalar da genelde Genel Liseler, Anadolu ve Fen Liselerinin, Meslek ve Mesleki Teknik Eğitim Liselerinin 9. sınıflarında görülen programlar ile hemen, hemen birbirinin aynı olması nedeniyle programlar ile özellikle Ortak Dersler hemen, hemen birbirinin aynı olması yönlendirmede başarı durumları ile ilişkilendirildiği zaman; başarı durumları bakımından ayrıcalıklar taşıyan bu öğrencilerin eğitimde fırsat eşitliği ve seviye gurupları ile eğitim ilkeleri ve anlayışı ile çelişen uygulamalar yapılmıştır. Oysa seviye gruplarının oluşturulmasının en önemli gerekçesi farklı seviyelerde olan öğrenci gruplarının seviyelerine uygun ders programlarının uygulanarak; seviyelerinin çok üst seviyesinde programlar yüklenme, yetersiz-başarısız olma yolundaki engelleri ortadan kaldırmak, bireyleri ortak ve özdeş gruplar oluşturarak; seviyelerine uygun sağlıklı ve verimli bir öğretim programından yararlanmasını sağlamaktır. Durum böyle olmasına rağmen iş yönlendirmeye gelince sanki bu öğrenciler sınavlardaki başarı durumları ya da ilköğretim mezuniyet notları aynı gibi düşünülerek; ÖSS ya da ÖYS sınavları veya birisi ile sınava alınıp, sınav sonuçlarına göre yönlendirilmektedirler. Bu konuda yapılan araştırmalar, öğrencilerin seviyelerine uygun hazırlanan programlarda daha başarılı olduğunu göstermektedir. (Başarılı olmanın koşullarından yalnız bir tanesidir.) Bu nedenle öğrencilerin seviyeleri dikkate alınarak ortaöğretime yönlendirildiği günümüzde yükseköğretime yönlendirmenin de bu seviyeler dikkate alınarak yapılması gerekmez mi!..
Durum böyle olmasına rağmen, iş yönlendirmeye gelince; sanki bu öğrenciler sınavlardaki başarı durumları ya da ilköğretim mezuniyet notları aynı gibi düşünülerek; ÖSS ya da ÖYS sınavları veya birisi ile sınava alınıp, sınav sonuçlarına göre yönlendirilmektedirler. Bu konuda yapılan araştırmalar, öğrencilerin seviyelerine uygun hazırlanan programlarda daha başarılı olduğunu göstermektedir. ( Başarılı olmanın koşullarından yalnız bir tanesidir.) Bu nedenle öğrencilerin seviyeleri dikkate alınarak, orta öğretime yönlendirildiği günümüzde; yükseköğretime yönlendirmenin de bu seviyeler dikkate alınarak yapılması gerekmez mi!… Yine sistem içinde tüm lise türlerinin 9.sınıflarında alınan derslerin benzer olması, öğrencilerin bu derslerden alınan notlarının çok düşük olması durumunda “Akademik Zeka ile bağlantılı göreceli başarı” isteyen öğrencilerin Mesleki ve Mesleki Teknik Eğitim ve İşe-Hayata hazırlayan programlara geçişleri “ Özellikle Duygusal Zeka ve Bireysel Özellikleri dikkate alınarak” sağlanabilirdi. Bu durumda, yönlendirme için sağlıklı ve öğrenci merkezli “Bireysel Özelliklere Uygun” bir yönlendirme gerçekleştirilememiştir.
Bu sistemlerde, yukarıda sayılan ortak olumsuz özelliklerle de yetinmeyerek, Anayasamızın Eğitim Hakkı bölümünde ve altına imza attığımız İnsan Hakları Evrensel Belgesi gibi uluslararası belgelerde belirtilen; eğitimde fırsat eşitliği çiğnenerek,farklı seviyedeki bu öğrenciler farklı okullarda eğitim-öğretim görmeleri sağlanmıştır. Fakat iş yüksek öğretim programlara geçişe gelince, herkese aynı seviyede eğitim-öğretim verilerek yetiştirilmiş gibi düşünülerek; eleyiciliğe dayalı sınav sistemleri devreye girmiştir. İlk öğretim de İlköğretim sonrası Ortaöğretim Okullarına ( Liselere Geçiş Sınavı ) Liselerden mezun olanlara, önceki yıllarda ÖSS-ÖYS daha sonraki yıllarda tek basamaklı ÖSS sınavında özdeş kümelermiş gibi yarışa zorlanmışlardır…
Elemeyi esas alan, sınav niçin yapılır. Arz talep dengesinin karşılanmadığı durumlarda. Oysa bu dengesizlikler bilinçli oluşturuldu. Öğrencilerin Akademik Zekası gereği, derslerdeki başarı durumu dışında diğer bireysel ayrıcalıkları dikkate alınan ve her öğrencinin yukarda belirttiğim, yörelerin, illerin koşullarına uygun üç temel eğitim programına geçişine eşit ağırlıklı yer verilseydi. “ Hiç değilse Mesleki, Mesleki Teknik, İşe Yaşama Hazırlayan programlara % 35-40 yer verilmesinin düzenlemesi yapılsaydı. Bu program mezunları lise sonrası iş hayatına atıldıkları için yükseköğretimi Açık Öğretim Üniversitesi yolu ile tamamlayabilmesine olanak tanıyacak bir düzenleme yapılarak” Arz talebi karşılayacaktı
İşin en vahim en çok fırsat eşitliğini çiğneyen yönü ise başlangıçta tüm bu sorunlar ilgililerce bilinmesi ne, dünyada ve Avrupa Ülkelerinin bazılarında bunu engelleyici yönlendirme sistemi bulunmasına, çoğu eğitimcilerin ve l5. Eğitim Şurası Adana Bölge toplantısında ilimizin bu konudaki önerilerine rağmen, Sekiz Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitim uygulamasına geçilmesi kararı çıkmıştır.Ancak Sekiz Yıllık Zorunlu ve kesintisiz Eğitimin sonunda, öğrencilerinin bireysel farklılıklarına uygun, istekli olarak alacakları programlarda zorlanmadan başarılı olmalarını ( Yetenekleri oranında başarılı olmaları.) sağlayıcı yönlendirme boyutu bilinçli olarak çıkan yönetmelikte yer almamış ve yönlendirme sistemi oluşturulamamıştır. Bu nedenle eğitimde sağlıklı bir yönlendirmenin olmaması nedeni ile Meslek ve Mesleki Teknik Eğitim veren okullara (Mesleki ve teknik eğitime yönlendirme) mezun oldukları alanlarında iş bulma, alanı ile ilgili programlara kolayca geçmeleri vb. özendirici önlemler alınmadığı gibi alanları ile ilişkili 4 yıllık fakültelere (Öğretmenlik dışında Lisans Programlarına) geçişlerinin yolu kapanmıştır. Tüm bu nedenle, bu okullara öğrenci akışı azalmıştır. (Burada yapılan asıl yanlışlık öğrencinin ortaöğretimde yöneldiği programın bir üst programına yönelememesidir. Bu uygulama, yıllardan beri Mesleki ve Teknik Eğitim alanında okullaşma oranının en az % 40-50 civarına çıkması için verilen çabaları ve mücadeleleri boşa çıkarmıştır. Üretken bir toplum olarak kalkınıp, gelişmemiz, zenginleşmemiz ve çağdaş ülkeler seviyesine gelme çabalarımız hatta Onları geçme düşüncelerimiz hayal olmaya devam etmiştir. Almanya gibi bir çok gelişmiş ülkede mesleki ve mesleki teknik eğitime verilen ağırlık sayesinde, 2 Dünya savaşından yenik çıkan Almanya Yönlendirici Eğitim yapısı nedeni ile kalkınmıştır. Üretken bir toplum olarak kalkınıp, gelişmemiz, zenginleşmemiz çağdaş ülkeler seviyesine gelme çabalarımız hatta onları geçme düşüncelerimiz, hayal olmaya devam etmiştir.
Atatürk’ün belirttiği gibi iç ve dış düşmanlarımız bir defa daha galip gelmişlerdir. Adeta Mesleki-teknik eğitim katledilmiştir. Büyük emeklerle ve çabalarla ortaya çıkan ve genel eğitimden masraflı olan bu okulların sonuçları alınıncaya kadar, desteklenip, katkı sağlanacağı yerde, dinamitlenmişlerdir. (Bu gün gelişmiş ve çağdaşlaşmış ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin ölçülmesindeki ölçütlerden birinin Mesleki Teknik Eğitime verilen önemle ilişkilidir!..) Mesleki Teknik Eğitime verilen önemle ilişkilidir!..) Bu alanın gelişimi için Sanayiciler teşvik edilerek, vergi muafiyeti, alt yapı hizmetleri, düşük faizli kredi vb. ihtiyaçları olan kalifiye ara gücü elemanlarını yetiştiren okulları destekleyebilir, hatta kendileri oluşturabilirlerdi. Hatta gündeme getirilmesi bile farklı görüşler ortaya çıkarabilirdi. Ancak tüm gerçeklere rağmen halen Akademik Başarı dışında diğer bireysel ayrıcalıkları ve ülke, bölge, il gerçeklerine uygun olmayan yada çağımızda geçerliliğini yitiren programlara ağırlık vermeye direnenler, acaba dünyanın gelişmemiş ve eğitimden nasip almamış, balta girmez yerlerinden mi? Yoksa uzaydan mı geliyorlar? Merak ediyorum.
Yoksa amaç yine farklı mı? …….
Bu görüşü ortaya atıp, okuyucularımın yorumuna bırakmanın yanlış olmayacağı düşüncesi ile tepkileri mi sürekli söylemek bir defa daha haykırarak, sesimi bu duyma engellilere duyurmak istememin yanlış anlaşılmayacağını umuyorum. Bu cümlemle, okuyucularımın bu sözleri kimlere yakıştırıp gönderme de bulunduğum anladıklarından eminim. Ancak bu kelimeyi, o kişilere yakıştırmamdan dolayı gerçek duyma engellilerden özür diliyorum.
Ama sistem değişikliğinde yine yapacaklarını yapmışlardı. 8 Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitimin sonun da, Yönlendirmenin getirilmesi hususundaki 15. Eğitim Şurası Adana Bölge Toplantısında Gaziantep ilinin komisyon üyesi olarak katıldığım toplantılar da: “Özellikle, 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitime ülkemiz de süre kaybedilmeden geçilmesi ve 8 yıllık eğitimin sonunda bu gün çağdaş ülkelerin bazılarının özellikle Almanya Eğitim Sisteminde olduğu gibi, yönlendirmeye ağırlık verilmesi gerektiği komisyonumuzca ısrar la belirtilmiştir.” Bu görüşlerimizin Şura kararlarında yer almasına rağmen, böyle bir yönlendir menin ‘8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitime‘ geçişte, yönetmeliklerde yönlendirmenin yer almaması ülkemiz ve eğitimimiz için büyük bir talihsizlik olmuştur.” Yönlendirme sistemine zaman kaybedilmeden geçilmesini desteklemenin en önemli nedeni, ülkemizde zorunlu eğitim düzeyinin kız ve erkek ayrımı yapılmadan arttırılması ve 8 yıllık eğitimin sonunda bu gün çağdaş ülkelerin bazılarının özellikle Almanya Eğitim Sistemin de olduğu gibi, yönlendirmeye ağırlık verilmesi gerektiği komisyonumuzca ısrarla belirtilmiştir.” Bu görüşlerimizin Şura kararlarında yer almasına rağmen, böyle bir yönlendirmenin ‘8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitime geçişte, yönetmeliklerde, yönlendirmenin yer almaması ülkemiz ve eğitimimiz için büyük bir talihsizlik olmuştur.” Eğitimimizde 8 Yıllık Zorunlu Eğitim Düzenlemesine, isteksizce, geç de olsa geçilmesine rağmen, aslında zorunlu bırakılarak, karar verenlerin, kasıtlı ve bilinçli olarak yönlendirme yapısını almamaları; 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitimin ve gelecekte 12 yıllık eğitimin zorunlu olmasının hedeflenmesi, ÜLKEMİZDEKİ TÜM BİREYLERİN EĞİTİM SEVİYESİNİ YÜKSELTECEĞİNİ VE BİLİNÇLİ, ÇAĞDAŞ, DOMOKRAT BİR GENÇLİK YETİŞTİRİLMESİ hedefini ve Çağdaş Eğitimi içine sindiremeyen çevrelerin, piyon oldukları ya da siyasi ve karanlık düşüncelilerini devam ettirmek düşüncesiyle, bilinçli olarak gelecekte cahil nesiller yetiştirme projelerinin bir başlangıcı olduğuna inanmayı bırakın, aklıma getirmek bile istemiyorum. Bel ki de ben kuruntu ya da bir an için kendimi kaybettiğimden, bir an için olumsuz düşünceler kapılmış olabilirim. Çünkü bu yersiz düşüncelere bir an için kapılmama, bu eğitimi geriye götürücü adımı atan kesimlerin düşünceleri şu olabilir mi? Diye düşünmekten de kendimi alamadım. Eğitimde yönlendirmenin olmaması durumunda; HER BİREYİN BİREYSEL ÖZELLİKLERİNE UYGUN PROGRAMLARDA YETİŞMESİ VE UZMANLAŞMASI SONUCU ÜRETKEN VE NİTELİKLİ KALİFİYE, ELEMANLARIN İHTİYAÇLARIN, KARŞILANMASI SAYESİNDE, ÜLKEMİZ YETİŞEN BU NESİL, BU ALANINDA NİTELİKLİ VE UZMAN GENÇLİK SAYESİNDE; ÜLKEMİZİN KALKINMASININ GERÇEKLEŞMESİNİN ÖNÜNDE BİR ENGEL KALMAYACAĞI GİBİ DIŞA BAĞIMLILIĞIMIZ ORTADAN KALKARAK, KENDİNE YETERLİ OLMAKLA KALINMAYIP, SÜREÇ İÇİNDE TEKNOLOJİNİN, BİLİMİN, BİLİŞİMİN, YAZILIMIN VB. KISACA HER ALANDA GELİŞECEĞİ, ÇAĞDAŞ ÜLKELER SEVİYESİNE GELEREK, KİMSEYE BAĞIMLI KALINMAYACAĞI…VS …VS.
Yönlendirme olmadan bireysel eğitim ve mesleki teknik eğitimin yolunun tıkanacağını ve buna bağlı ülkemizde ileri tarihlerde “GELECEKTE” kaoslar çıkıp, sorunlar yaşanacağını; ÜRETKEN BİR NESLİN YETİŞMEMESİ KALİFİYE VE ARA GÜCÜ ELAMANLARINA İHTİYAÇ DUYULMASI VE İHTİYACIN MEVCUT EĞİTİM SİSTEMİNDE KARŞILANMAMASI BAHANE EDİLEREK; SİYASİ ÇIKARLARINA UYGUN EĞİTİMDE YENİ YAPILANMA VE DÜZENLEMELERE GİDİLECEĞİ…..kendilerinin bu durumdan yararlanarak, ‘Karanlık suda balık avlayarak” bu olumsuzlukları sürekli kullanmak ve yandaşlara yeni olanaklar sağlamak için bilinçli olarak düzenlenmişi…
BÜTÜN BU GERİYE GİDİŞİN BAŞLANGICINI OLUŞTURAN DÜZENLEMELER, ABD EMPERYALİZMİNİN VE YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİNİN PLANLARININ, OYUNLARININ BİR PARÇASI OLDUĞUNU DÜŞÜNMEDEN EDEMİYORUM.
8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitimi bizim gibi sürekli destekleyen ve ülkemizin gelişip, kalkınmasında ve çağdaşlaşmasında önemini bilen, çağdaş, demokratik, laik, milliyetçi, inkılapçı, insan hak ve özgürlük erini savunan Atatürkçü Eğitimcilerin, bu çabalarını boşa çıkarma, oyunlara getirme, düşüncesinden yola çıkarak bilinçli olarak düzenlediklerini biliyorum. Çünkü yıllarca bunun benzeri planları gerçekleşmiş, Ülkemize uzun yıllar hakim olan EGİTİME SİYASETİN ALET EDİLMESİ…..Darbeci Zihniyetlerinde ekmeğine yağ çalmış. Siyasiler, kendi siyasi hesaplarını düşünürken, bu yanlışın alternatifini gözden kaçırarak; istemeden kendi sonlarını da hazırlamışlardır. İlgili çevreler ve kuklası kişiler, bu eğitim sisteminin mevcut yapısından kaynaklı bu düzenlemenin, uygulanmalarda, ortaya çıkacak ve yaşanacak sorunları, karmaşayı ve kaosu bahane ederek, ülkemizde 8 Yıllık Kesintisiz Eğitim uygulamasına son verebileceklerine inanıyorlardı. İlerde aynı sahte Atatürkçüler gibi eğitim sisteminin çarkını da kendi lehlerine her an çevireme baha nesi yaratabilecekleri düşüncesiyle; açık kapılar bırakarak “Bilinçli olarak eksik ve yanlış düzenlemelere sürekli yeşil ışık yakıp, sıcak bakmışlardır” ülkemizde 8 Yıllık Kesintisiz Eğitim uygulamasına yeri ve zamanı geldiğinde, son verebileceklerine inanıyor ve şimdiden alt yapısını hazırlayarak, sorunlar yaşandı ğı için bu düzenlemeden vazgeçildiğini kanıtlamaktı asıl amaçları. Bu amaçla özellikle Atatürkçüyüz diye yola çıkan darbeciler, asıl hedefleri Atatürk’ü yok etmek olduğu için Atatürk’ün görüşlerinden ve onun tanıtılmasından çok her okula onun heykellerinin yapılmasına zorlayarak, dikilen heykelleri adeta putlaştıra rak bu hedefleri 12 Eylül zihniyetindeki eğitim yöneticilerince desteklenmiştir. Diğer değişle Türkiye’ nin, Türkiye olmasını sağlayan Türk Büyüklerini tanıtma yerine bilinçli olarak putlaştırarak, insanları gözünden düşmesinin kapısını aralamışlardır. Çünkü yıllarca bu ve benzeri planları gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam edecektir… Atatürk gibi yüce insandan korkanlar, yeri ve zamanında ondan nefret edilmesini sağlayacak yöntemler mutlaka bulacaklardır. Ancak onların bu planları sürekli geri tepecektir. Çünkü Atatürk’ü kalplerden silmeyi asla başaramayacaklardır…
Onlara göre, “ Göle çalınan maya yoğurt tutmuştu!..”
Oysa unuttukları bir şey vardı !..
T.C. Devletinin, ülkemizde hizmeti geçmiş siyasi patilerin ve aralarından Atatürk gibi eşsiz ve değerli bir lideri ve silah arkadaşlarını yetiştiren, Bir Kurumun mensuplarını karşılarında bulacaklarını düşünemediler. Darbeciler dışında ülkesini seven ve demokrasiye inanan ve bağlı olan Atatürk’ü ve onun çok yönlü kişiliğini, görüş ve düşüncelerini kendilerine sürekli rehber edinmiş ve takipçisi Şanlı Ordumuzun Değerli Komutanlarını, Siyasi Pati Liderlerini, Aydınları, Bilim Adamlarını, Bağımsız Medya Temsilcilerini, Sivil Toplum Örgütlerini, Sanatçı ve yazarları, Benim gibi düşünen HALKIN GÜCÜNÜ’ nü… Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bir bütünlük içinde bağımsız, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak kalmasını, çağdaş gelişmelere açık, sürekli toplumu yenileyen, geriye doğru değil hep ileriye doğru gelişmeyi hedefleyen, sürekli toplumu yenileyen ve geleceğe doğru geliştiren, her zaman olduğu gibi birlik ve beraberlik ruhu ile çalışarak, her güçlüğü başarı ile yeneceğimiz ve ülkemizi kalkındırmanın Atatürkçü Düşünceden geçtiğine inanan , eğitimcilerin; kurumların daima var olduğunu ve var olacağını !..
Aksi takdir de çok yakın tarihlerde, çağ dışı eğitim sisteminin destekçileri ve işbirlikçileri arttığında, mevcut eğitim sisteminin istedikleri gibi düzenlemeler yapmalarına açık yapısı ile eğitimdeki bu çarpık ve bozuk yapıyı da bahane ederek, geniş kesimlerden alacakları destekle sistemde kendilerine uygun yapılacak yeni düzenlemelerle, hedefledikleri, “ İleriye değil geriye çağ atlamamızı sağlayan !..” özlemini duydukları, gelecekte kullanabilecekleri nesilleri yetiştirerek, daha önce belirttiğim ve dersler çıkaramadığımız geçmişteki oyunları tekrar tekrar oynayarak, verilen eğitimle geniş halk kesimlerini bir anda kendi lehlerine kolaylıkla çevirebilirler, işte o zaman ülkemiz üzerinde karanlık düşünce ve hayallerini gerçekleştirme fırsatını yakalamaları ülkemizin bataklığa çevrilmesine yol açabilecektir. Bütün bu olasılıkları da düşünerek sürekli uyanık olmak gerekir. Bir zamanlar atalarımız Hunlara, Göktürklere Çinlilerin kurdukları oyunların ve kumpasların, Bizans İmparatorluğunun Osmanlı İmparatorluğuna Kurduğu oyunların benzerlerini, gelecekte ABD Emperyalizmi ve ülkemizdeki işbirlikçileri, bir gün gelecek gerekli koşullar oluştuğunda ve iktidarlarını kurduklarında, emperyalistlerin Kurtuluş Savaşındaki kayıplarının hıncını almak için yukarda saydığım ülkemizdeki Atatürkçü kesimlere Demokrasi içinde ya da defalarca denedikleri Askeri Darbelerle çeşitli oyunlar ve kumpaslar kurulabileceklerini aklımızdan çıkarmayalım…
Yine darbeyle gelenlerin, en cılız demokrasilerde bile; bir gün elbette seçimlerle gideceklerini…
Bu kötü gidişe ne pahasına olursa olsun dur diyeceklerini… Düşünemediler…
Aksi takdirde çok yakın tarihte, çağdışı eğitim sistemlerinin temsilcileri, uygulayıcıları (Hükümet ve bürokrasi) ve işbirlikçileri arttığı oranda; özüm ona çarpık ve bozuk eğitim sistemini düzelteceğiz bahanesi ile ortaya çıkarak; mevcut eğitim sisteminde istedikleri, diledikleri ve çağdışı olan eğitimle ilgili karanlık emellerini, eğitim sisteminde yapılacak düzenlemelerle ve kendilerine körü körüne bağımlı yaptıkları ve inandırdıkları geniş kesimlerin desteğini almakla yetinmeyip, kendilerine bağımlı ve satılmış medya temsilcilerini de arkalarına alarak, korkusuzca ve utanmadan “İleriye değil geriye doğru çağ atlamamızı sağlayan!..” yıllardır özlemini duyup, senaryosunu yazdıkları; gelecekte cahil bırakılmış, bencil, çıkarcı ve parayla, mevki ile satın alınabilecek nesilleri yetiştirmekle kalmayıp, kendilerine kul ve köle kılacakları ve gerektiğinde istedikleri gibi kullanabilecekleri nesilleri yetiştirerek “Dindar Nesiller”, geçmişte çocuklarımız, gençlerimiz üzerinde oynadıkları oyunları yine tekrar sahneye koyarak oynamaya başlayacaklardır. Süreç içinde kendilerine çıkar ilişkileri ile bağımlı hale getirdikleri bu kişilerin arttığı oranda, geniş halk kesimlerine dönüşmeleri ve destekçilerini her koşulda bir anda karşımızda bulmamız olası olacaktır. Sonuçta sinsi planlarını ve emellerini gerçekleştirme özlemlerini engelleme gücünü kaybetmemiz de olası olabilecektir. Daha önce darbeden demokrasiye geçiş amacı ile oynadıkları oyunlarını, bu defa darbe sonrasını fırsata çevirerek değil, seçimle, demokratik yöntemlerle, çoğunluğu elde ederek iktidarlarını kurabilirler. Ama bu karanlık düşüncelerin savunucularının, yenilikçi görüntülerinin arkasındaki maskelerinin düşmesi, karanlık yüzlerinin halkımız tarafından görülmesi; karanlık düşünce ve emellerinin gerçekleşmemesi için Lütfen!.. İvedilikle!.. “Çağdaş- Demokratik-yönlendirici Eğitim Sistemi “ uygulamasına en kısa sürede geçilmelidir. Bu yeni demokratik ve çağdaş sistemle iç ve dış tehditlerden kurtulacak, yalnız kalmayacaktır. Çağdaş, demokrat, laik ve Atatürkçü, eğitilmiş yeni nesli, gençliği, kısaca geniş halk kesimlerini oluşturan Halkın Gücünü ve Atatürkçü Vatansever Gençleri sürekli desteğini arkasında bulacaklardır. Ancak çağdaş bireysel ve öğrenci merkezli bir eğitim yapılanmasına geçilince, halkımızın üzerinde ve ülkemizde yıllardır uygulanan yalnız belirli kesimleri koruyan ancak kendileri dışında büyük kesimleri ve çoğunluğu oluşturan öğrencilerimizin ve gençlerimizin kobay olarak kullanıldığı çağın çok gerisinde kalan ve eşitlikçi olmayan, köhnemiş çağdışı eğitimden ülkemiz kurtulmuş olacaktır.
Şimdi 2003 yılı sonrasında olacakları bir tarafa bırakarak, ancak dersler çıkarabilmek için geçmişe bu yapıtın yazıldığı yıllara dönmeye ne dersiniz. Çünkü 1980 Askeri Darbe sonrası demokrasiye geçiş adına, ilk defa eğitimde dincilere prim verilerek, hükümete bağlı bakanlıklarda kadroların oluştuğu, kısaca dinci ve yobaz kesimlerin yönetimde söz sahibi olmaya ve kötü emellerini gerçekleştirmelerine olanak tanınmıştı. Ancak burada tüm bürokratları kastetmiyorum. Dürüst bürokratlarda olmuştur, ancak dinci ya da şeriat yanlısı emellerini fırsat bulduklarında gerçekleştirecek, gerekli güçlerini arttırdıklarında yönetime egemen olabilecek olanlara kapılar ilk defa açılmıştır. Bu günlere gelmemizin alt yapısının küçük ve sinside olsa bu tarihlerde oluştuğuna dikkatlerinizi çekmek isterim.
Bu çevreler 1993- 1994 yıllarında sistem değişikliğinde bile, yine yapacaklarını yapmışlardı. 8. Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitimin sonunda, Yönlendirme Boyutu getirilmesi hususunda, 15. Eğitim Şurasının Gaziantep İli ve Adana Bölge Toplantısında; bu konuda konuşmalarımın oylanıp kabul edilmesi ve kararlarda yer almasına rağmen; siyasi eğilimler bir defa daha galip gelerek, tavsiye niteliğinde ki bu kararları uygulamaya koymamışlardır. 8. Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitimi yönlendirmesiz düzenleyerek, bu Kesimlerce, bu çağdaş düzenlemenin bilinçli olarak yönlendirmesiz sağlıklı yürümeyeceği , fazla kazanımlar getirmeyeceği, hele, hele aksaklıkların çıkmasının kaçınılmaz olduğu çok iyi bilinerek yönlendirme olmadan düzenlenmiştir. Sonuç olarak, 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitim düzenlemesi, düşündükleri gibi ürününü vereceğinin kaçınılmaz olduğu çok iyi bilinerek düzenlenmiş ve yönlendirme siz bu sisteme geçilmesini karara bağlamışlardır.
Bu nedenle bu kişileri, bu yanlış eğitimin mimarlarını hiç de hafife almamak gerekir… Yıllar sonra zamanı geldiğinde yani bugün, bu konuda düşünce ve görüşlerimi ne kadar gerçekçi olarak bu yapıtta satırlara döktüğümü ve ne kadar haklı olduğumu bir defa daha anlamış oldum. Bu görüşlerimde ne kadar haklı olduğumu 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitim Sisteminden geriye çark edildiğinde anlayacaksınız….Ancak yine çok geç kalmış olacaksınız…… Bu tür yapay düzenlemeler bilinmelidir, ayrışmanın yada bölünmenin yolunu aralayabilir…… Asla ve asla emperyalizmin bu oyununa gelinmemelidir…
Özellikle zorunlu ve kesintisiz eğitimden geriye doğru çağ atlamanın ve çark edilmenin temel gerekçeleri 8 yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitime son verilmesi ilk hamlelerini oluşturacaktır. Ancak çok geç kalmış olduğunuzu ve iş işten geçtiğini anladığınızda “ Atı Alan Üsküdar’a geçmiş” olacaktır. Dindar Nesil Yetiştirme adına yola çıkanlar, aslında cahil, eğitimsiz, geri kalmış, bilimsel olmayan, çağdaş olmayan bir eğitimle, dinci, yobaz, bencil, çıkarcı ve yandaş nesillerin yetiştirilmesine çanak açmış olacaklardır. Kim den hangi ülkeden örnek alınarak getirildiği bilinmeyen bu ucube eğitim sistemi, olsa olsa emperyalizmin oyununa gelmekten başka bir şey olamaz. Ayrıca bir tarafı koruyucu, diğer tarafı dışlayıcı unsurları barındıran her şey sonuçta ayrışma ve bölünme getireceği dikkate alınarak; çok dikkatli olunmalıdır. Asla ülkemiz çocukları, gençleri üzerinde geçmişte oynanan oyunlardan dersler çıkarılarak tekrar aynı oyunlara prim verilmemelidir. Ancak olaylar halk kesimlerinin ve aydınların insiyatifi dışında gelişiyor ve engellenemeyecek bir yapıya bürünüyorsa. Her sistem başladığı ve olumsuza doğru geliştiğinde bu sistemin bir gün sonu gelecektir. Unutmayın ki bir gün gelecek bu sistemdeki yanlış, yanlış olduğu kadar ayrıştırıcı uygulamalar bu sistemin ve kendilerinin de sonunu getirecektir.
Ortaöğretimde ise oluşturulan yönelme yapısı daha önce de değindiğim gibi yalnız derslerdeki başarı durumunu dikkate almaktadır.Her ne kadar ilgileri,yetenekleri dikkate alınır diyorsa da başarı da belirli bir ölçüt getirmesi ve yöneleceği programda avantajlar elde etmemesi,öğrencinin istediği programa yönelmesini engellemektedir. Bu sistemde yönelme: Türk-Dili Edebiyatı ve Matematik notları Ağırlıklı Ortalaması; Genel Liselerde : 2.5, Yabancı Dil Ağırlıklı Liselerde 3 olan öğrenciler TM ( Türkçe-Matematik) diğer değişle eşit ağırlıklı programa yöneltmenin sonucunda, öğrencilerin yöneldikleri alan dışında başka bir programa yönelmelerinin yolu kapalı ve sınırlı tutulmuştur. Yedi alana-programa yönelme yapılacağı belirtilmesine rağmen,öğrenciler sınav gerçeği nedeni ile ağırlıklı Fen Alanına, Fen derleri gerekli koşulu sağlamıyorsa, Türkçe Matematik alanına yönelmekte, bazen Sosyal Bilimler Alanı bile açılamakta ya da yetersiz açılmakta, diğer dört alan-bölüm bazı okulların özel yapısı gereği açılmaktaysa da il genelinde bir iki şubeyi geçmemektedir. Özel bazı okullarda bir şubelik Yabancı Dil alanı açılmaktadır.
Ayrıca sistem, ” Yönelmede, öğrencinin ilgi, yetenek, başarı ve istekleri dikkate alınır.” koşulunun yanında herhangi bir alana yönelmede; belirtilen derslerde belirli not ortalamasını tutturma zorunluluğu getirilerek, kendi kendisi ile çelişmektedir. Öğrencilerin uzman kişilerce, ilgi, yetenek, kişilik, istek vb. bireysel ayrıcalıkları belirlenmiş olsa bile başarı durumu uymadan yönelme şansları olmadığından, alana geçiş için belirlenen derslerden ortalamanın altında kalanlar istemedikleri alana, yönetmelik gereği idareciler tarafından yöneltilmek zorunda bırakılmışlardır. Uygulamada, ancak Meslek ve Mesleki Teknik Liselerindeki öğrencilere ek puanlar verilerek yöneldikleri alanla ilgili meslek programlarından, üst programlara yönelmelerinin, yolu kapanmıştı. Daha sonra eleştiriler alınınca, yapılan düzenleme ile Meslek Yüksek Okullarına geçişlerinin yolu açılmıştır ki !..
Oysa yönlendirmede, bütün öğrencilerin ayrım yapılmadan aynı şekilde yönlen dirilmesi esas olmalıydı. Her öğrencinin doğuştan getirdiği gizil güçleri yani tüm bireysel farklılıklarının dikkate alınarak; belirlenen bir kaç program yerine ( İlgi, yetenek, başarı ) dikkate alınarak oluşturulmuş birden çok programa rehberlik yapılarak, “Yönlendirme Komisyonunun aldığı kararlar doğrultusunda” belirlenen ve seçeneklerin sunulduğu alanlardan (Öğrenci bilgilendirilip, yol gösterildikten sonra) isteğine uygun ilgili bir programa geçişinin sağlanması gerekmektedir. (İleride, Yönlendirme konusunda ayrıntılı ele alınacaktır. )
Bu şekilde bir düzenlemede hiç bir sorun yaşanmayacaktır. Bir örnek vermek gerekirse: Öğrencinin, Din Eğitimi- Öğretimi veren bir programa koşulları uyuyorsa ve kendisi de istiyorsa yönelmesi sağlan malıdır. Bu meslekle ilgili yükseköğretime yönelerek ; Din Eğitimi Öğretmeni ya da Din Adamı, bilim ada mı, ilahiyatçı, müftü vb. olabilir. Başka bir mesleğin mensubu olamaz. Ancak alanında kendini geliştirip, kariyer yapmasının yolu açıktır… Ya da yöneldiği alanlar dışında alanlara yönelmesi için seçenekleri varsa bu alanlardan birine yönelebilir. Öğrenci Çok Programlı Lisenin Eğitim Bölümüne yöneldiğini varsayalım. Buradan Eğitim Akademisine yönelerek eğitimci olabilir. Başka bir meslek sahibi olamadığı gibi başka meslek mensupları da eğitimci olamamalıdırlar. Başarı ya da yeteneğine uygun olmayan veya Yönlendirme Komisyonunun yönele bileceği alanlarla ilgili seçenek bulunmayan bir alana yönelemez. Bütün diğer alanlarda da ilgili programa yönelen bir öğrenci hem koşulları uyduğu hem de kendisi istediği için yönlendirilmiştir.Üst eğitimini bile bu alanda yapacağını başlangıçta kabullenmiştir. Ancak bu öğrenci yönlendirme komisyonun kendisi için belirlediği alanlardan her hangi birine yönelmesi yolu kendisine sürekli açık tutulmuştur.Bu alana geçiş ise belirlenen koşulları yerine getirmesi durumunda gerçekleşir.
Yine ülkemizde, işe ve hayata hazırlayıcı programlara gereğince yönlendirmeye önem verilmemiştir. Oysa illerin ihtiyaçlarına ve koşullarına uygun bu meslek sahiplerine büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak öğrenimli kişilerin boşta kalması; bu alanlara yönlendirmeyi olumsuz etkilemektedir. Gerçekçi bir yönlendirme sisteminde bu sorun ortadan kalkacaktır. Bununla da kalınmayarak, son yıllarda ÖSYM’ce (1997 yılında) “Ağırlıklı orta öğretim başarı puanı” uygulamasına geçilince, büsbütün eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldıran, mezun oldukları programlara göre eşitsizlik yaratan uygulamaları ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Mesleki-teknik Eğitim alanı ile ilgili düzenlemeler, bu alanların cazip hale gelmesi yerine büs bütün, yok olmasını ve ortadan kalkmasına katkı sağlamıştır. Bu tür anlayışlarla toplumumuza lise ya da üniversite mezunu olup da iş bulamayan genç işsizler ordusu yetiştirmekle kalmıyoruz; ülkemize , ülkemiz gençliğine kötülüklerin en büyüğünü yaparak, amaçsız bir nesil yetiştirmenin temelini atmış oluyoruz.
Öğrenme yöntemlerinden en kalıcı olan yöntemlerden biri, “ Yaparak ve yaşayarak öğrenmedir.” Çocuklarımız, büyüklerin yıllarca lise ya da üniversite eğitimi alarak, bir işe yaramadıklarını, yıllarca eğitim görmeleri nedeni ile tüketici olan ve öğrenimi sonrası bağımsız, özerk ve üretken bir birey olmak için hedef belirleyip, bu hedefe ulaşmak için çaba gösteren ; ancak sonuçta kendini boşlukta bulup, hayal kırıklığına uğrayan; bununla da kalmayıp ailesine bağımlılığı devam eden gencin, yaşadığı duyguları, ezikliği ve hayal kırıklığını düşünebiliyor musunuz ? Sizler göremiyor olabilirsiniz oysa Türk Milletinin zeki çocukları bu gerçekleri görüyorlar. Bunun sonucu olarak bu kadar çaba gösterip, üstelik çocukluğunu, gençliğini bile yaşamadan sürekli ders çalışarak, özveride bulunarak, bu da yetmezmiş gibi yarış atı gibi sınavlara koşturarak, bu maratonda sınav stresi, bunun sonucu sınav kaygısı ve tüm gayretlerine rağmen bazen başaramama, hedeflerine ulaşamamamın sonucu yaşadığı bunalımların ve depresyonun !.. Sorumlusu kimler!.. Bu da yetmezmiş gibi tüm bu mücadeleler sonun da Kaldırım Mühendisliği dışında elde edilen bir hiç !..
Üniversite mezunu genç, 15-20 yıllık uzun bir süreçte bin bir güçlüklerle eğitim için gösterdiği çabalar, ailelerin gösterdiği özveriler sonunda, işsizler ordusunun kervanına katılmak. Nasıl bir duygudur biliyor musunuz !.. Ama Üniversiteyi bitirmenin ayrıcalığı var. Her üniversite bireyleri meslek sahibi yapmıyor. Diyeceksiniz. Doğru ancak bu ülkemizin koşulları için ne derecede geçerlidir. Lisede bir yıl sınıf tekrarı sonucu başarısız olup, sokağa atılan delikanlıyı; Meslek Lisesini ve Genel liseyi bitirip, ( Yakında lise birincileri ve bazı Süper ve Anadolu Liseleri mezunları da aynı sorunları yaşayacaklardır.) yıllarca dershanelere giderek yüksek okula gitme hayali kuran gencin, üniversiteyi kazanamadan askere giden ve gelip kendini acımasız dünyada boşlukta bulan ya da yukarda belirttiğimiz gibi üniversiteyi bitirip iş bulamayan gençlerin suçu ne !..
Yıllarca ailesine bağımlı olan, bir gün üretken bir insan olmak ve hayallerini gerçekleştirmek, özgürce yaşamak özlemini yıllarca düşleyen, bir anda kendini boşlukta bularak, hata yapmaya eğilimli bu gençleri, fırsatları değerlendirerek kullananların hiç suçu yok mudur!.. Gençlerimize, insanlarımıza, Bedavacılık!.. Beleşçilik! Vurdum duymazlık ! Umursamazlık ! Acımasızlık! Vurgunculuk! Talancılık! Hortumculuk! Bu yeni davranışları kimler kazandırdı… Asıl suçlular nerede !..
İşte bu gerçekleri yaşayarak gören çocukların, gençlerin eğitime karşı olumsuz tutumlar geliştirmeleri, gelecekte ellerine fırsat geçtiğinde kendi çıkarlarını tüm çıkarların üstünde tutmaları, yalnız bencilce kendi kendilerini düşünmeleri, bedavacı, vergi yüzsüzü, kolaycı kazanç yolunu bulucu yeni ahlak anlayışları, insanlara karşı olumsuz bakış açıları kazanmaları ya da hayallerini yararlı birey olarak kazanamadıkları için kendilerine kucak açıp maddi, manevi çıkar sağlayan,kendilerine birey olarak değer veren çetelere girmeleri, işleri yapmaları, çıkarı uğruna insana zarar verecek eylemlere girişmeleri ya da ben merkezcil dünyasının ödünlendirilmesi gereği kendilerini çıkar sağlayan davranışlara yönelmeleri, kendini bu duruma getiren bozuk düzene, insanlara duyduğu kinin gereği, öç alma duyguları baskın çıkarak mazoşist ve sadist yönleri gelişip, Nevrotik Bireye dönüşerek; bölücü, yıkıcı örgütlerde yer almayı tercih etmeleri kendi istekleriyle mi belirlendi ? Yoksa tüm olumlu seçenekleri denemelerine rağmen kendilerine fırsatlar verilmediğini, onları bu duruma itenlerin beleşçi, kendi çıkarını düşündürücü örnek davranışları ve bu davranışların ödüllendirilmesi, olumsuz davranışların sürekli teşvik edilmesi ve davranışa dönüştürülme sinden yaparak, yaşayarak öğrenmenin ve eğitim sistemimizin sorumlu olduğunu nasıl inkar edebiliriz!..
Bu çarpık sistem devam ettikçe, her gün sayıları çığ gibi büyüyerek, ülkemizi kaosa götürecek bu insanlar bizim ürünümüz oldukları asla unutulmamalıdır. Eğitimin, topluma yararlı birey yetiştirme işlevi zararlı birey yetiştirerek geri dönüt- çıktı-ürün veriyorsa , Önerdiğim bu sistemi tekrar düşünme, irdeleme sırası gelmedi mi !..
Bu gün gelişmiş ülkelerde eğitime verilen önem ülkemizde verilmiş olsa, ekonomik durumumuz ne olursa olsun bu olumsuzlukları yaşamayacaktık.Şayet bu olumsuzlukları yaşayan insan sayısı bu gün ülkemizde çok değilse, bu Türk Ulusunun aile yapısından, ailenin verdiği eğitimden ve ailelerin birbirine bağlılığının ve desteğinin devam etmesindendir.
Eğitin sisteminin düzenlenerek, Çağdaş-Demokratik-Bireysel Eğitim Dizgesine geçildiğinde. Gelecek kuşakların eğitimi kadar, yetişkinlerin, ailelerin,hatta ceza evine ya da kötü yola düşen kader kurbanlarının tekrar topluma kazandırılmaları için eğitim eri esas alınıp, topluma yararlı bireylere dönüşümleri sağlanacağı unutulmamalıdır.
4- Katılımcılık yeterince gerçekleştirilememiştir. Öğrenci – öğretmen-veli üçgeni sağlıklı olarak oluşturulamamıştır.
Ancak yeni uygulamanın olumlu yönlerinden biri, öğrenci temsilciliği sisteminin hayata geçirilmesi olmuştur. 15. Eğitim Şurası Bölge toplantılarında ilimizin görüşler olarak; görüş bildirmeme, şura kararlarında yer alan ilgili husus “Eğitim Bölgeleri –Kurumları” yönetmeliğinde yer almasına rağmen; Kredili Ders Geçme Sisteminde alt yapı kadar etkili olarak uygulamada aksaklıklara yol açan yönetici-öğretmen direnci bu uygulamada da kendisini göstermiştir. Bugün ilköğretimi bırakalım çoğu ortaöğretim okullarında araştırma ve incelemeler yapıldığında “ Öğrenci temsilciliği” sisteminin tam anlamıyla ya da hiç uygulanmadığı görülecektir. Çünkü yönetici-öğretmen öğrencilerin eğitime katılımına karşı çıkmaktadırlar. Katılımcılığı benimsememektedirler. Öğrencileri toplantıya bile almamaktadırlar. Bu nedenle bu düzenlemenin de ileride uygulanamayacağı endişesini taşıyorum.
Bu nedenle bu düzenlemenin de ileride uygulanamayacağı endişesini taşıyorum. Bunun amacı katılımcılık bilinci kazandırılmayan yeni nesiller yetiştirerek, parçalanmaya, bölünmeye yada demokrasiyi terk ederek, geriye gidişe dur diyebilecek, birliktelik, beraberlik ve katılımcılık ruhumuzu ortadan kaldırmaktır. Bu tehlike bu gün olmayabilir. Ancak ilerde ortaya çıktığında, duyarsız gençlik yetiştirilmeli ki……. Atalarımızın kanları ile sulanmış bu topraklara sahip çıkacak, katılımcı gençlik cılız ve çaresiz kalsın……..
