GELECEĞİN EĞİTİMİ “ÇAĞDAŞ, BİREYSEL VE YÖNLENDİRİCİ EĞİTİM SİSTEMİ”

                                  ÇAĞDAŞ – BİREYSEL  VE  YÖNLENDİRİCİ  EĞİTİM    DİZGESİ

        1.  EĞİTİM  SİSTEMİNİN  YAPISI, GENEL İLKELERİ VE   TANIMLAR-1-

      Cumhuriyet öncesi, ülkemizde din ve devlet işleri daima tek kişilerin elinde kalmış, hem dinsel hem de dünyasal sorunların yönetim mekanını belirli kişiler işgal etmiştir. Bu nedenle din ve devlet işleri çoğu zaman birbirine karıştırıldığı için, tutuculuk bağlarından kopmayarak, özgür, akılcı ve bilimsel düşünceye kapılarını sürekli kapalı tutmuştur. Bilimsellik konusunda Atatürk’ün çeşitli sözleri ile bunu vurguladığını görüyoruz. O yıllarda bu tehlikeyi gördüğü için, bilimin, gelişmenin ve kalkınarak çağdaş bir ulus olmanın önündeki bu engeli ortadan kaldırmak, daha çağdaş, daha gelişmiş bir ülkeye dönüşmenin ancak laikliğin kabulü ile gerçekleşeceği, diğer bir değişle din ve devlet işlerinin daha doğrusu dinin siyasete alet edilmesini önlemek amacı ile  din işleri ve devlet işlerini oluşturan bu iki farklı işlevin birbirinden ayrılacağının olmazsa olmaz bir koşul olduğunu görmüştür.

    ”Laiklik dine siyasetin karıştırılmaması yolunda verilmiş olan bir hürriyetin adıdır. Bu devrim saye sinde Türk Milleti, yasalara aykırı olmadan istediği fikre ve itikada inanabilmekte, fikir ve itikat ayrılı ğından dolayı bir zümre öbürü üstünde üstünlük iddiasında bulunmamaktadır. Kim ne, mezhepte bulu nursa bulunsun, Türk Vatandaşı olarak eşit bir hürriyetin sahibidir.( Hürriyet yine Hürriyet adlı eser)

     Lâiklik, devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır. Ancak kişinin dini inancına ve vicdan hürriyetine karışmaz. Devletin egemenlik gücü de ilâhi kaynaklar yerine millet iradesine uygun olarak düzenlenmiştir. Türk Devleti, aşamalar halinde lâikliği gerçekleştirirken, İslâmiyet’in inanç ve ibadete dayanan kurallarına müdahale etmemiştir.  Yani devlet işleri din işlerinden ayrıldığında devleti oluşturan kurumlar dan herhangi birince din, inanç, mezhep bakımından farklılıkları olan vatandaşlar yasalar karşısında eşit ve aynı haklara sahip olacaktı. Oysa tersi durumlarda bir inanç veya mezhebe sahip olan bir iktidarın hükümet olması halinde laiklik gereği bireylerin dini inançları arasında ayrım yapılamayacağı için kendi inancına ya da mezhebine yakın olanlar arasında ayrımcılık olmayacağı gibi, devlet kurumlarında da ayrımcılık yapılmaması sağlanması hedeflenerek, bireylerin yasalar önünde eşit olması ve hükümetlerin ayrıma gitmemesinin öneminin ancak laiklik yerleştikçe gerçekleşeceği ve gerçekleşmesi gerektiğinin; vurgulanması amaçlanmıştır.

     “Mukaddes ve tanrısal olan, inanç ve vicdani kanaatlerimizin karışık ve dönek olan, her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın bütün organlarından, bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, ulusun dünya ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zorunluluktur.”

     Din işleri çeşitli çıkar çevrelerince, devlet işlerine ve özellikle eğitime alet edilecek bir araç haline getirildiğinde din, yurttaş ve devlet bundan zarar görür. Yine zararların en büyüğünü ise ülkeye verilen zararda görüleceği unutulmamalıdır.

       Laikliğin kabulü ile okullarda laik eğitim verilmeye başlanmıştır. Atatürk bilim ve kalkınma kadar eğitimde laikliğin ne kadar önemli olduğunu 24 Ağustos 1924 yılında “Öğretmenler Birliği Kongresinde”  şu sözleri ile dile getirmiştir.

        “ Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister…. Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kuşaklar ister. Ulusal ahlakımız uygar esaslarla ve hür fikirlerle geliştirilmeli ve desteklenmelidir. “

      Atatürk bu amaçla Anayasamızdan başlanılarak, laik esaslara uygun düzenlemelerin yapılmasını gerekliliğini, gerçek laikliğe ancak yapılacak uygulamalar suretiyle ulaşılacağını belirtmiştir.

     Türkiye’de laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılmasını tek ve dar kapsamlı bir ifade  eden bir nitelik değildir. Aynı zamanda din ve vicdan özgürlüğüne olanak tanıyan ve bu özgürlüklerin kullanılmasını sağlayan ve akılcılığı savunan temel kurallar bütünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu amaçla dini devlet işlerine alet etmemenin yanında inanç özgürlüğünü savunan temel bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır. Yani ülkemiz üzerinde yaşayan her birey dini, inancı ve mezhebi ne olursa olsun aynı özgürlükler le inançlarını ve ibadetlerini yerine getirmelerine olanak verilmelidir. Demokrasinin ve eşitlik ilkesinin, eşit vatandaş olmanın gereği budur.

     Atatürk,  “ Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamına olanak yoktur. Din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.” Diyerek, din konusundaki olumlu görüşlerini belirtmiştir. Devamla,

     ” Bizim dinimiz en makbul ve en doğal bir dindir. Ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akılcı, fenne, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Hangi şey ki akla, mantığa, kamu çıkarına uygundur, bilin ki o bizim dinimize de uygundur.”

        Bilime, akla, mantığa uygun olmayan hurafelere, batıl inançlara dayalı olan, insan yararına, ülke yararına uygun olmayan din bizim dinimiz olamaz.

     Laiklik, aynı zamanda din, vicdan ve inanç özgürlüğünün ve bireylerin bu özgürlüklerini serbestçe kullanmasını teminat altına almıştır.

        Laiklik ortadan kalktığında din, inanç ve vicdan özgürlüğünde ortadan kalkarak, kişilerin çıkarına uygulamalara kapı aralayacağı ya da yol açacağı asla ve asla unutulmamalıdır. Böyle bir uygulamanın başlaması bile o kadar ürkütücüdür ki… Peşinden demokrasi ilk yarayı alarak demokrasi dışı uygulamalar başlamış olur. Bu şekilde ele kendi inançlarına uygun bireyler kayırıldığında ve devlet mevkilerine işgal etmelerine izin verildiğinde, demokrasi ve devlet kurumları büyük yaralar alır. İnsanlar arasında ayrımlar gerçekleşir, eşitlik ilkesi çiğnenir, liyakat ortadan kalkar, insanlar ayrıştırılır ve kamplara ayrışması engellenemez, o ülke için yıkım yakındır…

       Laiklik, yalnız vicdan, inanç ve din özgürlüğünün değil demokrasinin ve temel hak ve özgürlüklerin devamının da güvencesidir.                     

      Yasalara aykırı olmadan herkes ibadetini, ayinini, dini törenlerini ve kanaatlerini açıklamaya ve yapmaya zorlanamaz. Bu inançlarından dolayı kınanamaz…  

        Dinsel duyguları ve inançları özgürce kullanırken, inancımız gereği ibadetlerimizin Allah ile kul arasında olacağını unutmadan;  politik çıkar hesapları için kullanmamak ve dinin sömürülmemesi için laiklik bir engel değil, varlığı dinin güvencesidir.

       Devletin sosyal, ekonomik  politik ve hukuk vb. temel yapılarının kısmen de olsa din kurallarına dayandırmayı reddeder.

      Bu amaçla eğitim sektöründe, insanın eğitimi hedeflendiği için eğitimin temel ilkeleri olarak laiklik zorunlu olmalıdır.         

   Türk ve yabancı bilim adamları Atatürk devrimlerinin en önemli ögesi olarak lâikliği kabul etmişlerdir. Lâik devlet anlayışı, Türk inkılâbının en önemli esası olarak 1937 yılında 1924 Anayasası’na girdiği gibi, 1961 ve 1982 Anaya salarında da 2. maddede yer almıştır. Tüm bu nedenlerle, globalleşen eş söyleşiyle küreselleşen dünyada, s “Avrupa Birliğine Giriş” sürecini yaşamaktayız. Laiklik Batılaşma sürecinin bir aşaması olarak geçerliliğini koruyan, batılı laşmada ülkemizin ancak lâik bir devlet ve lâik bir toplum anlayışı ile batılı devletler arasında yer alması ve kabul edilmesi mümkün olacaktır. Çünkü lâiklik, kişi hürriyetini, vicdan hürriyetini ve sağladığı gibi düşün ce hürriyetini sağlamaktadır. Atatürk’ ün Cumhuriyet Rejimi ve ilke devrimleri sonucu, ülkemiz de din ve mezhep farklılıkları ortadan kaldırılarak toplumsal alanda kaynaşmalar ve birlik sağlanmıştır.  Bu birlik ve beraberlik aynı zamanda hukuk birliğinin sağlanmasında etkili olmuştur. Toplum hayatın da dine ve insana saygı gelmiştir. Laiklik ilkesi sayesinde yabancı devletlerin azınlıkları bahane ederek içişlerimize karışması engellenmiştir. Türkiye’nin çağdaşlaşması hızlanmıştır. Din ve vicdan hürriyeti sağlanmıştır. Lâikliğin kabul edilmesiyle Türkiye’de akla, bilime, gerçeğe ve özgürlüğe dayanan bir toplum ve devlet sistemi kurulmuştur. ”Laiklik aynı zamanda vicdan, inanç ve din özgürlüğünün teminatı olduğuna göre…” bunu ortadan kaldırmak isteyen bir düşünce biçimi, , bazı hurafe ve batıl inançları bahane ederek, aslında bu özgürlükleri ortadan kaldırmak isteyen, bilinçaltı etmenler ve faktörlerin etkisi ile baskı altına alınmış, kendi kişisel düşünce, görüş ve çıkarlarını kullanmak ve karanlık emellerini gerçekleştirmek amacını hedeflediği; eşitsizliğin ve ayrımcı lığın fitilini ateşleyeceği, asla ve asla unutulmamalıdır.

      Laiklik, karanlığın ve bağnazlığın düşmanı aynı zamanda aydınlığa açılan yolun başlangıcıdır.

      Cahillikten kurtulup, karanlığın girdabında boğularak yok olmak istemiyorsak, demokrasiye, çağdaşlaşmaya, gelişip, kalkınmamıza ışık tutan ve tek güvencemiz laikliğe insan olarak, sahip çıkmamız gerekmektedir.    

      Din işleri kesinlikle devlet işlerine yani demokrasi yönetimine karıştırılmamalıdır.

     Gelecekte, geriye dönüşü hedefleyenler; Atatürk İlkeleri’nden öncelikli olarak, laikliği ortadan kaldırmakla, din işlerini ve devlet işlerine alet ederek işe başlayabilirler…

    Bununla da süreç içinde kendi sonlarını hazırlayacaklarını düşünemezler ve sonuçta günü geldiğinde mutlaka, yarattıkları eşitsizlik ve ayrımcılık canavarının ateşinde yada karanlık ve geriye gidişin girdabında;  er ya da geç boğularak, yok oluşlarını farkında olmadan, kendi elleri ile hazırlarlar…

              H-KALKINMA PLANLARINA VE   İHTİYAÇLARA  UYGUNLUK

        Her  yörenin,ilin  eğitim  koşullarına  uygun  Mili Eğitim  Üst  Kurullarında  alınan  kararlar  rapora  bağlanarak  ilgili  mercilere   gönderilir. Bu  kararlar 3 veya  5  yılı  kapsayacak  şekilde belirlenir. Tüm  illerden, yörelerden  gelen  raporlar  doğrultusunda  ilgili  birimler  Türkiye’deki  5  Yıllık  Kalkınma  Planlarını  ve Eğitim Politikalarını  oluşturur. Karşılıklı  işbirliği  ve  koordinasyon  içinde  her  türlü  kararlar  alınıp, yasal  düzenlemeler  bu  doğrultuda  hedeflenir.

    Diğer  değişle  kararlar  yukardan  hazırlanıp,  uygulanması  istenmesi  yerine,  illerin somut uygulana bilir kararları tek merkezde  toplanarak, illerin öncelikli ihtiyaç, beklentileri ve koşullarından başlanarak, ülkenin ihtiyaç ve  koşulları  belirlenir. Belirlenen  ihtiyaçlar  doğrultusunda  ülkemiz  gerçeklerine  en  uygun  MEB. Genel Eğitim Programı uygun  gerekli  yasal   düzenlemeler  yapılarak  hazırlanır.

     Gelecekte, illerin nüfusları arttıkça; Merkezi Yönetimler, Yerel Yönetimlerin sorunlarını bilemeyeceği gibi tüm sorunları TEK ELDEN çözmede yetersiz kalabilir… Çözüm, Yerel Yönetimlerin kendi sorunlarını kendilerinin çözmesinden ve yönetime katılımından geçmektedir…

        Bilineceği  gibi  bir  programın  sağlıklı  uygulanabilmesi  için  koşullardan  biri  de  programın  ilin     aynı  zamanda öğrenecek, kaliteli yetişecek  öğrencinin  koşullarına  ve  ihtiyaçlarına  uygun  olması  öğrencide öğrenme  isteğinin  oluşmasında  ve ilin  üretken  ve  verimli  bireyler  yetiştirerek  gelişip,  kalkınması  yolundaki  misyonunu gerçekleştirecektir.

     Diğer değişle her iş kolunda, en küçük yerleşim biriminden başlanarak, köy, nahiye, ilçe, il ve bölgedeki ihtiyaç duyulan alanlarda Meslek Lisesi’nden başlanarak, Lisans Eğitimine kadar , “Teknisyen’ den, Mühendis’ ine” personel belirlenerek, il ve bölge ihtiyaçları tüm iş kollarında belirlenir. Bu şekilde Ülke ihtiyaçları, 5 yıllık kalkınma planlarında yer alır. Bu planlar doğrultusunda en alt kademedeki eğitim biriminden üniversitesine kadar kontenjan lar belirlenir.” Örnek: Mesleki Teknik Eğitim Lisesi Bilgisayar Programı mezunu bir Teknisyen, mezun olunca istihdam edilmiş ve Teknisyen olarak çalışıyorsa, bu kişiye Açık Öğretim Üniversitesi’nde Bilgisayar Yüksek Okulu “Tekniker” yada Bilgisayar Mühendisliği programına doğrudan kayıt yaptırarak, lisans tamamlamasına olanak tanınmalı ve 5 yıllık kalkınma planlarında bu durumdaki öğrenciler belirtilmelidir.”  Buradaki amaç hangi prog ramdan mezun olursa olsun, her öğrencinin arz talebi karşıladığı için sınava gerek duymadan istihdam edilmesinin yolunun açılmasıdır. Günümüzde mezuniyet sonrası yapılan uygulamalar hem iş gücü kaybına hem de devletin ve velinin yaptığı masrafların boşa çıkarak, ülkenin ekonomik kayıplarına neden olduğu unutulmamalıdır.

       I –ÜRETKENLİK  VE YARARLILIK :

        Öğrenilecek  her  bilginin, hazırlanan  her  eğitim  programının, bireylerin  ve  toplumun  yararına  olacağı,  toplumu  üretken hale getirip , kalkındırarak;  insanlara  mutluluklar  getireceği  ilkesi  temel  ilke  olarak  ele  alınmalıdır. Yalnız   insanlığa, topluma  yararı  kadar  o ildeki  tüm  kurum  ve  kuruluşların  üretime  kazandıracağı  katkı  ve  yarar  ön  planda  tutulmalıdır. Bu  amaçla   eğitim  programlarında  gerekli düzenlemeler  yapılmalıdır. Hazırlanan  Eğitim Programı, bireylere  ve  toplumun  tüm  fertlerine  eşit  şekilde  yararlı  olduğu ,  üretime  ve ülkemizin gelişip, kalkınmasına katkı sağladığı  derecede  iyi  ve  geçerli  bir  program  olacaktır.    

      Gelecekte kalkınma, illerin koşullarına uygun eğitim yapılanmasından, özellikle ÜRETİME YÖNE LİK EĞİTİM düzenlemeleriyle gerçekleşecektir…

       İ – SÜREKLİLİK  VE  SÜREKLİ  YENİLEYİCİLİK :

      Eğitim  Kompleksi,  ( Bünyesindeki  kurum  ve  kuruluşlar,programlar, planlama  tesisler,araç-gereçler vb.) çağın gelişen koşullarına uygun olarak sürekli düzenlemeler   yapılmalı ve  çalışanların da  sürekli  hizmet-içi  eğitimlerle kendilerini  yenilemeleri sağlanmalıdır. Ayrıca  insanın  değişen  koşullara  sağlıklı  uyumu  ve  direncini  azaltıcı  ve yenilikleri   sağlıklı kabul  etmesini  sağlayıcı  çalışmaları  yapmalıdır.      ( Türk  toplumun  ve  insanın  doğası  gereği  yeniliklere  direnme  karşı  çıkma  kabullenmeme,  kendini  açık  tutmama  tutum  ve  eğilimleri  egemendir. Bu  daha  çok  karşılaştıkları  güçlükle  mücadele  ve  yeni  duruma uyum  güçlüğünden  çok  ataerkil  aile  yapısının gelenekçi  bağımlılığından  kaynaklanabilir.) 

   Gelecekte çağa ve çağdaş gelişmelere uygun düzenlemeler yapmakta geç kalan toplumlar, çağın dışına itilmeye, gerilemeye, yoksullaşmaya ve Emperyalizmin Köleleri Olmaya mahkum olacaklardır…

    Her Eğitim Kompleksi merkezi yönetime bağlı olarak görev yapabilir. Merkezi yönetim devlette devamlılık ilkesi ile yasalara uygun denetleme ve koordinasyon görevini yürütür. Ancak hiçbir zaman siyasi ya da keyfi davranamaz. Çağdaş gelişimlere ve değişimlere açık olarak, çağa uygun düzenlemeleri yapmak durumundadır, aksi takdirde eğitimde ileriye değil, geriye gidişin fitilini ateşlemiş olur. Ancak çağdaşlaşmanın ve gelişmenin diğer bir boyutu, bu eğitim kurumları kendi içinde yasal özerk bir yapıya sahip olmalı, kendi yöneticilerini demokratik esaslarla seçebil melidir. Yani sürekli değişme ve gelişme kadar özerk ve demokratik yapılanma eğitimin olmazsa olmazlarını oluştur malıdır. Böyle bir yapıda çözülemeyecek sorun yoktur. Çözümsüz kalan bazı sorunlar ise her eğitim kompleksince seçilip, temsil yetkisi verilen Eğitim Kompleksleri Üst Kurulu vasıtası ile çözümler üretilmelidir.

       J – HER  YERDE-  HER  ZAMAN  KARMA  EĞİTİM :

     Eğitim  okul  çağındaki  çocuklara  ve  gençlere  belirli  mekanlarda  örgün  eğitim  yolu  ile verilen eğitimle  sınırlandırılmamalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin  her  yaştaki  bireylerine, yaşantılarının her döneminde yeteneklerine uygun istedikleri  programlarda ki  dersleri alıp, belirli dönemlerde (Gece, tatil süreleri, mesai dışında, Internet ortamında vb. Eğitim komplekslerinden yönelebilecekleri programlarını almaları. ) eğitim-öğretimlerini  örgün  ya da  yaygın  eğitim yolu ile tamamlamalarına olanak tanınmalıdır. Diğer değişle öğrenim  görmek  isteyen her bireyin öğrenimine eşitlik ilkesi ile açık olmalıdır. Yaygın eğitimde, (Zorunlu eğitim çağı dışında) okul çağı olsun olmasın her yaşta ve her mekanda  ( Ev de, ceza evinde, iş yerinde, İnternet ortamlarında çağın iletişim araç ve olanakların dan yararlanılma yolu  ile mekan sınırlanması  yapılmadan uzaktan  eğitim  modeli)  gerekli  eğitimi  almaları,  kendilerini  geliştirip, yenilemeleri sağlanmalıdır.

      Karma eğitim ise kız erkek ayrımına gidilmeden sınıf ve dersliklerde birlikte eğitim yapısıdır. Pedagojik yönden ve bireylerin sosyalleşmesi, insan ilişkilerinin gelişimi , ayrımcılık ve farklılık duyguları yerine eşitlik duygularını geliştirdiği için çok sayıda yararı bulunmaktadır. Kız ve erkek ayrımcılığı bir çok konuda olumsuzlukla birlikte ayrımcılığa ya da dışlanmaya kapı aralamakla kalmaz, cinsel ayrımcılığı, akranlar arası sosyalleşmeyi, sağlıklı aile yapısının oluşumunu vb.  engelleyerek, bir çok olumsuzlukları tetikler. Bu durum göz ardı edilmemeli, önemsenerek karma eğitim eğitimde olmazsa olmazları oluştur malıdır. 

       Sosyalleşme ve sağlıklı bir toplum yapısı, karma eğitimden geçer…

      Bu nedenle, bu gün olduğu gibi gelecekte de  kız ve erkek öğrencilerin bir arada eğitim aldığı; karma eğitim, esas alınmalıdır. 

           K – SORUN  ÇÖZÜCÜLÜK:

      Eğitim-öğretim  ortamında  ortaya  çıkan  sorunları  çözmek  yerine  sorunun  bir  parçasına  dönüşen  klasik  eğitim  yaklaşımlarından  vazgeçilerek,ortaya  çıkan  sorunları  tüm  tarafların  katılımı  ile  oluşturulan komisyon larda; bilimsel, akılcı  ve  gerçekçi yaklaşımlar ve ekip çalışması anlayışı ile anında  çözümler  üretilmelidir. Bu  çözüm  yolları  anında, kararlılıkla sorunu  ortadan  kaldırıcı  yaklaşım modeli ile  uygulamaya  konulmalıdır. Sorunların  anında  çözülmemesi eğitim kurumunu zora sokup ,  dedikodulara yol açmakla  kalmayacak, bireylerin  güvenini  sarsarak,  acizlik içine düşmesine ve sorunların  büyüme sine  ve  çözümün  güçleşmesine  yol  açacaktır. Eğitim Komplekslerinde çözülemeyen sorunlar İl Üst Eğitim Kuruluna ya da Eğitim Kompleksleri Üst Kuruluna götürülür. Her aşamada amaç sorunun yasalara uygun ve bilimsel yöntemle geciktirilmeden çözümü ve sorunun ortadan kalkmasını sağlayıcı  olmalıdır.  

         Gelecekte, çıkabilecek her sorunda, sorunun parçası olmak ya da çözümsüzlük üretmek yerine; sorunu çözmek için gereken çabalar gösterilmelidir.

         L – MÜKEMMELLİ  HEDEFLEME  VE  YAKALAMA :

     Eğitim, bir ülkenin gelişip kalkınmasında ve  çağdaş ülkeler seviyesine  gelmesinde; Atatürk’ün çeşitli söylevlerin de belirtip, tahlil ettiği gibi çok önemli bir unsurdur. Çünkü her türlü sektör kurum, kuruluş ve alandaki bireylerin yetişmesi, verimli, sağlıklı, üretken, kişilik sahibi, yararlı bireylerin ya da nesillerin  topluma kazandırılmaları eğitim le; gerçekleştirilmektedir. Bireylerin bu anlamda eğitimi  gerçekleştirilmeden  demokratiklikten, çağdaşlıktan ve kalkınıp, gelişmeden söz etmek olası bile değildir. Eğitim her alandaki bireyin  yetiştirilmesinin temel taşı olduğuna göre; Türk  toplumunun  fertlerine en  kaliteli en uygun ve  en yararlı olan eğitimin en mükemmel, en çağdaş ve en öğrenci merkezli olanını, en kalitelisini ve üretkenlik gözetilerek vermek gerekmektedir. Çünkü  bizim insanımızda her şeyin en iyisine ve kaliteli sine layık olduğu gibi eğitimin en  mükemmelini  ve  en çağdaş olanını hak etmektedir. Bu  amaçla,  eğitim  kurumları kendi  eğitim  koşullarına  ve  işlevlerine uygun, verilecek  eğitimin en mükemmeli hedeflenmeli,  mükemmele  ulaşmak,  mükemmeli  bulup, uygulamak  için  bireylerin özelliklerini, kişiliğini ve sağlığını tehlikeye atmadan azami gayret tüm taraflarca gösterilmelidir.  

   Gelecekte mükemmeliyetçilikten çok mükemmeli yakalama, mükemmele ulaşmak için çaba göstermek amaç edinilmelidir.

          M- ÇOK  AMAÇLILIK :

      Eğitimin yörelerin koşullarına, ihtiyaçlarına uygun ve eğitimciler tarafından düzenlenmesi olgusu; programların birden çok amacı gerçekleştirme ve  birden çok amaca  uygun  nitelikli  ve üretken  bireylerin  yetişmesini  hedefle mektedir. İl merkezine  uzak  küçük  yerleşim  birimlerinde  bile  farklı  amaçlara  uygun  bireylerin o yörede bir meslek edinecek şekilde yetiştirilmesi  gerçeğini  gündeme  getirmektedir. Eğitim Türk  toplumunun  bireylerini  vatanını  ve  milletini  seven, koruyan  ve  gözeten,  laik, insan  haklarını  ve  özgürlüklerini  benimseyen,  güven  ve  özgüven  duygusu  gelişmiş  vb.  istendik  niteliklere  sahip  kişilik  ve  karakter   sahibi  davranışların  kazan dırılmasını  hedeflemekle  yetinmemelidir. Her  zaman  kendini  geliştiren,  yenileyen ,üretime  katkıda  bulunarak,  üretken  ve  yararlı  bireylere  dönüşmesini de  hedeflemelidir.

      İlin koşulları gereği oluşan mesleki ve teknik eğitimin, iş alanlarının; her basamağındaki ( Orta öğretim, Ön lisans, Lisans, Lisans üstü, Doktora vb.) insan gücü ihtiyacının ilçenin, ilin, bölgenin ve ülkenin  koşullarına  uygun yetiştirilmesi, her sektör ve kurumun ihtiyacı olan alanda,  ihtiyaç duyduğu her programdan ya da alandan, belirlenen kademede ve sayıda  personelin nitelikli olarak yetiştirilmesi, bu yetiştirilen personelin mezuniyet sonrası istihdamı amaçlanmalıdır.

      Diğer bir değişle Eğitim Kompleksi  bünyesinde, bölgenin ihtiyaçlarından ağırlıklı olarak başlanarak, ülke genelinde genel, mesleki,  teknik, iş ve  hayata hazırlayıcı her türlü eğitim programları  yer alacağı; husus dikkate alınarak, her programın amaçlarının  farklı olması nedeni ile bu kurumların hedefi birden  çok amacı gerçekleştirmeye yönelik çok amaçlı olan programların hazırlanıp, uygulanmasını  esas  alınmalıdır. 

      İllerin koşullarındaki çeşitlilik ve farklılık, eğitim düzenlemelerinde de birden çok amaç edinmeye zorlamaktadır… Bu nedenle, bir sorunun çözümünde birden çok faktör deneniyor ise çeşitli mesleklerde de, her mesleğe uygun çok amaçlılık esas alınmalıdır.

          N– ÇOK  PROGRAMLILIK :

      Bulunduğu  ilin  ihtiyaç  ve  koşullarına  uygun , belirlenen  amaçlarda  insanın  eğitimi  söz  konusu  edildiğin de; amaçlara  uygun genel programların ve bölgesel ya da yöresel programların sayısı da  bu  oranda fazla olması gündeme  gelmektedir.  Fen, Matematik, Türkçe, Dil, Eğitim, Sağlık, Sosyal Bilimler, İletişim, Bilişim, Her Türlü Teknoloji, Bilgisayar, Yazılım, Denizcilik, Uzay Bilimleri,  Robotik Üretim, Sanat, Spor, Ekonomi vb.

     Bu Programlar, her ilin Milli Eğitim Üst  Kurulunda  ( Bu kurul, Vali, Kaymakam, Belediye  Başkanı, İl Milli Eğitim Müdürü, Milli Eğitimin her  alandaki  yöneticilerin, Eğitim Kompleksinin her  kademedeki yönetici ve temsilcilerinin, Öğrenci Kurulu  temsilcilerinin, Sivil Toplum  Örgütü  temsilcilerinin, İşverenlerin vb. eğitim ile ilgili tüm sektörlerin  temsilcilerinin katılımından  oluşur.) o ildeki çeşitli  sektörlerdeki ihtiyaçlar,  bu  ihtiyaçları  karşıla maya  yönelik yetiştirilecek  insan  gücü  sayısı, kontenjanlar, istihdam, eğitimin  finansmanı,  tesisler ve uygulama  yerleri vb.  konularda görüşler alınıp,  görüşlerin tartışılması  sonucu  alınan kararlar rapor edilerek MEB ‘ na  gönderilir. İlin yapacağı işlere zaman kaybetmeden başlanır.

       Bu  doğrultuda  illerden  gelen  raporlar,  Milli Eğitim Bakanlığının  ilgili  komisyonlarında  görüşülerek,  3  veya 5 yıllık  kalkınma  planları, Bölge Kalkınma ve Eğitim Programları, Türkiye  Genel Eğitim  Programı  belirlenebilir. Bu  doğrultuda  hazırlanıp  belirlenen  hedefler,  planlama,  genel  program  uygulanmak  üzere  il  Milli  Eğitim  Üst  Kuruluna  oradan da  karara  bağlanarak,  Eğitim  Komplekslerine  uygulanmak üzere gönderilir. Burada  MEB.’nın  onay  ve  denetim  dışında  herhangi  bir  yetkisi  bulunmadığı  gibi  denetim  birimleri  ayrıca  bölgelerde  ve  illerde  teşkilatlandırılmalıdır. Mahallinde  anında  denetimler  yapılabilmelidir. Ayrıca  bu  genel  kararlar  ilin  ve  çağın  koşullarına  uygu  3  veya 5  yıl  için  hedeflenmişse, siyasi  iktidarlar değişmiş  bile olsa; devamlılık ilkesi ile her  hangi  bir  değişiklik  ve  düzenleme  yetkisi  bulunmayacak  şekilde  yasal  düzenlemeler  gerçekleştirilmelidir. Belirlenen  yılın  sonunda  bile  düzenlemeler yapılması  düşünülüyorsa bu tepeden  alınan  kararlarla  değil, illerdeki eğitim komplekslerinden  gelen  raporlar  doğrultusunda  düzenlemeler  yapılmalıdır. Hele hele sistemin sürekli değişimine asla izin verilmemelidir. Ortaya çıkan sorunları giderici düzenlemeler, planlanarak, acilen hayata geçirilmesi esas alınmalıdır.

     Eğitim  Komplekslerine  gönderilen  genel  program, planlama,  kontenjan, finansman, bireylerin  istihdamı  vb.  doğrultudaki  düzenlemeler,  yönetim  kurulunca  bağlı  birimlere  gönderilir. ( Özellikle  programlar, Okul Öncesin den  Yükseköğretim  Amfilerine  kadar  tüm  bağlı  birimlerin  Program  Komisyonları  tarafından  genel  programa  uygun  ama  ağırlıklı  Eğitim kurumunun  koşullarına  ve  ihtiyaçlarına  uygun  düzenlenir.)  Bu  kurumlardaki   ilgili  komisyonlarca  görüşülüp  bu  doğrultuda  düzenle meler  yapılarak  son  şekli  verilir. Milli  Eğitim  Üst  Kurulunun  onayından  sonra  uygulamaya  konulur. Diğer  değişle  tüm  kararlar  merkezden  alınma  yerine  yerinde  yönetim  ilkesi  ile  bizzat  uygulayıcılar  tarafından  alınır.

    Tüm illeri aynı koşullara sahipmiş gibi düşünerek, eğitim düzenlemeleri ve yapılanmalardan kaçınıl malıdır… Çünkü, insana ve insanın eğitimine esas olan hataların, telafisi mümkün olmayacaktır….  

              O – PROGRAM  DEĞİL  ÖĞRENCİ  MERKEZLİLİK :

    Gerek  Milli  Eğitim  Genel  Programı, gerekse Eğitim  Komplekslerine  bağlı  kurumlarca hazırlanan program lar; çevrenin, ilin  öğrencinin özelliklerine  ihtiyaçlarına ve  koşullarına uygun  olarak  yeniden  düzenlenir. Diğer  değişle  gelenekçi  eğitim  sistemlerinde  olduğu  gibi  öğrencilerin hazırlanan  programlara  uygun  yetiştirilmeleri yerine, hazırlanan programların  öğrencilerin  hizmetine  sunulması ve seviyelere uygun  sürekli eklemeler ve düzenlemeler genel program doğrultusunda yapılması; zorunlu  hale  gerekmektedir. Öğrenciler  programlar için  amaç değil, onların gizil güçler dediğimiz bireysel ayrıcalıklarını geliştirici, güçsüz ve yetersiz yönlerini zorlamadan optimum seviyede geliştirici, güçlü yönlerini ala bildikleri kadar üst düzeylere çıkarıcı ve uzmanlaşmasını sağlayıcı biçimde onların hizmetine sunulan, işlerine yarayan, ihtiyaçlarına uygun ve zorlanmadan, germeden ve sağlığını bozmadan gelişmelerine katkı sağlayan araçlar olacak şekilde düzenlenmelidir. Tüm eğitim-öğretim materyalleri sürekli çağdaş gelişmelere uygun geliştirilerek öğrencilerin, bireysel  ayrıcalıklarına  uygun  yararlanabilmeleri  hedeflemelidir.

    Her öğrenci kendi eğitiminden söz sahibi olmalıdır… Eğitim Bireysel Özellikleri geliştirecek biçimde ve eğitim işlevini yürüten ve söz sahibi olan öğretmenlerce, eş söyleşiyle örgün eğitimle “Eğitim Formas yonu” almış, nitelikli eğitimcilerce düzenlenmesi ve yürütülmesi esas olmalıdır…

       Ö – GELİŞİM  ÖZELLİKLERİNE  UYGUNLUK :

      İnsan yavrusunun, bebeklikten – çocukluğa, çocukluktan – ergenliğe ve ergenlikten – yetişkinliğe kadar,  gelişim lerinin her döneminde belirli özelliklere sahip oldukları ve çevresel faktörlerin etkisi ile belirli  davranış örüntülerini kazandıkları bilinen bir gerçekliktir. Özellikle insan yavrusunun birinci kritik dönemini kapsayan ön eğitim ve okul öncesinde, ilköğretimin ikinci kademesini oluşturan erginlik ve ortaöğretim basamağını oluşturan ikinci kritik dönem de dediğimiz ergenlik döneminde ki özelliklere uygun sağlıklı gelişimlerini sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Tüm bu nedenlerle eğitim-öğretimi  gerçekleştirirken, bireylerin her dönemdeki özelliklerinin, bireysel ayrıcalıkları nın, beklenti ve ihtiyaçlarının, eğitim-öğretim de nelerden ne derecede yararlanabileceklerinin dikkate alınarak  hazırlanan  programlarla;  üretken, verimli, sağlıklı, kişilik sahibi  bireyler olarak topluma kazandırılmaları sağlanabilir.

        Öğrencinin tüm gelişim özelliklerini ve  koşullarını dikkate  almadan; hazırlanan  programlarda  öğrenciler başarısız olmakta, zorlanmalar, dışlanmalar, baskılar, hayal  kırıklığı, yetersizlik, güvensizlik vb. duyguları  yaşayan öğrencinin sağlığı bozularak, sağlıksız kişilikli bireyler  olarak topluma  kazandırılmaktadır. Bu eğitim güçlüğü nedeniyle,yaşantıların belirli dönemlerinde  eğitimlerini çeşitli nedenlerle yarıda bırakıp tamamlayama yanlara ya da kendini yeterli bulmayıp daha üst seviyelerde geliştirmeyen kişilere eğitim olanağı sağlanmadığında; hem eziklik yaşayarak, hem de kişilikleri zedelenip, yaralar alarak, toplum içinde zararlı bireyler olarak toplumda yer almaktadırlar.

     İnsan  gelişiminin  her  döneminin  ayrı  bir  özelliği  ve  güzelliği vardır. Önemli olan her döneme uygun eğitimle  davranışlar ve bilgiler gelişimlerine; uygun  yaşamalarına katkılar sağlanmalıdır. 

    Her bireyin bireysel özelliklerine uygun verilen eğitimdir ki…  Bireylerin en üst seviyede eğitimlerini gerçekleştirmekle kalmaz;  bu özellikler Çağdaş, Demokratik ve Bireysel gelişimlerine, değişimlerine sunduğu katkılarla; geleceğe uygun bir  eğitim olacağından, yetişmiş Genç Nesiller sayesinde ülkenin kalkınma ve gelişmesine de katkılar sağlanacaktır.                

      P – SÜREKLİ  DEĞİŞİM  VE  GELİŞME:

       Atatürk, “ Devrimler yalnız başlar, bitişi diye bir şey yoktur.”  Sözü ile değişim ve gelişmenin sınırı olmadığını, süreklilik olduğunu, çağımız değiştikçe değişimlere uygun gelişmenin devam edeceğini, bu gelişip, değişmelere uygun gerekli olan çağdaş düzenlemelerin yapılması gerektiğini, yani devrimlerin sürekli ileriye hep ileriye doğru sürekli geliştirilip, yenilenmesi gerektiği; bunu gerçekleştirmeyen ulusların çağdaş uygarlıkları gerisinde kalmaya mahkum olduğu vurgulanmaya çalışmıştır.

       “Uygarlık yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Sosyal yaşamda, ilim ve fen alanında başarı için yegane olgunlaşma ve ilerleme yolu budur.”

        Uygar, çağdaş uluslar seviyesine , hatta üzerindeki seviyelere gelmenin; kültür alanında, insani ve sosyal ilişkilerde, ilim ve fen alanında yeni icatlar ve keşiflerde bulunarak ülkeyi geliştirip, kalkındırmada, kısaca çağdaş  ve başarılı bir ulus olmanın yolunun  sürekli yenileşmeden geçtiğini vurgulanmıştır.  Türkiye’yi  “Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmanın.”  Eğitimde, bilimde, teknolojide, bilişimde vb. her alanda ve sürekli olarak değişim ve gelişmelere açık olmamız, ona ulaşmak için çaba gösterip, uygula maya koymamız gerekmektedir.

        Her şeyin başı eğitim olduğu anlayışı ile değişim ve gelişmelere ilk kapıyı eğitime açarak başlatmamız, yeni nesilleri çağdaş, demokrat, laik ve insan haklarına saygılı ve  bu temel ilkeleri koruyan, kısaca uygar, çağdaş ve üretken bir insan olmanın gereklerini kavratabileceğimiz bir eğitim felsefesi oluşturmakla ilişkilidir. Bu felsefe ile yenileşmelere ayak uyduracak  çağdaş ve aydın bireyler yetiştirerek, ülkemizi geliştirip, kalkındırabiliriz.  

      Gelecekte, çağdaş değişmelere ve gelişmelere uygun düzenlemeler yapmakta geç kalan uluslar, çağın gerisinde kalmaya mahkumdurlar…

       R –   EĞİTİMDE  BİRLİK- GENELLİK  VE DEVAMLILIK :

      Cumhuriyet öncesi, birbirine kapalı olan, bireyin gelişimini engelleyen, yalnız belirli kesimlere hitap eden ve üç ayrı kanalda yapılanmış ( Mahalle Mektepleri-Medreseler, İdadiler-Sultaniler, Kolejler ve Azınlık Okulları) dağınık yapıdaki eğitim kurumları, üç ayrı insan tipini yetiştirme görevini üstlenmişlerdi. Atatürk’ün 1924 ‘de çıkardığı 430 sayılı, Eğitimde Birlik Yasası ile ( Tevhit-i Tedrisat Kanunu ) yeni bir yapıya kavuşmuş ve eğitim öğretim birleştirile rek, laikliğin ve demokratikleşmenin yaşam biçimine dönüştürülmesi, çağın koşullarına uygun kültürümüzü yozlaşma dan geliştirerek, koruyan, çağdaş gençler yetiştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amacı gerçekleştirme görevi Talim Terbi ye Kuruluna verilmiştir. Süreç içinde bu kurul siyasi yapılandırılarak,bilim ve uzmanlar kurulu olarak bu görevlerini yapmaktan uzaklaşarak, siyasi ve çıkara uygun kararlar alan bir kurula dönüşmüştür. Günümüze gelinceye dek  eğitimde birlik ilkesinden  uzaklaşmakla  kalınmamış ,benzer  öğretim  kurumları arasında bile farklı  yapılanmalara gidilerek, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kaldırılmış ve birlik ilkesi ihlal edilmiştir. 

     Bilhassa  Ortaöğretim Kurumlarında hiç bir ülkeye nasip olmayan çok  çeşitlilik ve  bu çok çeşitliliğin  beraberin de getirdiği olumsuzluklar ve eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yaşanmaktadır. ( Ortaöğretimde  Fen  Liseleri, Ana dolu  Liseleri, Süper  Liseler, Genel  Liseler,  Mesleki  Teknik  Eğitim  ve  Meslek  Liseleri ‘ne  kadar tüm bu orta öğretim okullarına yönelen öğrenciler farklı, farklı seviyelerde olmalarına, lise birinci sınıf dışında farklı program ları almalarına rağmen  ÖSS sınavlarında aynı sorular  sorulmaktadır. Eğitimde fırsat eşitliğine aykırı bu uygula malar yetmezmiş gibi ÖSS başarı durumları  yukarıda  sayılan lise sıralaması ile ilişkili  yukardan aşağıya doğru indikçe  verilen ek puanların düştüğü bir uygulama ile öğrenciler elenmektedir.Bu standardı bir ilke olarak belirgin olmayan ve sürekli yeni düzenlemelere ve eşitsizlikleri arttırmaya yönelik ÖSS  öğrenciler arasında eşitsizliklerin uçurum yaratmasına neden  oluşturmaktadır. Oysa  tüm  bu  kurumlar…

     Bilgi ve Teknoloji, diğer bir değişle “UZAY ÇAĞI”, bilgi  toplumunun;  özelliği  gereği  bireyleri,  yani insan denilen o yüce değerin eğitilip yetiştirilmesini ve topluma yararlı, üretken  bireylere  dönüş mesi genel ve temel  hedef  olarak her zaman ve her koşulda ele  alınmalıdır.

     O halde  eğitimine yıllarını bir o kadar maddi kaynak  ayırarak, toplum içinde bir yer statü edinerek  kendini gerçekleştirmek, ailesine bağımlı olmaktan kurtulmak, toplumda üretken bir birey olarak yer almak isteyen bu bireylerin bir anda kendilerini sokakta bulmalarına ne dersiniz…  Eğitimin genel amacı bu mu olmalıdır. Bu delikanlılar, bu genç kızlar bu yaştan sonra kendi kaderlerine terk edilerek, toplumda bir yer edinmeyerek, bütün kapılar yüzlerine kapanarak, ne yapabilirler… Bunlara ülkemiz koşullarında ancak ne yaptırılabilir… Takdirini siz okuyucularıma bırakıyorum.

        Herkesin ayrı doğruları olamaz!  Doğrular tektir ve herkes için aynıdır. Bu yol bilimsel, çağdaş ve demokratik eğitimin yoludur.

     Böyle bir eğitim yapısında tüm  bireylerin, bireysel  ayrıcalıklarını  dikkate  alınarak, yönlendirilecekleri, yönlen dirildikleri programlar için seçeneklerin sunulduğu, seçeneklere uygun programlara yönelmelerinin kendi istekleri ve özgür kararları ile olduğu, yönlendirildiği programlarda zorunlu derslerde bile başarısız olduğunda, bu dersi al maya zorlanmadığı, ağırlıklı ve isteğine uygun seçmeli dersleri seçme fırsatı verildiği, ders alacağı öğretmeni kendi sinin seçtiği, kuru kuruya ezber bilgi değil bilimsel yöntemlerle, araştırarak, deneyerek, gözlemleyerek, yaparak ve yaşayarak, çağın tüm araç ve gereçlerinden yararlanarak, öğrenebildiği oranda öğrenmesini ve kalıcı bilgiye sahip olması, daha da önemlisi hangi seviyede ve hangi programı bitirirse bitirsin, üretken bir birey olarak toplumda bir yer edinmesi ve kendini gerçekleştirmesi vb. olanağı verilmelidir.  Bu amaçla Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi  eğitim sistemimizde devrim denebilecek çağdaş düzenlemelere gidilerek, ön eğitimden,  üniversitesine kadar  tüm eği tim kurumları yeniden  yapılandırılıp,  aynı  eğitim  kompleksi  çatısı  altında  birleştirilerek, ( Her  Eğitim Kampüsü seviyelerine göre aynı Eğitim Kompleksi çatısı altında oluşturulmalıdır.) bu  eşitsizlik  ortadan  kaldırılabilir.

      Ulu Önder  Atatürk, bu  tehlikeyi  ileri  görüşlülüğü  ile  yıllarca  önce  görerek  Eğitimde  Birliği  savunmuştur.

      Bir  ülkede  eğitimin  gereklerinden  birisi,  bireyler  arasında  ırk, cins, renk,din,  dil, mezhep, zeka, yetenek, kişilik vb. ayrıcalık ve  ayrım  yapmadan  Türkiye  üzerinde  yaşayan her bireye, eşit mesafede yaklaşılmalıdır. Hatta  dünyanın globalleştiği çağımızda, Dünya devletleri ailesi içinde yer almayı hedefliyorsak!.. Çağımızda yukarıda  belirlenen  koşullarda  tüm  insanların; bireysel  ayrıcalıklarına  göre  yararlanmak  istedikleri  her  derecedeki  eğitimden  yararlanmalarını sağlamak, temel  hedef  olmalıdır. Eğitim tüm  bireylere  yaşamlarının  her  döneminde, her zaman  ve her mekanda kendilerini  geliştirme  ve yenileme yolu  sürekli açık  tutulmalıdır. Bu  amaçla  illerin  kendi  özel  koşullarına  uygun  düzenlemeler  saklı  tutulmak  koşulu  ile  Program  konusun da  değindiğim  gibi  nasıl  bir  birey , ne  özellikleri  davranışa  dönüştürecek bireyler  yetiştireceğiz.  Bu  çağın, dünyanın  ve  ülkemizin   koşulları  dikkate  alınarak  bu günümüze ve geleceğimize uygun  genel  bir  program  oluşturulmalıdır.

      Bireylerin  yaşantılarının  belirli  dönemlerinde   aldıkları  eğitimin, başka  dönemlerde  ve  zamanlarda  daha  üst  aşamalarda  gerçekleştirmesi, tamamlaması ve kendini geliştirmesi yolu, yani eğitimde devamlılık her bireye  sürekli  açık  tutulmalıdır. Bununla  kalınmayarak,  bir  programı  tamamlayan  bireylerin  farklı  programların, farklı  derslerini  örgün alamıyorsa yaygın eğitim programlarında alarak;  farklı  programları da  tamamlama  hakları  sürekli  saklı  tutulmalı  ve isteyen bireylere  birden  fazla  programı  bitirmelerine olanak sağlanmalıdır. Ayrıca  programlar  arası  yatay  ve  dikey  geçişler  sürekli  düzenlenip, uygulanmalıdır.

    S –  GÖNÜLLÜLÜK  VE PAYLAŞIMCILIK :

    Her  eğitim  kompleksinin  bünyesindeki  tüm kampus, kurum  ve  kuruluş ve birimlerin  bünyesindeki personelin,    ( Öğretmeni, öğretim görevlisi, akademisyen, uzman, teknik kadrolar, yardımcı hizmetler vb. her  kademedeki  birey lerin) zorlayıcı  değil,  gönüllülük  ve katılımcılık anlayışı  ile görev ve sorumluluklara görevleri gereği katılıp, paylaştığı ve seçilerek yönetimde yer aldığı katılımları esas alınmalıdır. Diğer değişle, her bireye  konumu  ile  ilgili  görev  verilirken  sorumlulukta  yüklenmelidir. Bu  görev  ve  sorumluluklar açıklık, saydamlık  ilkesi  anlayışı ile yerine göre bireysel ve  ekip çalışmaları  ruhu  ile  herkesin  katılımı  ile  gerçekleştirilmelidir. Gelenekçi  eğitim anlayışlarında  olduğu  gibi  yetki ve görevler tek elde  toplanmamalıdır. Her  birey konumu gereği  görev, yetki ve  sorumluluk yüklenmeli, görevleri  dışında  belirli  oranlarda ve  isteğe  uygun görevler alarak özveride bulunmalıdır.  Tüm çalışanlar, paylaşım, katılım, işbirliği,  eşgüdüm  ve  koordinasyon  içinde  karşılıklı  güven  ve  özgüven içinde ferdi ve ekiplerce tüm görevlerinin sonuçlarını açıklık ve saydamlıkla, gerçekleştirilmeli ve paylaşmalıdır.

     Ş – ARAŞTIRICILIK  VE  SORGULAYICILIK :

     Çağdaş ve geleceğe yönelik ve insanın ihtiyaçlarına ve toplumun yararına olan, her türlü bilimsel araştırma desteklenmeli, geliştirilme olanağı verilmeli ve yapılan bilimsel araştırma sonuçlarından mutlaka yararlanılmalıdır. Kısaca Eğitim Kompleksleri bilimin merkezlerine dönüştürülmelidir.

    Yapılan tüm çalışmalar, düzenlemeler, alınan  kararlar, sürekli ilgili  kurullarda  ve  komisyonlarda katılımcı ve paylaşımcı bir anlayışla  tartışılmalı, sorgulanmalı, yapılan  bilimsel  araştırma  sonuçları  doğrultusunda aksaklıklar  giderilip, uygulanabilir olan  düzenlemeler  yapılmalıdır.

      Her  eğitim kompleksine  bağlı  kurumların  bünyesindeki kurullar ve  komisyonların  ( Bu  kurul  ve  komisyonlar da esaslara  uygun, görevleri ile ilişkili ya da demokratik usullerle seçilmiş her kesimden, her kademede  eğitimci  ve  eğitilen yer alır.) alanları  ile  ilişkili  araştırma  ve  geliştirme  çalışmalarına  katkıda bulunacak,  her  türlü  çalış malara  katılımları  ve  bilgi, beceri, çalışma  ve  deneyim ve ürünleri  paylaşmaları  sağlanır.                                                                      

      T –PLANLILIK

      Planlama illerden başlanarak, ülke genelinde yapılan bilimsel araştırma sonuçları doğrultusunda, her ildeki ihtiyaçlar, meslekler,iş alanları, her kademede istihdam edilecek personel belirlenir. istatistik veriler elde edilir. Türkiye’nin koşulları, ihtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda  illerdeki Eğitim Komplekslerine bağlı planlama komisyonlarından raporlar istenir. Bu raporlar 5 yıllık bir süre için hazırlanır. Eğitim Kompleksleri Üst Kurulunda  görüşülerek son şekli verilir ve Eğitim Kompleksleri Üst Kuruluna gönderilir. Üst Kurulca oluşturulan planlama komisyonu, Türkiye koşullarına uygun Genel Planı hazırlamakla görevlendirilir. Genel Eğitim Planı Türkiye’deki 5 Yıllık Kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek amacı ile planlama yapar. Her ildeki Eğitim  Kompleksinin ve Kampusun, bu komplekse bağlı her derecedeki eğitim kurumu, genel planlama doğrultusunda  “ Kurum Planlama Kurulunun “ hazırladığı planlamaları yapar ve onaylanmak üzere üst kurula gönderir. Onaylanan İl  5 Yıllık Kalkınma Planını, uygulamaya konulur. Yapılan planlamalar için  5 yıl hedeflenir her yıl yapılan uygulamalar, yapılması gerekli değişiklikler ve öneriler raporla üst kurula iletilir. Eğitim komplekslerince yapılan planlamalar ve çalışmalar  5 Yıllık Genel Kalkınma Planları ve  İl Kalkınma Planları doğrultusunda yapılmak zorundadır.

     U- YETKİ  DEVRİ  VE  İŞBİRLİĞİ :

      Eğitimde kalitenin ve verimliliğin sağlanmasının koşullarından biri her kademedeki bireye belirli sorumluluk ların verilmesi yani yetki devridir. Bireylere yalnız sorumluluk verildiğinde yetki karmaşası yaşanmakta ve çalışan la, daha az çalışan arasındaki fark bilinse bile, bireyin kendi yetkisinde olmayan görevler istenerek yapılmamakta ve savsaklanabilmektedir. Daha doğrusu çalışmalar bireye bağlı olarak yürütülmekte ve bireysel çabalardan ileri gidememektedir. Çağdaş sistemlerde her bireye yaptığı görevle ilişkili görev kadar yetki verilmelidir. Bu yetkilerinin ve sorumluluğunun gereklerini de yapması istenmelidir. Böylece o kurum içinde herkesin yetkileri gereği sorumluluk larını yerine getirmesi beklenirken, tüm çalışmalar ekip çalışması anlayışı içinde, karşılıklı eşgüdüm, koordinasyon içinde kurul ve komisyonlarda aktif görevler alarak, aldığı görevin sorumluluğunu paylaşarak işbirliği ve koordinas yon içinde yürütülmelidir. Bireyler herhangi bir yetki karmaşası yaşamadan ekip çalışmasının gereği işbirliği ve paylaşımla kendi sorumluluğundaki görevleri yerine getirmelidir.

     Merkez teşkilatı birimleri, taşra  teşkilatı  birimleri arasında sürekli işbirliği, eşgüdüm ve koordinasyonu  sağla yıcı, yetkilerin tek elde toplanması yerine, görevleri ile ilişkili en üst birimden  en alt birime kadar yetkilerin dağıtıl dığı, paylaşıldığı bireyler arası iletişim kadar çalışanların iş doyumu ve mutluluğunu sağlayıcı, görevlerini yapan ların ödüllendirildiği vb. yasal ve idari  tüm  düzenlemeler önceden yapılmış olmalıdır. Ayrıca her eğitim kampusun daki birimler arasında iletişim ve işbirliğinin sağlıklı yürütülmesi için oluşturulan, kurul ve komisyonlarda alınan kararlar ve yapılacak çalışmalar konusunda bilgi aktarımı ve işbirliği, paylaşım gerçekleştirilmelidir. Yapılan çalışmalar alınan kararlar açıklık ilkesi ile duyurulmalıdır.

    Aynı şekilde bir yapı eğitim kompleksi içindeki kampus,kurum ve birimlerin arasında önce görevleri ile ilişkili adil bir dağılım; daha sonra her kurumun ilgili yönetmelik, mevzuat alacağı kararlar doğrultusunda tüm görevlilerin yetki,görev ve sorumlulukları belirlenmiş; en üst birimden en alt birime kadar yetki devri ve paylaşımı yapılmış olmalıdır.

      Ü – EKİP  ÇALIŞMASI  VE  KOORDİNASYON :

     Çağımızda  bireysel çabalarla  başarı  sağlanamayacağı, sağlansa bile çevresine fazla katkı sağlayamayacağı için  gelişme, kalite ve verimlilik için yeterli olmayacağı bilinen bir gerçekliktir. Bireysel çalışmaları gerektiren görevler dışında kalan tüm görevler mümkün olduğu kadar ekiplerce yürütülmeli, bireysel çalışmalar bile, çalışma larla ilgili olan birimleri bilgilendirmek amacı ile paylaşılmalıdır. Eğitim kompleksinin tüm bağlı kurum ve birimleri arasında başarı, kalite ve verimliliğin sağlanması, şüphesiz ekip çalışmalarının sağlıklı bir yapıda oluşturulması ile gerçekleşir. Alınacak her türlü kararlar, yapılacak her türlü çalışmalar ; oluşturulacak kurul, komisyon ve diğer ekiplerin katılımı ve çalışmaları ile gerçekleştirilmelidir. Bu çalışmalar, karşılıklı güven, işbirliği, eşgüdüm ve koordinasyon içinde  katılımcı,  paylaşımcı ve açıklık ve saydamlık ilkesi ile yürütülmelidir.

     Görev, ürün ve başarıların paylaşımı tüm kesimlerin katılımı ve çabası ile gerçekleştiği unutulmamalıdır. Eğitimde istendik hedeflere ulaşılmasında, herkesin belirli oranda payı olduğu ve nimetlerinden de herkesin eşit yararlanması gerçeği unutulmamalıdır.

     V – KALİTE  VE  VERİMLİLİK :  

Eğitimde kalite ve verimliliği  gerçekleşmesi için öğrenmenin oluşmasını sağlayan  ön  koşulların  gerçekleştirilmesi gerekir. Kalite  ve verimlilik adına,uygulanmayacak ve öğrenci merkezli olmayan uygulamalara yer verilmemelidir. Öğrenciler  yeteneklerine uygun, istek ve ihtiyaçlarını karşılayan programlarda, uygun eğitim  ortam ve koşulları oluşturulduğun da her öğrenci başarılı olabilir.Ancak öğrenci merkezli, Çağdaş ve Demokratik Eğitim Dizgecine uygun programlarda, tam öğrenme  kolaylıkla sağlanabilir ve öğrenciler öğrenmeyi öğrenirler.

       Bu koşulların düzenlenmediği klasik program  merkezli  eğitim  sistemlerinde kalite ve verimlilik çabaları sonuçsuz kalır. Öğrencilerin isteklerine, ihtiyaçlarına, bireysel ayrıcalıklarına ve yararlarına uygun olmayan programlarda; kuru kuruya bilgi aktarmaya yönelik, ezberci  ve  yararsız bilgi aktarmaya yönelik yaklaşımlarla, programları öğrenmelerini sağlama uğruna kişilikleri, sağlıkları ve insani ve sosyal değerleri dejenere olmuş, makine gibi duygusuz bireyleri topluma kazandırarak, üretime katkıda bulun mayan verimsiz bireylerin yetişmesini sağlayabiliriz. Böyle bir yapıda kuru bilgi yükleme uğruna eğitim verme işlevinden söz etmemiz olası olamaz.

       Y – ÇALIŞANLARIN  İŞ  DOYUMU  VE  MUTLULUĞU :

       Eğitim kurumlarında görevli her personel kendi alanında yeterince ihtisas sahibi olmalıdır.Yetersiz olanlar hizmet-içi eğitimden geçirilmelidir.Ayrıca çağın teknolojik ve bilişsel gelişmelerine uygun sürekli personelin eğitimi ve uyumunu sağlayıcı çalışmalar yapılmalıdır.

    Tüm yönetim kademelerindeki kişiler ilgili kurumda demokratik usulle ,seçimler yapılarak belirlenmelidir. Her düzeydeki eğitimcinin rahatlıkla ders verebileceği her türlü çağdaş donanımı düzenlenmiş bir mekanı olmalıdır. Öğrenciler derslerini bu mekanda alabilmelidir. (Derslik ilerde değinileceği gibi her öğrencinin rahat bir şekilde eğitim-öğretim görebileceği çağdaş fiziki donanımı düzenlenmiş,küçük bir çalışma odası ile bölünmüş bir mekan.)

     Her personelin  konumları ile ilişkili  görev , sorumluluk ve yetkileri  yönetmeliklerle belirlenmiş olmalıdır. Diğer değişle klasik eğitim sistemlerinde olduğu gibi yalnız sorumluluk verilmekle kalınmamalıdır. Her bireyin görevi ile ilişkili yetkisi olmalı, bunun sorumluluğu yüklenmeli ve her bireyden sorumluluğunun gereklerini yapmalarını sağlayıcı kurallar belirlenmelidir. Diğer değişle her kademedeki birey ekip çalışması anlayışı içinde belirli bir görev alarak, bu görevini en iyi şekilde yerine getirme çabası içinde olmalıdır. Bunu gerçekleştirici ağırlıklı ödül, bazı hallerde caydırıcı ceza kullanılmalıdır. Ödül için bir fon oluşturulmalıdır.

       Bir öğretmen ya da öğretim görevlisi, kafasında bazı soru işaretleri ile derse girdiğinde, zil çaldı ders sona erdi.”

   Mesleklerin içinde yaptığı görevi vicdanı ile baş başa kalarak istediğince yerine getiren ve bu konuda sorumluluk yüklenilmemiş mesleklerden biri eğitimciliktir.İşte eğitimde kalitenin önündeki en büyük engellerden biri!.. Eğitim çalışanları geçimini sağlayacak standart da maaş, ekonomik ve sosyal haklara sahip olmadığı, kafasında bazı soru işaretleri ile derse girdiği zaman derste verimli olmak istese bile bunun gerçekleşmesi çok güç olacaktır. Kalitenin verimliliğin koşullarından biri bireyin mesleğini sevmesi işini severek ve isteyerek yapması, bundan mutluluk ve haz duyması, huzuru, iş güvencesi, iş doyumu vb. unsurlar olduğu asla unutulmamalıdır. Eğitimci bu gün, gelecek korkusu ve kaygısı taşımamalıdır.

      Bireylerin mutlu olmadığı bir kurum ya da kuruluşta kalite ve verimlilikten söz etmek olası değildir.

       Z-)  FIRSAT EŞİTLİĞİNE UYGUNLUK:

      Eğitimin başlıca işlevlerinden biri Türk Çocuklarını insan hak ve hürriyetleri, hukuk devleti ve demokratik ilke ve değerleri tanımaları,öğrenmeleri,yaşam şekline dönüştür meleri, yaşantısının her döneminde seviyeye uygun olarak benimsetilmesi esas olmalıdır. Değişen ve gelişen dünyamızda bu niteliklere sahip bireylerin yetişmesi fırsat ve imkan eşitliğine katkı sağlayacaktır.   

     Eğitimde Anayasamızdaki eğitim hakkı, eğitimde fırsat ve imkan eşitliğinin gereği tüm kurumlardan eşit şekilde, ülkemizde yaşayan tüm bireylerin yararlanması esastır. Ancak isteyen veli çocuğunu özel okul olanaklarından yarar landırabileceği gibi maddi koşulları uygun olmayan velilerimizin çocuklarına yatılılık, bursluluk vb. olanakların da sunulması esastır. Devlete bağlı kurumlar dışında özel kurumlarda da; İl Eğitim Komisyonu kararları doğrultusunda belirlenen sayıda bu gibi öğrencileri bu olanaklardan yararlandırmaları zorunludur. 

        W- TÜRK  DİLİNİN  GELİŞTİRİLMESİ  VE  ZORUNLULUĞU:

     Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, ana dili Türkçe’dir. Türk Dilinin dünyadaki diğer diller arasında yerini alabilmesi, yabancı dillerden arındırılması, eğitim dilinin Türkçe  yapılması, yaygınlaştırılması, geliştirilmesi  için öncelikli olarak, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumunun özerk ve siyasetten bağımsız bir hale getirilmesi ve her Eğitim Kompleksinden bu alanla ilgili seçilen üyelerden oluşan, başkan ve yönetim kurulunun üyelerin seçimi ile belirlenen demokratik bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Diğer değişle atanmışlar değil her eğitim kompleksinin, katılımcılık anlayışı ile seçimle belirlediği üyelerin seçtiği uzmanlar;  yönetimi oluşmalıdır.

      Ancak böyle bir yeni yapılanma ile bu kuruma işlerlik kazandırılabilir, alınan kararlar doğrultusunda geliştirile bilir. Türk Dili, Eğitim Komplekslerinin bünyesindeki tüm eğitim birimlerinde zorunlu olmalıdır. Ana dilinde yeterli seviyede gelişmeyen ve ana dilini güzel,doğru ifade edemeyen kişiler, başka diller öğrenmede güçlük yaşayacağı gibi iletişim ve kültürümüzün gelişmesine de  katkı sağlayamayacaklardır.

      Türk Dilinin dışında yasalara uygun 2. 3. 4. diller seçmeli olarak konulabilmelidir ve bu dilleri öğrenmek  isteyen öğrencinin isteğine uygun olarak açılabilmelidir. Gerekirse istekliler dikkate alınarak belirli bir merkezden almaları sağlanabilir. ( Kürtçe, Çerkezce, Abazaca, Gürcüce, Azerice, Arnavutça, Afganca, Bulgarca, İngilizce, Uygurca, Almanca, Fransızca, Rusça vb.)

      Yükseköğretimde bile bazı bilim alanları dışında dersler ana dillimizle verilmelidir. Bu derslerden hangilerinin ana dille hangilerinin farklı dillerle verileceği gibi hususlar bu alanın uzmanlarından oluşan ilgili eğitim komplek sindeki komisyon ve kurul kararları dikkate alınarak, Türk Dil Kurumunun mevzuat ve kararları doğrultusunda yürütülmesi sağlanabilir.

      Bu gün dünyada ve Avrupa Birliği Devletlerinde İngilizce ön plana çıkmıştır. Buna rağmen İngilizce Ana Bilim Dalı, özel ihtisas ve uzmanlık gerektiren, Yabancı Dil Koşullu Bilimler ve Bölümler dışında eğitim komplekslerinde kesinlikle zorunlu olmamalı ve seçmeli olmalıdır. Hatta ayrı bir yapılanma ile herkesin isteğine ve seviyesine  uygun bu dersleri her zaman almalarını sağlayıcı bir yapıya kavuşturulmalıdır. Dil Programları’nı öğrenciler dışında öğrenmek isteyen tüm vatandaşlara belirli bir ücret karşılığı açık tutulmalıdır. Seviyelerine uygun başarı sertifikaları buna göre düzenlenebilmelidir. Yani yabancı dil dersleri, zorunlu bilim dalları dışında eğitim kampusunun-kurumun müfredat programlarından bağımsız  bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ayrıca zorunlu yaban cı dil bulunan bilim dalları bile öğrencilerini istenilen-belirlenen ölçüt ve seviyede yabancı dil sertifikasının alınması koşulunu getirerek, bu dersin verilmesini kendi bünye sine almayabilir. Yabancı dil sertifikası verme yetkisi o Eği tim Kompleksi bünyesindeki  Yabancı  Dil  Akademisinin bünyesinde yürütülür. ( Bu şekilde Eğitim Kompleksine Bağlı her bilimdalı için Ortaöğretim Programı, Yüksek Okul ve Akademiler oluşturulmalıdır.)    

  Her ülkenin resmi dili ülkesinin adı ile anılmaktadır… Türkiye Devletinin de resmi dili Türkçedir. Şayet devlet içinde devlet üretmek istenmiyorsa, diğer diller zenginliğimizdir; kapsamında değerlendiri lip, 2. 3.  vb. dillerin kullanılmasında sakınca görülmemelidir…

     X – ELEYİCİLİK DEĞİL YÖNLENDİRİCİLİK : 

     Eğitimimizde, yönlendirme ve yöneltme kavramlarının her ikisi de birbirinin yerine kullanılmaktadır. Oysa her iki kavram arasında farklılıklar bulunmaktadır.

       YÖNLENDİRME:  

    Öğrencileri çeşitli yönleri ile tanıyarak, güçlü ve zayıf yönlerini, bireysel ayrıcalıklarını belirlemek. Öğrencilerin ilgi, yetenek, kişilik, değer, zeka ve derslerdeki başarı vb. bireysel özelliklerini dikkate alarak kendilerine en  uygun olan programlar arasından istediği bir programa geçişlerini sağlamaktır. Belirlenen ölçütler dışında bir programa başlangıçta gidebilme yolu kapalı gibi görülüyorsa da, “ yönlendirme Komisyonu kararları ile” yaşantısının her döneminde gitmek istediği programla ilgili dersleri alıp, başarması, eşitlik ilkesine uygun ilgili programa geçiş için belirlenen ölçüt ya da normları uygun olması halinde geçişleri sağlanmaktadır. Yöneltmede, öğrenciler kendi birey sel ayrıcalıklarına uygun olsun olmasın belirlenen zorunlu dersleri almaları ve aldıkları bu derslerdeki başarı durum ları ölçüt alınarak, belirlenen programlara gitmeleri zorunlu olmaktadır. Oysa yönlendirmede öğrenciler zorunlu dersler dışında aldıkları diğer derslerdeki durumları ve diğer bireysel ayrıcalıkları değerlendirilip, Yönlendirme Komisyonunun üyeleri tarafından verilen puanlarla hangi programlara istekli oldukları, hangi programlar da başarılı olacakları ve mesleki doyuma ulaşacakları konularında seçenekler bulunmakta ve tercih ettiği bir programa geçişi ve bu programlarda istedikleri dersleri ve ders öğretmenlerini kendi özgür iradeleri ile seçmeleri olanağı verilmiştir. Bu yönü ile yönlendirme daha öğrenci merkezlidir. Yönlendirme liselere yani ortaöğretime ve yükseköğretime geçişlerde kullanılabilecek düzenlemeler yapılmalıdır.

      Yönlendirme Öncesi Neler Bilinmelidir:

1- Pedagojik olarak 15-16 yaşlar bireylerin yeteneklerinin kalıplaştığı yaşlardır

2- Yetenek doğuştan getirilen potansiyel (soyağacına bağlı ,irsi-kalıtsal özelliklerle belirlenir).Yaşantısı sonucu edindiği bilgi ve deneyimlerle pekişir ve o bireyin halihazır yeteneğini oluşturur.

3- Başarı her ne kadar zeka bölümü (IQ) ile ilişkiliyse de çevre olanakları olumlu veya olumsuz etkileyerek başarının şekillenmesini sağlıyor. Ancak Akademik Zeka dışında öğrencilerin EQ denilen Duygusal Zekaları da yönlendirmede önemsenmesi ve bireysel ayrıcalıklarında kullanılması gerekmektedir.

4- Bireylere ilgi ve yetenek testleri uygulanarak özel, özgün, ayrıcalıklı vb… Yetenekleri ve ilgileri belirlenmelidir. (sonra ayrıntıları yazılacak)

5- Yönlendirme 8. yılın sonunda yapılmalıdır. 4,5,6,7,8. sınıf derslerindeki başarı durumları ölçüt alınarak akademik başarıya göre üst programlara yönlendirmede yararlanılmalıdır.

6- İlgi ve yetenekler belirlenerek (ölçme araçları ve sınıf öğretmeni, sınıf rehber öğretmeni gözlemlerinden yararlanılarak) ortaya çıkan yetenekleri, duygusal zekaları ve akademik zekalarının ölçütü olan derslerdeki başarı durumu dikkate alınarak farklı bu iki yetenek ölçüt alınarak, objektif olduğu kadar sağlıklı bir yönlendirme yapılmalıdır.

7- Başarı durumları ders notları dışında öğretmen görüşlerine de yer verilerek belirlenmelidir. (Ders içindeki etkinlikler konusunda alınan görüşler, öğrencinin aktiviteleri ve performansı etkili olmalıdır).

8- Öğrencilerin her birinin ayrı ayrı başarı ve yetenek ve diğer bireysel ayrıcalıkları objektif olarak yönlendirme öncesi belirlenmiş olmalıdır.

9- Öğrenciyi tanımak, İlgi ve yeteneklerini tespit etmek amacı ile gözlem, görüşme, yetenek ve psikolojik ölçme araçlarının uygulanması yani rehberlik hizmetleri 3. sınıftan itibaren her sınıftaki öğrencilerin seviyelerine uygun başlatılmalıdır.

10- Kesinlikle üst programlara yönlendirme zorunlu eğitimin sonunda yapılmalı ve tüm bireysel gelişimleri  güçlü ve zayıf yönleri dikkate alınmalıdır.

11- Bu amaçla 6,7,8. sınıflarda üst programlara geçişi sağlayacak çok amaçlı ve çok programlı dersler bulunmalıdır. Gerekirse 15. Eğitim Şurası toplantısında da belirttiğim gibi  9. sınıflar yönlendirme ağırlıklı ders programların yer aldığı yönlendirme sınıflarına dönüştürülebilir.

12- Yönlendirme, okul rehber öğretmenleri, sınıf öğretmenleri, sınıf rehber öğretmenlerinin katılımı ile oluşturulan; Yönlendirme Komisyonu kararları ile gerçekleştirilmelidir. Bu kararlar kesin olmalı ve ihlal edilmemelidir.

      Bu gün gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerini incelediğimizde yönlendirmeyi en iyi uygulayan ülkeler den biri Almanya’dır. Alman eğitim sisteminde bu yönlendirmenin eksik bulduğum yönü bireylerin eğitim sürecinin herhangi  bir aşamasında belirli alanlarda başarılı olduğunda ya da gerekli performansı gösterdiğinde geçişleri düzenlememiş olmasıdır. Yani bireyin eğitim hakkının demokratikliği ve eşitliği tartışma konusu olabilmektedir. Bu nedenle yönlen dirme yapısı çok katı olduğu görüşleri ile eleştiriler almaktadır. Oysa bireye yaşantısının her döneminde kendini geliştirdiği belirlendiğinde, her türlü dikey ve yatay geçişlerin eşit koşullarda düzenlendiği bir yapı bu sorunları ortadan kaldırıp, daha eşitlikçi, daha demokratik, daha fırsat eşitliğine uygun ve daha adil ve daha esnek ülkemiz, bölgelerin ve illerin koşullarına uygun bir yönlendirme yapısının oluşturulması mümkündür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir