GELECEĞİN EĞİTİMİ “ÇAĞDAŞ, BİREYSEL VE YÖNLENDİRİCİ EĞİTİM SİSTEMİ”
ÇAĞDAŞ – BİREYSEL VE YÖNLENDİRİCİ EĞİTİM DİZGESİ
1. EĞİTİM SİSTEMİNİN YAPISI, GENEL İLKELERİ VE TANIMLAR-BAŞLANGIÇ
A-.ÇAĞDAŞLIK VE ÇAĞDAŞ EĞİTİM: Çağdaş eğitim, çağın koşullarına uygun düzenlemelerle olasıdır. Bu amaçla dünyanın, ülkelerin, bölgelerin, hatta illerin koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun düzenlenen, üretken bireyle rin yetişmesini gerçekleştiren eğitimin üretime, bireyin ve toplumun gelişimine katkı sağladığı oranda çağdaş ola bileceği tartışılmaz bir gerçekliktir.
Mustafa Kemal Atatürk, 1924’ lü yıllarda çağdaşlığın önemini şu sözleri ile dile getiriyordu.
“Uygarlık öğle kuvvetli bir ışıktır ki, ona aldırış etmeyenleri yakar ve yok eder.”
“Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyetini tamamen modern, bütün anlam ve şekilleriyle uygar ve sosyal bir toplum haline ulaştırmaktır.”
Diyerek, kendilerinin cumhuriyetin ilk yıllarında çağdaş açılımlar yapılmadığında ülkemizin ne kadar büyük güçlükler, zorluklar ve sıkıntılar çekeceğine dikkat çekerek; o yıllar da bunun önlemlerini alarak çağdaş devrimleri gerçekleştirdiğini belirtmektedir. Ayrıca modern ve uygar bir toplum haline gelmenin, uygar ülkeler seviyesine ulaşmanın çağdaşlaşmadan geçtiğini vurgulamıştır.
Büyük Önder, Cumhuriyetin ilk yıllarında çağdaş açılımlar yapılmadığında, çağın gerisinde kalınarak, süreç içinde medeni ülkelerin kuklasına dönüşerek, himayesi altına gireceğini yada gittikçe çağın gerisinde kalarak fakirleşerek, gerileyerek, gelişmiş ülkelere muhtaç olup, boyun eğerek yok olacağını belirtmekle kalmamıştır. Ülkemizin, uygarlıktan yararlanmadığı ve çağın gerisinde kalması durumunda, gelecek de ne kadar büyük güçlük ler, zorluklar ve sıkıntılar çekeceğine dikkat çekerek; Cumhuriyet’in ilk yıllarında, tüm olumsuz koşullara rağmen bunun önlemlerini alarak, ÇAĞDAŞ DEVRİMLERİ Çağın Gerisinde Kalmamak için gerçek leştirdiğini belirtmektedir. Ayrıca modern, uygar ve sosyal bir toplum haline gelmenin, uygar ülkeler seviyesine ulaşmanın ÇAĞDAŞLAŞMADAN geçtiğini vurgulamıştır.
Çağdaşlaşmanın yolu ise önce çağdaş ve demokratik eğitimden geçmektedir.
Çağdaş bir eğitim,demokratik, laik ve yasalara, çocuk ve insan haklarına dayalı, eğitimin bizzat içinde olan bireylerin ilgi, istek, yeteneklerini, gelişim dönemlerinin özelliklerini , bireylerin ve toplumun ihtiyaç ve beklen tilerini karşılayabilen; eğitilen den eğitene kadar birinci derecede, eğitimde söz sahibi olanlar ile eğitimle ilgisi bulunan sivil toplum örgütü temsilcilerinin katılımı ile çağın teknolojilerinden en üst düzeyde yararlanıldığı, bireylerin kendini sürekli yenileyip, geliştirdiği, hem bulunduğu güne, hem de geleceğe katkı sağladığı düzen lemelerin ülkemiz koşullarına uygun düzenlenmesi, katılımcı ve ekip çalışmaları ile düzenlenip , uygulandığı sürece çağdaş bir eğitim gerçekleşecektir. Geleceğe katkı sağladığı ekip çalışmaları ile düzenlenip , uygulandığı sürece ÇAĞDAŞ bir eğitimdir.
Bu amaçla ülkemizde yaşayan tüm bireylerin ayrım yapılmadan, insani ve demokratik karaktere sahip olarak yetiştirilmeleri esas alınmalıdır.
Kısaca örneklemek gerekirse; Bir ülke toprakları üzerinde yaşayan birey, o ülkede yaşamını sürdürmektedir. O ülkede yaşamını sürdüren birey o ülkeye karşı kendini borçlu hissetmeli ve vatandaş olarak kişisel sorumluluklarını yerine getirmelidir ve esas alınmalıdır. Burada ülkemizde yaşayan tüm insanlar derken, şunu kastetmek istedim.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sınırları üzerinde yaşayan herkes Türk’ dür. Irkı, rengi, cinsi, dini, mezhebi, görüşü, düşüncesi vb. Ne olursa olsun. Bu tanım ırkçılık olarak asla ve asla algılanmamalıdır.
Ayrımcılık, şovenizm ve ırkçılıktır… Ayrımcılık, bölücülüktür… Bu unutulmamalıdır.
Çünkü bir ülkenin ülke olması için atalarımız ne mücadeleler vermiş ve bu toprakları kanları ile sulamışlar dır. Aksini düşünmek onlara ihanettir. “Bu gün her ülkede birden fazla ulus, düşünce ve inanç sahibi olan birey ler sonuçta o ülkenin milletidir ve ayrımsız milletini, ulusunu oluşturur. İngiltere’de yaşayan bir kişi ben İngi lizim ve dilim İngilizce diyor ise!. Türkiye toprakları üzerinde yaşayan her birey Türk’tür. Dili Türkçedir. ” Bu onun bu ülkenin eşit vatandaşı olduğunun ve gurur kaynağı olduğunun bilincinde olmasıyla ilişkilidir. Ancak, buradan farklı bir ana dili olanlar, bu ana dilini kullanamaz anlamı çıkarılmamalıdır. Eğitim sistemimizin özelliklerinde belirttiğim gibi herkes kendi ana dilini özgürce konuşabileceği gibi ikinci ve üçüncü dilleri öğrenme ders olarak alabilme olanağının tanınması, demokrasinin ve eşit vatandaş olmasının gereklerindendir.
Eğitim açısından dile getirdiğim yukardaki cümlede şu kastedilmektedir. Her ülkede olduğu gibi “Türkiye’ de “Ülkemizde” yaşayan tüm bireylere Türk denir. “Bu gün azınlık olan bazı uluslar ilerde çoğunluk olsalar bile…… ” Türklerin kullandığı dil ise Türkçedir. Yani her zaman birinci dil olarak kalmalıdır. İkinci ve üçüncü diller olsa bile bunlar hiçbir zaman eğitim dili olamaz. Olmamalıdır… Ayrımcılık getirir, bölünme getirir. En fazla gelişmiş ülkeler örnek alınarak “ Serbestçe, konuşma, kültürünü yayma, Seçmeli Ders, Üniversitede Kürsü, Bölüm vb.” düzenlemeler yapılabilmelidir……..
Bireylerin demokratik karaktere sahip olarak yetiştirilmeleri esas alınmalıdır.
Çocukluğun, ergenliğin her dönemin gelişim özelliklerine uygun ve bu dönemler de kazanabilecekleri davranışlar la ilişkili olumlu davranışları kazandırıp geliştirecek şekilde düzenlenmelidir. Çocukluğun, ergenliğin her dönemin gelişim özelliklerine uygun ve bu dönemler de kazanabilecekleri davranışlarla ilişkili olumlu davranışları kazan dırıp geliştirecek şekilde düzenlenmelidir.
Eğitim her bireyin doğuştan getirdiği potansiyel ve sonradan kazanmış olduğu hali hazırdaki özelliklerini ve bireysel farklılıklarını; diğer değişle bireyin tüm özelliklerini dikkate alacak şekilde düzenlenmelidir.
Çağdaş eğitimde, çağın bilimsel ve teknolojik gelişmeleri dikkate alınarak, uygun düzenlemeler yapılmalıdır.
Yabancı Ülkelere muhtaç hele helke bağımlı olmamak için ülkemizde tarım ve hayvancılıkta, kendisine yeten hatta başka ülkelere ihraç eden ülke olarak, devamlılığı sağlamak için modern tarım ve hayvancılığa geçmenin önem kazandığı dikkate alınarak, çağdaş teknolojilerden yararlanarak, üretimi arttırmak için çaba gösterilmelidir. Dünya nüfusu arttıkça ülkemizdeki ekili toprakların, su kaynaklarının da öneminin artacağı göz önüne alınarak planlı, sistemli, çağdaş teknolojilerden yararlanmakla kalınmamalı; üreticileri destekleyici önlemler almak da devlete düşün görevlerden olmalıdır.
Bu amaçla teknoloji, sanayii, endüstri vb. alanlarda olduğu gibi tarım ve hayvancılıkta da çağdaş bireylerin yetiştirilmesi, diğer bir değişle bilimsel tarım ve hayvancılığın nitelikli teknisyen, tekniker ve mühendislerle gerçek leşeceğinin bilincinde olarak, buna uygun eğitim programlarının illerin, bölgelerin ve ülkenin koşullarına, arz ve talep dengesini karşılayacak biçimde planlanması, üretken, verimli ürünleri yetiştirecek kalifiye ve uzman birey lerin yetiştirilmesi, hedeflenip, esas alınmalıdır.
Her alanda gelişmemizin en belirleyici koşulu bilimsel yöntemlerle, ihtiyaç duyulan insan potansiyelinin de çağdaş yetiştirilip, çağdaş birey olarak bilgi ve davranışlar kazanması için, demokrasiyi ve insan haklarına ina nan, özümseyen ve uygulayan, ülkesinin çıkarlarını kendi çıkarından önce sayan, koruyup, gözeten, ülkesini seven, demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti ilkelerini benimseyen, Atatürk’ ü görüşlerini, ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen, bilimsel ve hür düşünce gibi erdem olan davranışları kazanmış ve eyleme dönüştüren üretken ve verimli ve demokrat bireyler olarak yetişmeleri hedeflenmelidir.
Ancak ve ancak, çağdaş ülkeler seviyesine; hatta daha üstüne çıkmamızı engelleyen, iç ve ağırlıklı dış düşmanların tutum ve engellemelerinden kaynaklandığı. Bizlerin çağdaşlaşmanın yolunun batı uygarlığın dan geçtiğini, bu amaç la öncelikli olarak insanlarımızın eğitiminin çağdaş bir yapıya kavuşturulmasının gelişmemizdeki önceliği kadar gerekliliğini çok iyi bilmekteyiz. Bu konuda eğitimimizi çağdaş ülkelerde uygulanan çağdaş bir yapıya kavuşturmak ve ilk adımı atmak; çağdaşlaşmanın ilk ve en önemli adımı olacaktır. Bu konuyu, Atatürk’ün bir söylevi ile vurgula yıp, kapatmak istiyorum.
“Biz daima, Doğudan batıya yürüdük. Eğer bu son yıllarda yolumuzu değiştirdikse itiraf etmelisiniz ki, bu bizim hatamız değildir. Bizi siz zorladınız…Ülkemizi yenileştirmek istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye’de modern, binaenaleyh batılı bir hükümet meydana getirmektir. Uygarlığa geçmeyi isteyip’ de, Batı’ ya yüzünü dönmemiş ulus hangisidir.”
Atatürk o yıllarda çağdaşlaşmanın yolunun batı uygarlığından geçtiğini vurgulamıştır. Yine sürekli çağdaş gelişmelere uygun düzenlemelerin yapılmasının gerekliliğini, çağdaşlaşmada kararlı olunmasını şu sözleri ile belirtmektedir.
“Türk ulusunun kesin kararı, uygarlık yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir. ”
B-DEMOKRATLIK–DEMOKRATİKLİK: Demokratik rejim; Cumhuriyet’in en gelişmiş biçimidir. Siyasal, ekonomik ve sosyal eşitliklerin bulunduğu,demokrasiyi tüm yönleriyle benimsemek, demokrasinin kurallarına uygun davranışlarda bulunmak, özümsemek, düşüncede ve uygulamada göstermek… Ne derecede gerçekleşiyorsa; o derecede demokratik olunabilir.
Demokratlık, demokrat bireyler ülkesini sadece siyasi, hak ve özgürlüklere kavuşturmayı yeterli bulmazlar. Ekonomik bakımdan, seçme ve seçilme, kanun önün de, kendi düşüncelerini söz veya yazı ile ifade etmede vb. tüm kuralları ile eşitliğini savunmaktır. Çıkarılacak yasalarda yer alması çoğu kez anlam ifade etmemektedir. Asıl önemlisi herkese eşit olarak uygulayarak bütün savunulanları hayata geçirmektir. Diğer değişle demokratım söy lemi, savunması ve yasalarda yer alması yetmez. Her birey tarafından konumu, statüsü ne olursa olsun yasalara uygun eşit uygulamalar ile o ulusun, o toplumun tüm bireylerinin yaşam felsefesi ve biçimine dönüştürmesi ile demokrasinin gerçekleşmesiyle olasıdır.
Atatürk, “Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” derken eğitimin sosyal, kültürel gelişmelerde en önemli ve gerekli bir işlev olduğunu vurgulamıştır.
En çağdaş yönetim biçimi demokrasidir. Bu nedenle bir ülkedeki tüm bireylerin demokrat olabilmesi için öncelikle o ülkenin siyasal sistemini çağdaş ve kendine özgü kültür değerleri üzerine temellenmesi gerekmektedir. Demokratikliği gerçekleştirmesi ise ancak o ülkedeki bireylerin çağdaş ve demokratik eğitimi ile olasıdır.
Demokrasinin ve ulusal egemenliğin gerekliliğini ve önemini şu sözleri ile dile getirmektedir. Atatürk aslında demokrasinin ve ulusal egemenliğin korunmasının insanların bu konuda demokratik eğitimi ile gerçekleşeceğini belirtmektedir.
“ Demokrasi ilkesinin en yeni ve akılcı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi Cumhuriyettir. Demokrasi ilkesi, egemenliğini kullanan araç ne olursa olsun, esas olarak ulusun egemenliğine sahip olmasını ve sahip kalmasını gerektirir.”
Atatürk’ün içinde bulunduğu çağda, demokrasiyi sağlayacak ve yaşama geçirecek hükümet ve yönetim biçimi Cumhuriyettir. “Yani halkın kendi kendini yönetmesidir.”
Çağdaş-demokratik, özgürlükçü toplumlarda, devletin temel görevi bireylere hizmet etmektir.
Devletin temel görevlerinden birisi olan bireylere hizmet etmek eğitim açısından ele alındığında; ülkenin çağdaş uygarlık düzeyine erişmesi, gelişip, kalkınması, evrensel değerleri kazanıp, benimsemesi için bireylerin eğitimi olmazsa olmaz bir koşul olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hasan Ali Yücel’ in Hürriyet Gene Hürriyet adlı eserinde, “Ben varım her şey bende var olacaktır.” Dediği nispette devlet milletin olur. Milletin olmayan, olamayan devletler yıkılmaya mahkumdurlar…“ Devlet milletin şahlanmış iradesidir.” Sözlerini söylemesinden bir yıl önce Atatürk , kurduğu hükümetin demokratik bir sisteme sahip olmasını söylemekten çekinmemiştir. Çünkü kendisinin ana düşüncesi her şeyin milletten geldiği gerçeğidir.
Türk Toplumunun sağlıklı bir yapıya kavuşması, kalkınıp – gelişmesi için öncelikli olarak çağdaş ve demokratik hukuk devleti özelliklerine tam olarak sahip olması, insan hak ve hürriyetlerini bilip, koruyup, uygulaması ve benimsemesi için ülkemizde çağdaş-demokratik bir eğitim sistemine geçişle olasıdır.
Eğitimde yeniden yapılanmayla ilgili direnmelere, tutuculuğa son verilmeli, en kısa sürede yeniden yapılan ma yönündeki engelleri ortadan kaldırıcı yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Özellikle ilköğretim sonun da liselere yönlendirme sistemi olmazsa olmaz oluşturulmalıdır.
Avrupa Birliğine giriş sürecinde, Avrupa ile entegrasyon için çağdaş yeniden yapılanmalara gidilmesi kaçınılmaz olmuştur. Cumhuriyet ’e geçiş sürecinde Atatürk ’ün eğitim alanında yaptığı devrimler ile çağa uygun yapılanmalara ışık tutarak yol göstermiştir. Bizler bu ilke devrimlerin takipçileri olmalıyız !…
Atatürk Cumhuriyeti’nin Gençleri ! Ülkenin yılmaz bekçileri ! Atatürk ’ün bize emanet ettiklerinin takipçileri olarak; Onun ilelebet kalbimizde yaşaması ve mezarında rahat uyumasını istiyorsak, bize emanet ettiği T. C.’nın gelişmesini sağlayacak; çağdaş bir eğitim uygulamasına daha fazla geç kalmadan yasal düzenlemelerini gerçekleştirip, biran önce geçmemiz zorunlu hale getirmiştir.
Çağdaş yapılanmaya gidemeyen ulusların , kalkınması, büyüyüp gelişmesi ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkması olanaksız hale gelmiştir.
Ulusal Egemenlik ve Bağımsızlık: Dış ülkelere karşı özgür ve bağımsız bir ülke, içeride halkın kendi kendini yönetmesidir. Bunu Atatürk’ün söylemleriyle pekiştirecek olursak:
” Ulusal egemenlik öğle bir nur, ışıktır ki, Onun karşısında zincirler erir, taht ve taçlar batar yok olur. Ulusların tutsaklığı üzerine kurulmuş olan kurumlar her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.1924″
Türk Ulusu denilen manevi kişilik ve onun “Ulus” sözcüğüyle ifade olunan özgür iradesidir. Bu ulusal iradedir ki, ifadesini Ulusal Egemenlik prensibinde bulmaktadır. Egemenliğin bir Padişaha, krala, dikta töre değil, Türk Ulusuna ait olduğu fikri, Atatürk tarafından devlet hayatına kazandırılmıştır. Tam bağımsızlık demek, siyasi, mali, ekonomik, adli, askeri, kültürel ve diğer tüm alanlarda tam bağımsızlık ve serbestlik anlamına gelmektedir.
” Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben ulusumun ve atalarımın en değerli miraslarından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış adamım.”
Ulusal birlik ve beraberlik demek Türk Ulusunu oluşturan tüm insanların birbirine seven ve güvenen yurttaşlar olarak yurdunun, ulusunun ve ülkesinin amacı etrafında bir araya gelmesi demektir.
” Türk Ulusu birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Biz esasen ulusal varlığın temelini ulusal şuurda ve Ulusal Birlikte görmekteyiz. Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi ne bir din ne de bir mezhebe zorlayamaz. Din ve mezhep hiçbir zaman politikaya alet edilemez.”
Türkiye Cumhuriyetinin yaralarını sarması, Çağdaş Uygarlık düzeyinin üstüne çıkması için uzun süre barışa ihtiyaç vardır. Bu nedenle Yurda Barış Dünyada Barış prensibi getirilmiştir.
Yurtta Barış Dünyada Barış: ” Ulus hayatı tehlikeye düşmeden, savaş bir cinayettir.
Uygarlık öğle kuvvetli bir ışıktır ki, Ona aldırış etmeyenleri yakar. Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrim lerin amacı, Türkiye Cumhuriyetini tamamen modern ve bütün anlam ve şekilleriyle uygar ve sosyal bir toplum haline getirmektir. Uygarlığın buluşları, tekniğin harikaları, evrenin değişmeden değişmeye uğrattığı bir dönem de; yüzyıllık köhne zihniyetle, geçmişe bağlılıkla varlığını koruması olası değildir. Türk ulusunun kesin kararı, uygarlık yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir Benim manevi mirasım ilimdir, akıldır. Benden sonra beni izlemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilimin rehberliğini kabul ederlerse. Manevi mirasçılarım olurlar. Dünyada her şey için maddiyat için, maneviyat için en hakiki mürşit bilim ve tekniktir. Bunlar dışında yol aramak gaflettir, cehalettir, delalettir.” M. K. Atatürk
Demokratik Yönetim: Siyasal, ekonomik ve sosyal vb. eşitliklerin bulunduğu, uygulandığı, yaşandığı, korundu ğu; demokrasinin tüm kurallarını çeşitli yönleri ile benimsendiği yönetimde, uygun davranışları yaşam felsefesine ve biçimine dönüştüren herkes demokrattır. Demokratik davranıyordur…
Demokrat insanlar, ülkesini sadece siyasi hak ve özgürlüklere kavuşturmayı yeterli bulmazlar. Seçme, seçilme, kendi düşüncelerini söz ve yazı ile ifade etme, kanunlar önünde eşit tutulma, ekonomik açıdan ülke gelirlerinden eşit yararlanma vb. ülkemizde yaşayan her bireyin eşit olmasını savunup, uygulamada hayata geçmesini sağlamak ister ve hedeflerler.
Demokratik karakter : İnsan için erdem olan davranış ve özelliklere sahip olmak kendi tekellerinde değildir. Her insanın hakkıdır.
Bireyleri değerlendirirken ırk, renk, dini inanç, yaş, milli yada etnik köken, sosyal ve ekonomik farklılıklar dan dolayı ayrım yapılmamalıdır. Yalnız insan olduğu için değerlidir koşulu gerekli ve yeterli koşul olmalıdır.
İnsana insanca, insana yaraşır gerekli önem ve değer; ayrım yapılmadan ve koşulsuz verilmelidir.
Demokratik karaktere sahip birey bu özellikler dışında her eleştiriye açıktır. Her bireyin bireysel özellikleri ne göre öğrenebilecekleri bir şeyler olacağını kabul ederler. (Empatik Yaklaşım) Savunucuğa yol açan yargısal iletişimi değil, açık iletişimi kullanırlar. Akılcı düşünürler, diğer deyişle bilimin ilke ve yöntemlerini kullanır lar. Değişime kapalı değil, açıktırlar. Geliştirici, sorun çözücü, uyum sağlayıcı, iş doyumuna ulaşıcı, özverili, kararlı ve sabırlı üretime yönelik düşünürler.
Bilimsel düşünmenin temelini merak, araştırma, inceleme, gözlem, deney ve kazandığı bilgileri kullanma, sorgulama oluşturur.
Gelişim dönemlerinde her döneme özgü bu özelliklerin bilinerek olumlu davranışlara dönüştürülmesi esas alınmalıdır.
Ülkelerin geleceği demokratik yönetim biçiminden “ Yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığı” ve demokratik eğitimden geçmektedir…
Gelecekte, demokrasiyi ortadan kaldırmak isteyenler, öncelikli olarak bu üç temel organı yıpratmak yada kendi yönetimlerine almak isteyeceklerdir…
C- ATATÜRKÇÜLÜK:
Atatürk’ ün Türk Toplumunu esaretten kurtardıktan sonra, Cumhuriyet Yönetiminin yerleşmesi ve ülkemizi çağdaş ülkeler seviyesinin üstüne çıkarmak için ortaya koyduğu, düşünce, görüş, ilke ve devrimleri için gösterdiği çabaların ve yaptığı uygulamaların tamamına Atatürk’ün düşünceleri diyebiliriz. Atatürk bu düşüncelerinin ileriki zamanlarda hayata geçirilmesi görevini Türk Çocuklarına ve Türk Gençliğine manevi miras olarak bırakmıştır. Bizler Atatürk’ün bu yüce emanetlerine sahip çıkmak ve ülkemizin kalkınıp gelişmesini sağlamak için önce cehaleti yenmemiz gerekmektedir. Toplumumuzun ilerleyip kalkınmasına engel teşkil eden köleliği, bölünüp, parçalanmayı, cehaleti, yobazlığı, bağnazlığı, geriye dönüşü vb. çağdaşlaşmanın ve gelişmenin önündeki engelleyici unsurlarla hep mücadele etmeliyiz. Bu nedenle çağdaş bir eğitim sisteminde Atatürk’ün düşünce görüş ve ilkelerinden mutlaka yarar lanmamız gerekmektedir. Geçmişte ve günümüzde ezilen ulusların bağımsızlık ve gelişmesi yolunda esin kaynağı olan bu düşüncelerin en büyük rehberimiz olması gerekmektedir. Yeri gelmişken kısaca Atatürk İlkelerine değinmek istiyorum.
Cumhuriyet, yönetimin millete ait olduğunu ortaya ve her durum ve koşullarda halkın kendi kaderini belirlemesinde ve sahip çıkmasının kendi elinde ve iradesinde olduğunu ortaya koyan rejim ve yönetimin adıdır. Eş söyleşiyle halkın seçimler ve kendi özgür iradesiyle seçtikleri kişilere kendini temsil etmeye yetkilendirdiği ve kendi kendini yönettiği idare ve yönetimin adıdır. Bu nedenlerle Cumhuriyet’ in temel ilkesi, seçimdir. Devlet hizmetlerinde kamusal yaşama katılma, denetleme ve gerektiğinde sorgulayıcılık, hesap soruculuk ve vericilik özellikleri taşıyan halkın iradesinin adıdır. Tüm halkın kimliği, ırkı, dini ve inancı ya da yaşam tarzı nedeniyle dışlanmadığı ve eşit vatandaşlığına bağlı ve kimseye ayrıcalık, farklılık tanımayan ve yasalarla belirlenmiş toplumsal bir belgenin adıdır. Cumhuriyet idaresinin her kademesinde Veraset Usulü reddedilir ve yerine seçimler esas alınmıştır. Cumhuriyet, devlet başkanlığında ve diğer kademelerde hayat boyu kalmaya karşı çıkar. Seçim sonucunda iktidara gelen kişiler bile ömür boyunca devlet başkanlığı mevkiinde kalamaz. Cumhuriyet, bütün vatandaşlara devlet yönetimine eşit şekilde katıl mayı sağlayan çağdaş ve çoğulcu bir yönetim sisteminin adıdır. Günümüzde Cumhuriyetin En Gelişmiş Aşaması olan yönetim şekline DEMOKRASİ denilmektedir. Bu nedenle bu kavram ağırlıklı kullanılacak tır. Halkçılık, bir milleti-ulusu oluşturan, çeşitli mesleklerin ve toplumsal grupların içinde bulunan insan lara halk denir. Halkçılık ilkesi, hem cumhuriyetçiliğin, hem de milliyetçiliğin zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu ilke, toplumda hiç kimsenin diğerlerinden üstün olmaması ve kanun önünde kesin eşit liğin kabulü anlamına gelmektedir. Hiçbir toplumsal grubun ve zümrenin ayrıcalığı yoktur. Ülke üzerin de yaşa yan tüm toplumlar eşit yurttaşlık esasıyla her bakımdan birbirine eşit kişilerden ve ülkenin vatandaş ları kabul edilir. Halkçılıkla millet egemenliğinin tam olarak gerçekleşmesi ve demokrasinin yerleşme sine katkılar sağlanmakla kalınmamış, toplumsal barış ortamının kurulması da gerçekleşmiştir. Ayrıca Türk Ulusunun tüm fertleri tasada, kıvançta; iyi günde ve kötü günde kader birliğiyle bağlanarak, yönetime katıl ma, kanunlar önünde eşit olma ve devletin olanaklarından eşit olarak faydalanma olanağına kavuşmuştur. Halkçılık ilkesi, siyasetin kişisel çıkar ya da güç arayışı değil, halkın yaşam koşullarını iyileştirme ve sos yal adaletle birlikte eşitliği sağlama mücadelesi olduğunu savunan önemli bir ilkedir .İktidarların halkla birlikte düşünen, halkla birlikte üreten ve halkla birlikte yöneten bir siyasetin esas alınmasını amaçlar. Bu amaç ve anlayış, kısa vadeli siyasi kazanımları değil, halkın ve ülkenin uzun vadeli yararını gözeten bir gelecekteki gelişmenin ve mutlu beraberlikler sağlanmasının teminatı niteliği temellerinde gerçekleştiril miştir. Halkçılık, kalkınmayı hızlandıran, Osmanlıdan devralınan zayıf bir ekonomik mirastan bugünlere gelinmesini sağlamıştır. Devletçilik, Türkiye’de ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın özelliklerini gösteren siyasi uygulamalardır. Devletçilik anlayışına göre devlet ülkenin kalkınması; ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın, ülkenin tam bağımsızlığının ve yurttaşların refahını sağlayan ve yön veren temel faktörün adıdır. Güçlü ve kalkınmış bir devlet, halkın güvenliği ve eşitliği kadar, gelişmenin, kalkınmanın ve her bireyin özgürlüğünün refahının ve üretimden eşit ve adil pay almasını sağlanmasının güvencesidir. Devlet bu alanlardaki geniş faaliyetleri yürütmekle görevli, güçlü ve geniş yetkilere sahiptir. Ancak daha dar anlamda devletçilik, “Devletin ekonomik alanda doğrudan doğruya müdahalesini öngören bir sistem dir.” Devletçiliğin ekonomik alandaki görünümü, karma ekonomi şeklinde olmuştur. Devletçilikte asıl uygulama alanı ekonomide görüldüğünden, devletçilik ve karma ekonomi eş anlamda kullanılmıştır. Bu ilke sayesinde Türkiye ilk defa plânlı ekonomiye geçmiştir. Devletçilik anlayışı temelde eğitim, sağlık, adalet, ekonomi vb. Stratejik alanlarda eşitlikçe, üretici, geliştirici ve girişimci, düzenleyici ve denetleyici hem de kamusal yararı gözeten kurucu roller almayı üstlenmiştir. Bu nedenle de Cumhuriyet in kuruluşunda devlet eliyle önemli yatırımlar gerçekleştirilmiştir. Teknik eleman eksikliğinin giderilmesi sağlanmıştır. Ekonomik kalkınmada bölgeler arası farklılıkların giderilmesinde önemli rol oynamıştır. O yıllarda tarım ülkesi olma mız nedeniyle Türk Çiftçisine ürünlerini en iyi şekilde değerlendirme fırsatı sağlamıştır. Devletçilik her çağda özellikle stratejik olanla devlet, kamu ve halk yararı gözetilen üretimin her safhasında demokrasinin ve kapsayıcı kalkınmanın güvencesi niteliğini barındırması için devlet eliyle yapılmasını ve yürütülmesini, özelleştirilmemesini hele hele yabancı sermayeye teslim edilmemesinin güvencesinin adıdır, bu ilke… Milliyetçilik, millet gerçeğinden hareket eden bir fikir akımı ve çağımızın en geçerli sosyal düşüncelerin den biridir. Türk milletinin geleceğini belirlemede temel ilke olan “milliyetçilik”, milleti huzur ve refaha yönelten en güçlü bağdır. Atatürk’ün millet anlayışı ırk veya din esasına dayalı değil milletinin her ferdinin egemenliğini savunur. Yine Atatürk’ün millet anlayışı eşit yurttaşlık bağıyla herkesin eşitliğini savunduğu kadar, eksiksiz hayata geçirilmesini ve güçlendirilmesini hedeflediğinden; akılcı ve insancıldır. Türk Milli yetçiliğinin amacı, Türk’ün her alanda yükselmesini, kalkınmasını, aynı hak ve özgürlüklere sahip olması nın ve herkesin eşit yurttaşa dayanan ortak kimliği ve vatan sevgisin, dayanışmayı esas alan ve içeren Türk Milleti ifadesi ile tanımlamaktadır. Atatürk’e göre bir insan topluluğunun millet sayılabilmesi için “Zen gin bir hatıra mirasına, birlikte yaşamak hususunda samimi olmaya, sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdürebilmek konusunda ortak amaç olmasına, sevinçte ve üzüntüde beraber olmaya” ihtiyaç vardır. Millet olmamız bize Kurtuluş Savaşı’mızın kazanılmasını sağlamıştır. Milletimizin iç ve dış tehditler karşısında bütünleşmesini sağlamıştır. Türk toplumunu din, mezhep, ırk ve sınıf kavgalarından koruyarak milli birlik ve beraberliğimizi güçlendirmiştir. İnkılâpçılık, Devrimcilik sadece inkılâpları savunmayı de ğil, inkılâpları geliştirmeyi, çağdaş hayatın gereklerine uydurmayı da içine alır. Türk toplumuna her yön den gelişme ve ilerleme yolunu açmıştır. Kişisel egemenliğe son verilerek millet egemenliği kurulmuştur. Türk Devleti, yeni kurumları ile çağdaş ve dinamik bir yapıya kavuşmuştur İnkılâpları yani devrimleri benimsemek, korumak, onu medeni ve insani yaşayışın gereği olarak savunmaktır. Böylece, ileriye yönel mek, yaşanan gelişmeleri izlemek ve ülkemizde de uygulamak zorunlu bir duruma gelmektedir. İnkılâpçılık, batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda daima ileriye, çağdaş uygarlığa yönelmektir… Atatürk İlkelerinin Bütünleyici İlkeler: Milli Egemenlik ve Milli Bağımsızlık, Milli Birlik ve Beraberlik, Yurtta Barış ve Dün yada Barış, Akılcılık ve Bilimsellik, Çağdaşlık ve Batılılaşma, Ülke Bütünlüğü, İnsan ve İnsanlık Sevgisidir. Atatürk ilkeleri ve devrimleri bizim sönmeyen ışığımız, ulusumuzun gelişip, kalkınması çağdaş ülkeler seviyesine çıkması için en büyük rehberimiz ve yol göstericimiz olduğundan; yapıtımın her bölümünde bu konuda açıklamalara ve bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca burada kısaca açıklama yapmadığım laiklik, eğitim sistemimizin yapısı içinde aşağılarda ana başlık altında ve ayrıntılı olarak yer verilecektir.
Atatürk’ün ilke ve devrimleri, O Eşsiz İnsanın görüş ve düşünceleri her zaman bizim aydınlanma ve kalkınma yolunda ışığımız ve aydınlatıcımız olmuştur. Olmalıdır!…
Bu amaçla eğitim sisteminin düzenlenmesinde ve eserimin her bölümünde onun ilkelerini, düşüncelerini ve söylevlerini dile getirdim.Yine örnek almamız gereken bazı konuları bu bölümde dile getirmek istiyorum.
“ Hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı tetkik edersek, temel olarak bundan başka, bundan mühim bir hastalık keşfedemeyiz. Hastalık budur. O halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı suretle tedavi etmektir. Milleti çalışkan yapmaktır. Servet ve onun tabii sonucu olan refah ve saadet, yalnız çalışkanların hakkıdır.”
Eğitim sistemimizde alınan kararların geciktirilmesi, çağdaş ülkeleri gerilerden izlememiz, insanlarımızın bireysel ayrıcalıklarına uygun yetiştirilmesi yerine, diplomalı işsizler ordusu yaratmamız vb. sorunlar hep bu hastalığımızdan kaynaklanmaktadır. Bu hastalığımızın ortadan kaldırılması “Çağdaş ve Demokratik Eğitim Dizgecine” en kısa sürede geçerek üreterek ve çalışarak, ülkesine katkıda bulunacak insanların yetiştirilmesi ilk adım olarak hedeflenmelidir.
“ Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran irfan ordusu dur. Bu iki ordunun her ikisi de hayatidir, kıymetlidir ve yücedir.”
Atatürk ülkemizin ilk öğretmenlerine ilk seslenişinde, ulusal egemenliğimizin ve ülkemizin korunmasında birinci ordunun , ülkemizin gelişip, kalkınmasında ve geleceğinin şekillenmesinde ikinci ordunun ne kadar önemli olduğunu belirtmektedir. Yine Atatürk 29 Ekim 1933 ‘te Cumhuriyetimizin 10. yıl dönümünde gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmamak ve ülkemizi çağdaş ülkeler seviyesinin üstüne çıkarmanın, birlik ve beraberlikle yani katılımcılık anlayışı ile, azimle çalışarak; herkesin üzerine düşen görev ve sorumluluğun bilinci ile görevlerini yapmalarının ne kadar önemli olduğunu, çağın gelişmelerine ayak uydurmamızın gerekliliğini ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkmamızdaki gerekliliğini ve önemini bundan 65 yıl önce belirtmiştir.Bu amaca ulaşmak için ağır ve yavaş hareket ederek değil hızlı hareket etmek gerektiğinin önemini vurgulamıştır.
“ Az zamanda çok büyük işler yaptık, bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk Kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordu sunun bir ve beraber olarak azimle yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz. Çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunda ve azmindeyiz. Yurdu muzu dünyanın en bayın dır ve en uygar ülkeleri seviyesine çıkaracağız. Ulusumuzu en geniş refah ve kaynaklarına sahip kıla cağız. Ulusal kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş yüzyılların gevşetici anlayışına göre değil, yüzyılımızın sürat ve hareket kavramına göre düşünülmelidir.”
Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin takipçileri olarak, Onun ilke ve devrimlerini daha ilerilere götürmek, çağdaş koşullara uyarlamak her Türk Aydınının görev ve sorumluluğudur. Atatürk’ün Türk Gençliğine bıraktığı bu mirasın değerini bilelim. Aksi takdirde Atatürk’ ü ışıksız ve karanlıkta bırakacağımızı, Onun mirasına layık olmadığımızın bilincinde olmalıyız. Bu nedenle Atatürk’ü karanlığa sokmak isteyenlerin, Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin, çok yönlü kişiliğinin takipçisi olmayarak bu ışığı söndürmek isteyen lere Tek Panzehiri’ nin, Çağdaş Bir Eğitim Sisteminden geçtiği asla unutulmamalıdır.
Tüm bu nedenlerle, eğitim sistemimizde geriye doğru adımlar atmamak, hep çağdaş gelişmelere uygun düzenleme ler yaparak, yeni ve çağdaş bir eğitim sisteminin uygulanmasına, daha çok zaman kaybetmeden süratle geçmemiz gerekmektedir…
Ç – YÖRESELLİK:
Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır. Jeopolitik önemi dışında, akarsuları, çeşit çeşit madenleri ve iklimi vb. özellikleri ile dünyada ender özelliklere sahip bir ülkedir. Bu değişik özellikleri dikkate alınarak; eğitim sistemimizde yapılanmaya gidilmelidir. Çağın teknolojik ve bilimsel gelişmelerine uygun her bölgenin özellikleri ile bütünleşen ve her bölgenin, her ilin sosyal-ekonomik koşulları dikkate alınarak eğitimde yeniden yapılanmalara ve düzenlemelere gidilmelidir. Yıllardan beri hükümetleri ve eğitim politikalarını belirlemede etken olan dış güçlerin ve yerli temsilcilerin, eğitim sisteminde yanlış ve ülke kalkınmasının yolunu tıkayan düzenlemelere dur demenin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Bu nedenle eğitim kurumlarının, bizzat o eğitim kurumunda görev alanlarca belirlenmesi önem kazanmaktadır. Hiçbir yabancı yapı, başka bir ülkenin gelişip ve kalkınmasını istese bile nereye kadar isteyebilir……
Burada bir gerçeklikle ilgili bir örnek vermekte yarar görüyorum. Ülkemizin çevresindeki ülkelerin tamamında petrol çıkarılırken, tüm bu ülkelerin ortasında kalan ülkemizde petrolün sınırlı sayıda illerde bulunduğu varsayımı. Ne kadar gerçekle bağdaşmaktadır. Takdir değerli okuyucularımın…
Ancak ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olması nedeniyle eğitim sistemimizde yapılacak düzenlemelerle, deniz kıyılarında bulunan illerimizde mutlaka Denizcilik Meslek ve Mesleki Teknik Eğitim Liselerin den başlana rak, Denizcilik Bilimleri ve Denizcilik Üniversiteleri acilen kurulmalıdır. Ülkemizin gelişip, kalkınmasının en önemli ayağı bu düzenlemeler olacaktır. Daha sonra her ilin koşullarına uygun programlara, başlangıçta % 25 ile başlanarak, süreç içinde aksaklıklar giderilip, gelişmelere ve açılacak yeni programlara yer verilerek daha yüksek seviyelerde yeni programlar açılmalıdır. “Bu gün geçerliliğini yitiren programların bir bölümü kapatılıp, sınırlı sayıda bırakılarak; bu yeni programlar için kullanıla bilir. Şimdi bazı illerimizden kısa örnekler verilerek, diğer illerimizde benzeri düzenlemeler için fikir sahibi olunmasını sağlamak istiyorum.
Her Ülkenin Geleceği, ülkelerin koşullarına uygun eğitim yapılanmasından geçmektedir…
Her bölgenin, her ilin sosyal-ekonomik koşulları dikkate alınarak eğitimde yeniden yapılanmalara ve düzenlemelere gidilmelidir.
Ülkemizin geleceği ise Çağdaş Teknolojiler Üretmekten ve ağırlıklı olarak, denizlerde ve Denizcilikle İlgili Bilim Dallarının önemsenerek, arttırılmasından geçmektedir…
Gaziantep ili sanayide gelişen bir ilimizdir. Bu ilin ve yörenin koşullarına uygun olan sanayiinin tüm birimlerinde ve gerekli meslek alanlarındaki ara gücü elamanlarının ve diğer birimlerde her düzeyde istihdam edilecek personelin yetiştirilmesini sağlayacak programlara yer verilmelidir. ( teknisyen, tekniker,mühendis vb.) Şanlıurfa ile tarım ve hayvancılık alanında gelişmektedir. Tarım, hayvancılık alanında sektörlerin daha çok gelişmesini sağlamak için eğitim programları bu alanlarda yetiştirilecek her kademedeki bireylerin yetiştirilmesini esas almalıdır. İskenderun, turizm, konaklama, otelcilik, denizcilik gelişen bir il ise bu sektörlerde ve alanda gelişmeyi sağlayacak ve üretimi arttıracak her seviyede elemanların yetiştirilmesini sağlayacak programlara öncelikli olarak yer verilmelidir. Diğer bir değişle… Yani deniz kıyısı olan illerde ” Turizm, Konaklama ve Otelcilik ile kalınmayarak, Denizcilik ve Deniz Bilimleri alanlarında “Teknisyeninden, Teknikerine, Mühendis ve Yüksek Mühendis’ ine kadar….” Tüm elemanların yetiştirilmesini sağlayacak programlara öncelikli olarak yer verilmelidir.
İstihdam alanları az ve sınırlı sayıda gelişimi sağlayacak özel ya da devlet sektörü bulunan diğer illerimizde ve yörelerde tüm bu koşullar dikkate alınırken, ham maddesi o yörelere yakın yerlerde bulunan ya da her ilin koşul larında açılabilecek nitelikteki, bazı sanayii alanları, sektörleri ve kurumları ya da fabrikalar özel sektör ve girişim cilere kolaylık sağlanarak, teşvik edilerek, bu yörelerimizde de istihdam yaratacak şekilde bir yapılanmaya gidil melidir. Bunun yanında tüm illerde küçük ve orta boy işletmeler devletin düşük faizli kredi ya da daha farklı desteği ile desteklenmelidir.
Ülkemizde bu amaçla yapılan bilimsel araştırmalardan yararlanmalı, gerekiyorsa daha detaylı araştırmalar değerlendirilerek; o bölgenin,o ilin koşullarına uygun (Sanayii, turizm, ticaret, hayvancılık, denizcilik, endüstri vb. işkollarında ) araştırmalar o ildeki ve ülkemizdeki Eğitim Komplekslerinin ve Kampusların bilimsel araştırma sonuçları dışında diğer illerin Eğitim Komplekslerinin ve Kampuslarının araştırma sonuçlarından da yararlanıl malıdır. Ayrıca ( Bilim adamları, araştırmacılar, ekonomistler, sanayi-ticaret odaları, Eğitim Kompleksleri, sivil toplum örgütlerinin vb.) katılımı ile oluşturulacak kurullar ve yapılacak toplantılara bu kesimlerinde görüşleri doğrultusunda kararlar alınmalıdır.. . “ Gerektiğinde yabancısı olduğumuz iş kollarında yabancılardan ve yaban cıların araştırmalarından yaralanarak, onları olduğu gibi alıp, uygulamak yerine; ülkemizin gerçekleri ile bütünleştirilebilir.”
Gelecekte, Çağdaş teknolojik ve Bilimsel Gelişmelere uygun Ortaöğretimde Mesleki, Mesleki Teknik -Teknoloji Liselerinin hayata geçirilerek; buna uygun üniversite programlarının yapılanmasından ve Üniversitelerin Özerk yapılanması; çalışanların katılımı ve söz sahibi olmasından geçmektedir. Bu hususlar Eğitim Sistemimizin, olmazsa olmazlardan olmalıdır…
Gelecekte tarım ambarı olacak ülkelerden biri olarak, tarıma çağın teknolojik koşullarına uygun gerekli önem vermek de önem kazanmaktadır. “Bölgelerimizin iklim koşullarının zenginliği ve çeşitliliği, her türlü bitki örtüsünün yetiştirilmesine uygun olduğu unutulmamalıdır.
Bu toplantılarda alınan kararlar doğrultusunda 5 yıllık i kalkınma ve ülke kalkınma planları oluşturul malıdır. Bu planın, (Devlet Planlama teşkilatı ) iller ve ülke genelinde hayata geçirilip, noksansız uygulanması için gerekli düzenlemeler tüm mevcut olanaklar seferber edilerek yapılmalıdır. Eğitim- öğretim durumuna göre istihdam edilecek iş alanları önceden belirlenmelidir. Geçici olarak uygulama için eğitim kompleksleri belirlenerek uygulamaya geçilmelidir. Daha sonra tüm illerde ya da bölgelerde bu kompleksler yaygınlaştırılabilir. Aynı model den yararlanılabilir.
Geçici olarak uygulama için eğitim kompleksleri belirlenerek uygulamaya geçilmelidir. Daha sonra tüm illerde ya da bölgelerde bu kompleksler yaygınlaştırılabilir. Aynı model den yararlanılabilir.
Geleceğimiz… Çağa Uygun Tüm Bilimlerin evrensel gelişmelerini, ülkenin gerçeklerine ve koşulları na uygun hale getirilerek; düzenlemeler yapmaktan ve Gelecek Nesilleri yetiştirmekten geçmektedir…
Kalkınma planlarında o ilde hangi iş kollarının oluşturulması gerektiği ,planlaması, ilin koşullarına uygun ağır lıklı programlar ve ülke genelinde geçerli olacak belirli sayıda programlar belirlenmesi ve açılması, istihdamı, kontenjanlar, programlarla ilgili her türlü düzenlemelerin yapılması ve yeniden yapılanmaya uygun geliştirme ve verimliliği arttırıcı çalışmalar,istihdam vb. tüm koşullar oluşturulmalıdır.
Örnek: Tekstil iş kolunda Gaziantep ilinde lise düzeyinde olacak(mesleki eğitimde uygulamaların 3308 sayılı çıraklık eğitim kanununa uygun uygulamalı eğitim ağırlıklı ve ücret karşılığı iş yerinde,iş başında eğitim koşullarına uygun olması) ne kadar tekstil teknisyenine ihtiyaç olduğu (5 yıl içinde), 2 yılık M.Y.O mezunu olarak ne kadar tekstil teknikerine ihtiyaç olduğu ve Mühendislik Fakültesi mezunu tekstil mühendisine ne kadar ihtiyaç olduğu, Türkiye’de tüm bu sektörler Gaziantep gibi il, il belirlenerek; 5 yıllık planlama doğrultusunda Türkiye’de tekstil sektöründe ne kadar elemana ihtiyaç var belirlenir. Bu doğrultuda ihtiyaca göre kontenjanlar açılır. Bu kontenjan belirlemesinde uyulması gereken en önemli kural, her sektörde ve kademedeki ihtiyaç duyulan kontenjan sayıları, eğitim kompleks lerine bağlı her kademedeki kurum için belirlenen sayıyı geçmemelidir. Daha sonra dikey geçiş, açık öğretim ve benzer alanlara geçişler kontenjan fazlalıkları da bir sonraki 5 yıllık il ya da ülke kalkınma planlarına dahil edilerek kontenjan fazlalığı, elamanın mezun olması önlenmelidir. Ayrıca aynı şekilde fakültelerde mastır ve doktora yapacak öğrencilerin de kontenjanları belirlenmelidir.
Bu amaçla tek merkezden (MEB.) alınan kararlarla değil, Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan Genel Program, Eğitim Komplekslerinin bünyesindeki komisyonlarca ( Eğitim Komplekslerine bağlı, kampuslardaki fakülte, kampus ve amfilere ayrılmış her kademedeki eğitim kurumları, bünyesindeki çeşitli kurumların ilgili eğitim komisyonlarında alınan kararlar ve hazırlanan programlar eğitim üst kuruluna gönderilir. Onaylandıktan sonra o ildeki Eğitim Komplekslerinde uygulamaya konulur. Hukuki ve yasal yönden bazı sakıncalar yaratacağı kanaati oluşanlar MEB. nın taşra birimlerince onaylanır. Onayda sakınca görülecek ya da tereddüt edilen durumlarla ilgili MEB Merkez Teşkilatının ilgili birimlerine gönderilerek en kısa sürede onay alınarak yürürlüğe girer.) O ilin ve Eğitim Komplekslerinin koşullarına uygun gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra, Eğitim Komplekslerinin Yönetim Kurullarının onayın dan sonra, uygulama oluru alınmak üzere İl Milli Eğitim Kuruluna gönderilir.
İl-İlçe Program Komisyonunda değerlendirilip son şekli verildikten sonra (Milli Eğitim Üst Kurulu yetkililerince düzenlenmelidir). Bu kurulun ya da MEB onayından sonra yürürlüğe girer ve uygulamaya konulmak üzere ilgili Eğitim Kompleksinin yönetimine gönderilir.
Geleceğimiz, Çağdaş Teknolojiler Uygun Makine, Araç ve Robotların geliştirilip, üretilmesine yönelik bilimlerin ve evrensel gelişmelerin; ülkemizin gerçeklerine ve koşullarına uygun hale getirilerek; eğitim sistemimizde buna uygun yapılacak düzenlemeler geçmektedir…
İl-İlçe Program Komisyonunda değerlendirilip son şekli verildikten sonra (Milli Eğitim Üst Kurulu yetkililerince düzenlenmelidir). Bu kurulun ya da MEB onayından sonra yürürlüğe girer ve uygulamaya konulmak üzere ilgili Eğitim Kompleksinin yönetimine gönderilir.
Gelecekte, gelişmenin ve kalkınmanın ölçütlerinden biri de illerin koşullarına uygun Mesleki ve Mesleki Teknik Eğitime verilen önemle; yetiştirilecek kalifiye elaman oranı ile ilişkilidir..
Gelecekte, kalkınma ve çağdaşlaşma; yerinde ve yerel yönetimler biçimi ile halkın söz sahibi olmasından geçmektedir…
D – BİLİMSELLİK:
Bilgi Üretme: Bilgiyi araştırma,bulma,öğrenme ve yararlanma,bu amaçla bilgisayar- Internet, bilişim teknoloji leri gibi çağın yeniliklerinden yararlanma, bireylerin kendilerini ve çevrelerindeki varlık ve olayları anlama, takip etme aralarındaki ilişkileri görmek, farkına varmak, önemini sezmek, araştırmak, tartışmakla doğru ve gerçekçi bilgilere ulaşılır. Kısaca çağın teknolojilerinden yararlanıp, bu bilgiler, çağdaş araç ve yöntemlerle öğrenilip, kullanıldığı ölçüde bilimsellik anlamını taşır. Çalışmaların bilimsel olabilmesi için deneysel yöntemlerle doğrulan mış belirli olgu, olay ya da konuların bütünün bir araya getirilmesi dışında yani Bilimsel Yöntem dışında geçerliliği olan başka bir yöntemden yararlanılma malıdır. Çünkü gerçek veriler bilimsel yöntemle ve bilimi rehber edinerek gerçekleştirilebilir.
Bilim ve toplumsal bir süreç olan bilimsellik, çağımızda yeni enformasyon teknolojileri, evren bilim ve genetik, iletişimde yeni gelişmelerdeki hedef evrensel bilimleri oluşturmak çabalarından kaynaklanmaktadır. Bu gün tek noloji ile ekonomi birleşerek, bilgisayar destekli tasarımı, otomasyonu, bilgi iletişimle birleşerek, bilişimi, bilgi sayar eğitimde yer alarak bilgisayar destekli eğitimi vb. teknolojileri ortaya çıkarmıştır. Yani çağımız, bireysel üretim ve kişisel projeler yerine ekip çalışmaları ile kitlesel ölçekte projeler üretilmesini sağlamaktadır. Sibernetik Uzay Çağını yaşadığımız günümüzde, bütün dünyadaki insanlar gibi bilgiyi aramalı, ulaşmalı, paylaşmalı, yarar lanmalıyız. Bu amaçla Internet, campusevre vb. bilgisayar ağlarının insan yaşamına girmesi gerekir. İleride bu konuda ayrıntılı bilgilere yer verilecektir. İleride, ” Çağdaş Teknolojik Araçlar, Robotlar ve Yapay Zeka ” başlıklı bölümde, bu konuda detaylı bilgiler verilecektir.
Eğitim-öğretimde, bütün bu teknolojilerden yararlanarak, bilimsel düşünmeyi ve bilgi üretmeyi, bilginin insan oğlunun yararına kullanılmasını sağlayacak tüm yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Üniversitelere, devlet yada kurumlarca, müdahale edilmeden; özel , bağımsız, özerk, demokratik, katılımcı, araştırmacı vb. kimliğine kavuşarak, Bilimin Merkezlerine dönüşümlerini sağlayıcı Eğitim, Komplekslerine bağlı Eğitim Akademileri ve Kampusları yapılanmasından geçmektedir.
Bu koşulların sağlanmaması durumunda, üniversiteler, çağdaş bilimin merkezlerine dönüşemezler…
“ Uygarlık yolunda başarı, yeniliğe bağlıdır. Sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve fen alanında başarıyı sağlamak için tek gelişme ve ilerleme budur. “
Atatürk ilke ve devrimlerini , kısaca Atatürkçü düşünce sistemini ön plana alan, çağın teknolojik bilimsel değişim ve gelişimlerine açık ve içinde yaşanan çağın koşullarına uygun eğitim sisteminde de çağdaş – bilimsel ve ülke koşullarına uygun düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Gelişmemiz, kalkınmamız için, çağımıza uygun üretken ve verimli insan gücü yetiştirmemiz, eğitimde çağdaşlaşmadan ve çağdaş teknolojiler den yararlanmaktan geçmektedir. Bu amaçla çağdaş ülkelerin seviyesine erişmekte tek rehberimiz Atatürk’ ün gösterdiği gibi bilim olmalıdır. Bilime erişmenin yolu ise öncelikli olarak, çağdaş ve bilimsel bir eğitim sistemine geçişle gerçek leşebilir. Bu gerçeklik hiç bir zaman unutulmamalı ve savsaklanmamalıdır…
Atatürk akıl ve bilimin önemini, vazgeçilemeyecek manevi miras olarak bizlere bıraktığını şu sözleri ile vurgulamaktadır.
“Ben manevi miras olarak hiçbir nas’ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırak mıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır… Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler geti rildiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur. Benden sonra beni izlemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin kılavuzluğunu kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.“
Günümüzde, toplumsal, ekonomik ve üretim etkinlikleri vb üst yapı alanlarına da yansıyan hızlı değişiklikler, din, sanat, hukuk, politika, eğitim vb. toplumsal alan dediğimiz alt yapıları da değiştirerek al aşağı etmektedir. Yalnız herkesin bildiği bir gerçeklik vardır. Üst yapıdaki değişiklikler sürekli olarak, altyapıdaki değişikliklere kıyasla daha dirençlidir ve daha yavaş gelişmektedir. Bu nedenle gelecekte insan oğlunun altyapının, diğer değişle bilimsel gelişme ve değişimler sonucu ürettikleri nesnelerin köleleri haline gelme tehlikesine karşı sürekli uyanık olmaları gerekir. İşte alt yapıyı oluşturan kurumlardan en önemlisi ve her alanda gereksinim duyulan eğitim yani Bireysel Eğitim önemsenip, düzenlenirse, insanın oluşturduğu güçlü ve sağlıklı bir kişilik sayesinde gelecekte teknolojinin kölesi olmasını engelleyecektir. Çünkü her çağda insani özelliklerin devam etmesi,sürekliliğinin sağlanması her bireyin bir değer olduğu ilkesi ile hareket eden bireylerin bireysel olarak gelişimini sağlayan Bireysel Eğitimle gerçekleşeceğine inanmaktayım.
Çağın koşullarına uygun eğitim, ülkemizde okul öncesinden başlayarak, eğitim- öğretimin her kademesinde yaygınlaştırılarak, aşağıda belirtilen amaçları gerçekleştirebilmelidir. Eğitimin her aşamasındaki bireylerin ayrıcalık tanınmadan , bireysel özelliklerine uygun optimum gelişmesini sağlayan; kendine güvenen ,özgüven duygusu gelişmiş ,kendi kendisi ve başkalarıyla barışık, yakın çevresinden başlayarak aşamalı olarak toplumla ve tüm insanlarla barışık ,olumlu davranışlara sahip , sağlıklı kişilik ve karakter kazanmış, insan ları ayrım yapmadan ve karşılık beklemeden seven, temel insan hak ve özgürlüklerini bilen – savunan ve uygulayan, bağımsız, ,demokratik, çağdaş ve hür düşünceye sahip, karşılaştığı güçlük ve sorunları aşmada akılcı, çok yönlü ve tarafsız düşünüp kararlar veren, yapıcı çözüm yolları üreten, sağlıklı davranan, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olmakla yetinmeyip Onun düşüncelerini her zaman savunan, kollayan, uygulayan, ve takipçisi olan ; bizlere…
Bu gün ve gelecekte, Onun eşsiz emaneti; laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan T. C. Devletini, her zaman koruyup kollayan, vatanını ve milletini seven, bu ülkenin vatandaşı olmanın ayrıcalığı ve gururunu duyarak; her zaman ülkesini yüceltmeye çalışan, çağdaş-teknolojik ve bilim sel değişim-gelişmelerden yararlanıp, düzenlemeler yapmayı alışkanlığa dönüştüren, çalışkanlığı ulus olarak amaç edinen ve olumsuzluklarda yılmayıp hep mücadele edebilen sağlıklı karakter ve sağlam kişilik sahibi bireyler yetiştirmek; amaç ve hedef edinilmelidir.
“ Uygarlığın coşkun seli karşısında direnmek beyhudedir. Dağları delen, semalara uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi gören, aydınlatan, etüt eden uygarlığın, bilimin karşısında, kudret ve yürekliliğinde; eski zihniyetlere, ilkel hurafelerle yürümeye çalışan milletler yok olmaya ve hiç olmazsa tutsak ve aşağılanmaya mahkumdurlar. “
Diyen, Ulu Önder M. Kemal Atatürk’ ün bu sözlerine, neden kulaklarını tıkıyorlar..!
Halen eskimiş ve geride kalmış, bir çok ülkede, ülkemizde denenmiş ve sonuçta bir çok olumsuzluklara yol açan, bu çağın gerisinde kalmış ve çağ dışı eğitim sistemlerinde direnmenin, bir sonuç vermeyeceği; verse bile, mutlaka bilimin ışığı önünde direnen bu ulusların, bir gün yok olmaya yada diğer ülkelerce dışlanmaya ya da tutsak edilmeye mahkum olacaklarını neden göremiyorlar… Neden, kalkınıp gelişme nin tek ışığının bilim olduğu gerçeğini neden anlayamıyorlar… Bilimin ışığı hep ileri, hep daha da geliş medir… Bilimde geriye gidiş olmaz ve olmamalıdır… Her hangi bir alanda geriye gidişi savunanlar, bunun adını bilim yada gelişme, ilerleme koyamazlar…Bu ancak geriye gidiştir, sonu hüsranla, yok oluşla biter…
“ T.C. ‘nin Halkı, yeni ve gelişmiş bir toplum olarak, sonsuza dek yaşamaya karar vermiş, tutsaklık zincirini tarihte benzeri görülmemiş kahramanlıklarla parça, parça edilmiştir.”
Diyen Atatürk, sonsuza dek yaşamamız ve tutsak olmamamız için bilimi rehber edinmemiz gerektiğini ve ancak bilimi rehber edinenlerin kendisinin manevi mirasçıları olabileceğini ise aşağıdaki sözleriyle vurgulamıştır..
“ Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni izlemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar.”
Yine “ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. “ diyerek, çağdaş uygarlık düzeyine yükselmemizde, bilimin öncü ve yol gösterici olduğunu, kalkınmanın ve gelişmenin yolunun bilimden geçtiğini ise şu sözleri ile vurgulamıştır.
“ Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit bilim ve tekniktir. Bilim ve tekniğin dışında doğru yol aramak gaflet, cehalet ve doğrudan sapmadır.”
İşte bu sözlerinden dolayı, gelecekte bilime ve gelişmeye karşı çıkanlar, önce “Atatürk İlkelerini” ortadan kaldırmaya çalışarak ya da Atatürk’ü yıpratmaya çalışarak; hedeflerine ulaşmayı deneyecek lerdir… Asla ve asla bu gerçeğe kulak tıkamayınız… “Güneş balçıkla sıvanmaz…”
Ülkemiz, Yedi İklim kuşağı ile çeşitli yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip olan ve üç tarafı denizlerle çevrili Avrupa ile Asya kıtaları arasında olması nedeniyle de jeopolitik öneme sahip stratejik bir ülke konumundadır.
Bu önem dikkate alınarak her bölgedeki tarım, hayvancılık, madenler, sanayii, denizler vb. verimli, bilinçli ve planlı olarak önemsenip, geliştirilmesi için gerekli koşulların oluşturulması için genç beyinlerin yetiştirilmesi hedef alındı ğında; yalnız bugünün üretken insanlarını yetiştirmekle kalmayacağız geleceğin üretken, uzmanlaşmış kadrolarını da yetiştirerek, ülkemizi geleceğe çağdaş medeniyete taşımış olacağız. Bölgelerin koşullarına uygun eğitimde yapılan malar oluştururken, çağın ve geleceğin bilgi, bilişim, iletişim, enformasyon, teknoloji, otomasyon, yazılım, küçük ve büyük ölçekli araçları, robotlar; bunların teknolojileri ve sanayilerinin ve markalaşmanın da ülkemizde oluşumu, desteklenmesi, özendirilmesi hedeflenmelidir ki uzmanlaşmış kadrolarımız, başka ülkelere kaçarak beyin göçü oluşmamalıdır.
E- BİREYSELLİK:
Bilgi Çağını yaşadığımız şu günlerde, bilginin kazanılması kadar bilginin üretilmesi ön plana gelmiştir. Bilginin üretilmesi ile de bilgili bireylerin yetiştirilmesinin önemini arttırmıştır. Çünkü çağımızda ürünün çabuk, kaliteli ve seri üretimini makineler, çağın makinelerini üretmek için gerekli bilgiyi ise alanında nitelikli yetişmiş insan gücü üretmektedir. Bilginin üretiminde, nitelikli bilginin üretilmesi esas alınmak gelişmede zorunlu olmak tadır. Tüm bu nedenlerle çağımızda, insanlar edindikleri nitelikli bilgilerle, üret tikleri makinelerden ya da robot lardan yararlanarak; nitelikli üretimi gerçekleştirmektedirler.
Nitelikli bilgi, insanın nitelikli yetişmesi ve yetiştirmesi ile gerçekleşir. İnsanın iyi yetişebilmesi, kendini gerçekleş tirip, kanıtlayabilmesi, bireysel ayrıcalıklarına uygun hazırlanmış çağdaş eğitim programları ile gerçekleşir. Bu amaçla her bireyin bireysel ayrıcalıklarına uygun yetiştirilmesi, gelişmeleri ve üretken bireylere dönüşümleri; çağımızın eğitim sistemlerinde hedeflenmekle kalınmamalı; çağdaş eğitimin olmazsa olmazlarını oluşturmalıdır.
Her birey doğuştan kalıtsal, biyolojik,duyusal, zihinsel ve fiziksel vb. özellikler bakımından farklı, farklı özellik lerle donatılmış olarak yani farklı potansiyelle dünyaya gelir. Doğuştan biyolojik ve kalıtsal özellikleri ile donatıl mış olarak dünyaya gelen birey,çevrenin olumlu ya da olumsuz koşullarından etkilenerek, belirli oranda değişimlere uğrar. Bilişsel alanda ( algılama, anlama, kavrama, hayal gücü, düşünce vb.), duyusal alanda (hissetme, önsezi, sevinç, üzüntü, nefret, acı, olaylara karşı duyarlı ve duyarsız oluşu vb.), psiko-motor ( insan organizmasının olaylar karşısında verdiği tepkiler) yetenek (Eğitim yolu ile bilgi ve beceri kazanma, neyi yapıp ve yapamayacağı vb. gücü nün belirleyicileri de diyebiliriz.) ve kişilik her bireyde farklı, farklı özelliklere sahiptir.
Her birey, bulunduğu çevrenin olumlu ya da olumsuz koşulları ile etkilenir. ( Anne-baba ve ebeveyn ya da eğitmenin özellikleri,yaşadığı ortam ve koşulları, kitle iletişim araçları ve diğer tüm olanaklar.) Bu potansiyel güç leri destekleyerek geliştirebileceği gibi azaltılıp,kısırlaştırıp yada köreltebilmektedir. Bu nedenle her birey, doğuştan getirdiği potansiyel güçleri oranında eğitim-öğretim koşullarından yararlandığında; yeteneği ortaya çıkıp, gelişebil mektedir. Bireyin, örgün eğitime başlayıncaya kadar, yaşantısının belirli dönemlerinde olumsuz koşullar sonucu ba zı yetenekleri keşfedilmemiş ya da ortaya çıkarılmamış olabilir. Eğitimin temel amaçlarından biri bireyin bu duru muna uygun koşullarında düzenlenmesini gerektirmektedir. Bu nedenle bireyin yaşantısının her döneminde bireysel ayrıcalıklarını ön plana alan ve bireyin her dönemde kendini her seviyede geliştirmesine katkı sağlayan bir eğitim modelinin oluşturulması, olmazsa olmaz bir koşul ve zorunluluk olmalıdır. Ayrıca aşağılarda Eğitim Programları konusunda, ayrıntılı açıkladığım her kademedeki eğitim kurumlarında öğrenci seviyesine ve bireysel özelliklerine uygun bireyselleştirilmiş, BİREYSEL EĞİTİM PROGRAMLARI uygulanması ; eğitimin olmazsa olmazlarını oluşturmalıdır.
Geleceğin eğitimi, bireylerin bireysel özelliklerine uygun olan programlarda her kademede eğitim alarak, gelişmelerinden ve uzmanlaşmalarından geçmektedir…
F– KATILIMCILIK:
