GELECEĞİN EĞİTİMİ “ÇAĞDAŞ, BİREYSEL VE YÖNLENDİRİCİ EĞİTİM SİSTEMİ”
ÇAĞDAŞ – BİREYSEL VE YÖNLENDİRİCİ EĞİTİM DİZGESİ
1. EĞİTİM SİSTEMİNİN YAPISI, GENEL İLKELERİ VE TANIMLAR-1-
Cumhuriyet öncesi, ülkemizde din ve devlet işleri daima tek kişilerin elinde kalmış, hem dinsel hem de dünyasal sorunların yönetim mekanını belirli kişiler işgal etmiştir. Bu nedenle din ve devlet işleri çoğu zaman birbirine karıştırıldığı için, tutuculuk bağlarından kopmayarak, özgür, akılcı ve bilimsel düşünceye kapılarını sürekli kapalı tutmuştur. Bilimsellik konusunda Atatürk’ün çeşitli sözleri ile bunu vurguladığını görüyoruz. O yıllarda bu tehlikeyi gördüğü için, bilimin, gelişmenin ve kalkınarak çağdaş bir ulus olmanın önündeki bu engeli ortadan kaldırmak, daha çağdaş, daha gelişmiş bir ülkeye dönüşmenin ancak laikliğin kabulü ile gerçekleşeceği, diğer bir değişle din ve devlet işlerinin daha doğrusu dinin siyasete alet edilmesini önlemek amacı ile din işleri ve devlet işlerini oluşturan bu iki farklı işlevin birbirinden ayrılacağının olmazsa olmaz bir koşul olduğunu görmüştür.
”Laiklik dine siyasetin karıştırılmaması yolunda verilmiş olan bir hürriyetin adıdır. Bu devrim saye sinde Türk Milleti, yasalara aykırı olmadan istediği fikre ve itikada inanabilmekte, fikir ve itikat ayrılı ğından dolayı bir zümre öbürü üstünde üstünlük iddiasında bulunmamaktadır. Kim ne, mezhepte bulu nursa bulunsun, Türk Vatandaşı olarak eşit bir hürriyetin sahibidir.( Hürriyet yine Hürriyet adlı eser)
Lâiklik, devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır. Ancak kişinin dini inancına ve vicdan hürriyetine karışmaz. Devletin egemenlik gücü de ilâhi kaynaklar yerine millet iradesine uygun olarak düzenlenmiştir. Türk Devleti, aşamalar halinde lâikliği gerçekleştirirken, İslâmiyet’in inanç ve ibadete dayanan kurallarına müdahale etmemiştir. Yani devlet işleri din işlerinden ayrıldığında devleti oluşturan kurumlar dan herhangi birince din, inanç, mezhep bakımından farklılıkları olan vatandaşlar yasalar karşısında eşit ve aynı haklara sahip olacaktı. Oysa tersi durumlarda bir inanç veya mezhebe sahip olan bir iktidarın hükümet olması halinde laiklik gereği bireylerin dini inançları arasında ayrım yapılamayacağı için kendi inancına ya da mezhebine yakın olanlar arasında ayrımcılık olmayacağı gibi, devlet kurumlarında da ayrımcılık yapılmaması sağlanması hedeflenerek, bireylerin yasalar önünde eşit olması ve hükümetlerin ayrıma gitmemesinin öneminin ancak laiklik yerleştikçe gerçekleşeceği ve gerçekleşmesi gerektiğinin; vurgulanması amaçlanmıştır.
“Mukaddes ve tanrısal olan, inanç ve vicdani kanaatlerimizin karışık ve dönek olan, her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın bütün organlarından, bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, ulusun dünya ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zorunluluktur.”
Din işleri çeşitli çıkar çevrelerince, devlet işlerine ve özellikle eğitime alet edilecek bir araç haline getirildiğinde din, yurttaş ve devlet bundan zarar görür. Yine zararların en büyüğünü ise ülkeye verilen zararda görüleceği unutulmamalıdır.
Laikliğin kabulü ile okullarda laik eğitim verilmeye başlanmıştır. Atatürk bilim ve kalkınma kadar eğitimde laikliğin ne kadar önemli olduğunu 24 Ağustos 1924 yılında “Öğretmenler Birliği Kongresinde” şu sözleri ile dile getirmiştir.
“ Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister…. Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kuşaklar ister. Ulusal ahlakımız uygar esaslarla ve hür fikirlerle geliştirilmeli ve desteklenmelidir. “
Atatürk bu amaçla Anayasamızdan başlanılarak, laik esaslara uygun düzenlemelerin yapılmasını gerekliliğini, gerçek laikliğe ancak yapılacak uygulamalar suretiyle ulaşılacağını belirtmiştir.
Türkiye’de laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılmasını tek ve dar kapsamlı bir ifade eden bir nitelik değildir. Aynı zamanda din ve vicdan özgürlüğüne olanak tanıyan ve bu özgürlüklerin kullanılmasını sağlayan ve akılcılığı savunan temel kurallar bütünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu amaçla dini devlet işlerine alet etmemenin yanında inanç özgürlüğünü savunan temel bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır. Yani ülkemiz üzerinde yaşayan her birey dini, inancı ve mezhebi ne olursa olsun aynı özgürlükler le inançlarını ve ibadetlerini yerine getirmelerine olanak verilmelidir. Demokrasinin ve eşitlik ilkesinin, eşit vatandaş olmanın gereği budur.
Atatürk, “ Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamına olanak yoktur. Din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.” Diyerek, din konusundaki olumlu görüşlerini belirtmiştir. Devamla,
” Bizim dinimiz en makbul ve en doğal bir dindir. Ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akılcı, fenne, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Hangi şey ki akla, mantığa, kamu çıkarına uygundur, bilin ki o bizim dinimize de uygundur.”
Bilime, akla, mantığa uygun olmayan hurafelere, batıl inançlara dayalı olan, insan yararına, ülke yararına uygun olmayan din bizim dinimiz olamaz.
Laiklik, aynı zamanda din, vicdan ve inanç özgürlüğünün ve bireylerin bu özgürlüklerini serbestçe kullanmasını teminat altına almıştır.
Laiklik ortadan kalktığında din, inanç ve vicdan özgürlüğünde ortadan kalkarak, kişilerin çıkarına uygulamalara kapı aralayacağı ya da yol açacağı asla ve asla unutulmamalıdır. Böyle bir uygulamanın başlaması bile o kadar ürkütücüdür ki… Peşinden demokrasi ilk yarayı alarak demokrasi dışı uygulamalar başlamış olur. Bu şekilde ele kendi inançlarına uygun bireyler kayırıldığında ve devlet mevkilerine işgal etmelerine izin verildiğinde, demokrasi ve devlet kurumları büyük yaralar alır. İnsanlar arasında ayrımlar gerçekleşir, eşitlik ilkesi çiğnenir, liyakat ortadan kalkar, insanlar ayrıştırılır ve kamplara ayrışması engellenemez, o ülke için yıkım yakındır…
Laiklik, yalnız vicdan, inanç ve din özgürlüğünün değil demokrasinin ve temel hak ve özgürlüklerin devamının da güvencesidir.
Yasalara aykırı olmadan herkes ibadetini, ayinini, dini törenlerini ve kanaatlerini açıklamaya ve yapmaya zorlanamaz. Bu inançlarından dolayı kınanamaz…
Dinsel duyguları ve inançları özgürce kullanırken, inancımız gereği ibadetlerimizin Allah ile kul arasında olacağını unutmadan; politik çıkar hesapları için kullanmamak ve dinin sömürülmemesi için laiklik bir engel değil, varlığı dinin güvencesidir.
Devletin sosyal, ekonomik politik ve hukuk vb. temel yapılarının kısmen de olsa din kurallarına dayandırmayı reddeder.
Bu amaçla eğitim sektöründe, insanın eğitimi hedeflendiği için eğitimin temel ilkeleri olarak laiklik zorunlu olmalıdır.
Türk ve yabancı bilim adamları Atatürk devrimlerinin en önemli ögesi olarak lâikliği kabul etmişlerdir. Lâik devlet anlayışı, Türk inkılâbının en önemli esası olarak 1937 yılında 1924 Anayasası’na girdiği gibi, 1961 ve 1982 Anaya salarında da 2. maddede yer almıştır. Tüm bu nedenlerle, globalleşen eş söyleşiyle küreselleşen dünyada, s “Avrupa Birliğine Giriş” sürecini yaşamaktayız. Laiklik Batılaşma sürecinin bir aşaması olarak geçerliliğini koruyan, batılı laşmada ülkemizin ancak lâik bir devlet ve lâik bir toplum anlayışı ile batılı devletler arasında yer alması ve kabul edilmesi mümkün olacaktır. Çünkü lâiklik, kişi hürriyetini, vicdan hürriyetini ve sağladığı gibi düşün ce hürriyetini sağlamaktadır. Atatürk’ ün Cumhuriyet Rejimi ve ilke devrimleri sonucu, ülkemiz de din ve mezhep farklılıkları ortadan kaldırılarak toplumsal alanda kaynaşmalar ve birlik sağlanmıştır. Bu birlik ve beraberlik aynı zamanda hukuk birliğinin sağlanmasında etkili olmuştur. Toplum hayatın da dine ve insana saygı gelmiştir. Laiklik ilkesi sayesinde yabancı devletlerin azınlıkları bahane ederek içişlerimize karışması engellenmiştir. Türkiye’nin çağdaşlaşması hızlanmıştır. Din ve vicdan hürriyeti sağlanmıştır. Lâikliğin kabul edilmesiyle Türkiye’de akla, bilime, gerçeğe ve özgürlüğe dayanan bir toplum ve devlet sistemi kurulmuştur. ”Laiklik aynı zamanda vicdan, inanç ve din özgürlüğünün teminatı olduğuna göre…” bunu ortadan kaldırmak isteyen bir düşünce biçimi, , bazı hurafe ve batıl inançları bahane ederek, aslında bu özgürlükleri ortadan kaldırmak isteyen, bilinçaltı etmenler ve faktörlerin etkisi ile baskı altına alınmış, kendi kişisel düşünce, görüş ve çıkarlarını kullanmak ve karanlık emellerini gerçekleştirmek amacını hedeflediği; eşitsizliğin ve ayrımcı lığın fitilini ateşleyeceği, asla ve asla unutulmamalıdır.
Laiklik, karanlığın ve bağnazlığın düşmanı aynı zamanda aydınlığa açılan yolun başlangıcıdır.
Cahillikten kurtulup, karanlığın girdabında boğularak yok olmak istemiyorsak, demokrasiye, çağdaşlaşmaya, gelişip, kalkınmamıza ışık tutan ve tek güvencemiz laikliğe insan olarak, sahip çıkmamız gerekmektedir.
Din işleri kesinlikle devlet işlerine yani demokrasi yönetimine karıştırılmamalıdır.
Gelecekte, geriye dönüşü hedefleyenler; Atatürk İlkeleri’nden öncelikli olarak, laikliği ortadan kaldırmakla, din işlerini ve devlet işlerine alet ederek işe başlayabilirler…
Bununla da süreç içinde kendi sonlarını hazırlayacaklarını düşünemezler ve sonuçta günü geldiğinde mutlaka, yarattıkları eşitsizlik ve ayrımcılık canavarının ateşinde yada karanlık ve geriye gidişin girdabında; er ya da geç boğularak, yok oluşlarını farkında olmadan, kendi elleri ile hazırlarlar…
H-KALKINMA PLANLARINA VE İHTİYAÇLARA UYGUNLUK
Her yörenin,ilin eğitim koşullarına uygun Mili Eğitim Üst Kurullarında alınan kararlar rapora bağlanarak ilgili mercilere gönderilir. Bu kararlar 3 veya 5 yılı kapsayacak şekilde belirlenir. Tüm illerden, yörelerden gelen raporlar doğrultusunda ilgili birimler Türkiye’deki 5 Yıllık Kalkınma Planlarını ve Eğitim Politikalarını oluşturur. Karşılıklı işbirliği ve koordinasyon içinde her türlü kararlar alınıp, yasal düzenlemeler bu doğrultuda hedeflenir.
Diğer değişle kararlar yukardan hazırlanıp, uygulanması istenmesi yerine, illerin somut uygulana bilir kararları tek merkezde toplanarak, illerin öncelikli ihtiyaç, beklentileri ve koşullarından başlanarak, ülkenin ihtiyaç ve koşulları belirlenir. Belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda ülkemiz gerçeklerine en uygun MEB. Genel Eğitim Programı uygun gerekli yasal düzenlemeler yapılarak hazırlanır.
Gelecekte, illerin nüfusları arttıkça; Merkezi Yönetimler, Yerel Yönetimlerin sorunlarını bilemeyeceği gibi tüm sorunları TEK ELDEN çözmede yetersiz kalabilir… Çözüm, Yerel Yönetimlerin kendi sorunlarını kendilerinin çözmesinden ve yönetime katılımından geçmektedir…
Bilineceği gibi bir programın sağlıklı uygulanabilmesi için koşullardan biri de programın ilin aynı zamanda öğrenecek, kaliteli yetişecek öğrencinin koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun olması öğrencide öğrenme isteğinin oluşmasında ve ilin üretken ve verimli bireyler yetiştirerek gelişip, kalkınması yolundaki misyonunu gerçekleştirecektir.
Diğer değişle her iş kolunda, en küçük yerleşim biriminden başlanarak, köy, nahiye, ilçe, il ve bölgedeki ihtiyaç duyulan alanlarda Meslek Lisesi’nden başlanarak, Lisans Eğitimine kadar , “Teknisyen’ den, Mühendis’ ine” personel belirlenerek, il ve bölge ihtiyaçları tüm iş kollarında belirlenir. Bu şekilde Ülke ihtiyaçları, 5 yıllık kalkınma planlarında yer alır. Bu planlar doğrultusunda en alt kademedeki eğitim biriminden üniversitesine kadar kontenjan lar belirlenir.” Örnek: Mesleki Teknik Eğitim Lisesi Bilgisayar Programı mezunu bir Teknisyen, mezun olunca istihdam edilmiş ve Teknisyen olarak çalışıyorsa, bu kişiye Açık Öğretim Üniversitesi’nde Bilgisayar Yüksek Okulu “Tekniker” yada Bilgisayar Mühendisliği programına doğrudan kayıt yaptırarak, lisans tamamlamasına olanak tanınmalı ve 5 yıllık kalkınma planlarında bu durumdaki öğrenciler belirtilmelidir.” Buradaki amaç hangi prog ramdan mezun olursa olsun, her öğrencinin arz talebi karşıladığı için sınava gerek duymadan istihdam edilmesinin yolunun açılmasıdır. Günümüzde mezuniyet sonrası yapılan uygulamalar hem iş gücü kaybına hem de devletin ve velinin yaptığı masrafların boşa çıkarak, ülkenin ekonomik kayıplarına neden olduğu unutulmamalıdır.
I –ÜRETKENLİK VE YARARLILIK :
Öğrenilecek her bilginin, hazırlanan her eğitim programının, bireylerin ve toplumun yararına olacağı, toplumu üretken hale getirip , kalkındırarak; insanlara mutluluklar getireceği ilkesi temel ilke olarak ele alınmalıdır. Yalnız insanlığa, topluma yararı kadar o ildeki tüm kurum ve kuruluşların üretime kazandıracağı katkı ve yarar ön planda tutulmalıdır. Bu amaçla eğitim programlarında gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Hazırlanan Eğitim Programı, bireylere ve toplumun tüm fertlerine eşit şekilde yararlı olduğu , üretime ve ülkemizin gelişip, kalkınmasına katkı sağladığı derecede iyi ve geçerli bir program olacaktır.
Gelecekte kalkınma, illerin koşullarına uygun eğitim yapılanmasından, özellikle ÜRETİME YÖNE LİK EĞİTİM düzenlemeleriyle gerçekleşecektir…
İ – SÜREKLİLİK VE SÜREKLİ YENİLEYİCİLİK :
Eğitim Kompleksi, ( Bünyesindeki kurum ve kuruluşlar,programlar, planlama tesisler,araç-gereçler vb.) çağın gelişen koşullarına uygun olarak sürekli düzenlemeler yapılmalı ve çalışanların da sürekli hizmet-içi eğitimlerle kendilerini yenilemeleri sağlanmalıdır. Ayrıca insanın değişen koşullara sağlıklı uyumu ve direncini azaltıcı ve yenilikleri sağlıklı kabul etmesini sağlayıcı çalışmaları yapmalıdır. ( Türk toplumun ve insanın doğası gereği yeniliklere direnme karşı çıkma kabullenmeme, kendini açık tutmama tutum ve eğilimleri egemendir. Bu daha çok karşılaştıkları güçlükle mücadele ve yeni duruma uyum güçlüğünden çok ataerkil aile yapısının gelenekçi bağımlılığından kaynaklanabilir.)
Gelecekte çağa ve çağdaş gelişmelere uygun düzenlemeler yapmakta geç kalan toplumlar, çağın dışına itilmeye, gerilemeye, yoksullaşmaya ve Emperyalizmin Köleleri Olmaya mahkum olacaklardır…
Her Eğitim Kompleksi merkezi yönetime bağlı olarak görev yapabilir. Merkezi yönetim devlette devamlılık ilkesi ile yasalara uygun denetleme ve koordinasyon görevini yürütür. Ancak hiçbir zaman siyasi ya da keyfi davranamaz. Çağdaş gelişimlere ve değişimlere açık olarak, çağa uygun düzenlemeleri yapmak durumundadır, aksi takdirde eğitimde ileriye değil, geriye gidişin fitilini ateşlemiş olur. Ancak çağdaşlaşmanın ve gelişmenin diğer bir boyutu, bu eğitim kurumları kendi içinde yasal özerk bir yapıya sahip olmalı, kendi yöneticilerini demokratik esaslarla seçebil melidir. Yani sürekli değişme ve gelişme kadar özerk ve demokratik yapılanma eğitimin olmazsa olmazlarını oluştur malıdır. Böyle bir yapıda çözülemeyecek sorun yoktur. Çözümsüz kalan bazı sorunlar ise her eğitim kompleksince seçilip, temsil yetkisi verilen Eğitim Kompleksleri Üst Kurulu vasıtası ile çözümler üretilmelidir.
J – HER YERDE- HER ZAMAN KARMA EĞİTİM :
Eğitim okul çağındaki çocuklara ve gençlere belirli mekanlarda örgün eğitim yolu ile verilen eğitimle sınırlandırılmamalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin her yaştaki bireylerine, yaşantılarının her döneminde yeteneklerine uygun istedikleri programlarda ki dersleri alıp, belirli dönemlerde (Gece, tatil süreleri, mesai dışında, Internet ortamında vb. Eğitim komplekslerinden yönelebilecekleri programlarını almaları. ) eğitim-öğretimlerini örgün ya da yaygın eğitim yolu ile tamamlamalarına olanak tanınmalıdır. Diğer değişle öğrenim görmek isteyen her bireyin öğrenimine eşitlik ilkesi ile açık olmalıdır. Yaygın eğitimde, (Zorunlu eğitim çağı dışında) okul çağı olsun olmasın her yaşta ve her mekanda ( Ev de, ceza evinde, iş yerinde, İnternet ortamlarında çağın iletişim araç ve olanakların dan yararlanılma yolu ile mekan sınırlanması yapılmadan uzaktan eğitim modeli) gerekli eğitimi almaları, kendilerini geliştirip, yenilemeleri sağlanmalıdır.
Karma eğitim ise kız erkek ayrımına gidilmeden sınıf ve dersliklerde birlikte eğitim yapısıdır. Pedagojik yönden ve bireylerin sosyalleşmesi, insan ilişkilerinin gelişimi , ayrımcılık ve farklılık duyguları yerine eşitlik duygularını geliştirdiği için çok sayıda yararı bulunmaktadır. Kız ve erkek ayrımcılığı bir çok konuda olumsuzlukla birlikte ayrımcılığa ya da dışlanmaya kapı aralamakla kalmaz, cinsel ayrımcılığı, akranlar arası sosyalleşmeyi, sağlıklı aile yapısının oluşumunu vb. engelleyerek, bir çok olumsuzlukları tetikler. Bu durum göz ardı edilmemeli, önemsenerek karma eğitim eğitimde olmazsa olmazları oluştur malıdır.
Sosyalleşme ve sağlıklı bir toplum yapısı, karma eğitimden geçer…
Bu nedenle, bu gün olduğu gibi gelecekte de kız ve erkek öğrencilerin bir arada eğitim aldığı; karma eğitim, esas alınmalıdır.
K – SORUN ÇÖZÜCÜLÜK:
Eğitim-öğretim ortamında ortaya çıkan sorunları çözmek yerine sorunun bir parçasına dönüşen klasik eğitim yaklaşımlarından vazgeçilerek,ortaya çıkan sorunları tüm tarafların katılımı ile oluşturulan komisyon larda; bilimsel, akılcı ve gerçekçi yaklaşımlar ve ekip çalışması anlayışı ile anında çözümler üretilmelidir. Bu çözüm yolları anında, kararlılıkla sorunu ortadan kaldırıcı yaklaşım modeli ile uygulamaya konulmalıdır. Sorunların anında çözülmemesi eğitim kurumunu zora sokup , dedikodulara yol açmakla kalmayacak, bireylerin güvenini sarsarak, acizlik içine düşmesine ve sorunların büyüme sine ve çözümün güçleşmesine yol açacaktır. Eğitim Komplekslerinde çözülemeyen sorunlar İl Üst Eğitim Kuruluna ya da Eğitim Kompleksleri Üst Kuruluna götürülür. Her aşamada amaç sorunun yasalara uygun ve bilimsel yöntemle geciktirilmeden çözümü ve sorunun ortadan kalkmasını sağlayıcı olmalıdır.
Gelecekte, çıkabilecek her sorunda, sorunun parçası olmak ya da çözümsüzlük üretmek yerine; sorunu çözmek için gereken çabalar gösterilmelidir.
L – MÜKEMMELLİ HEDEFLEME VE YAKALAMA :
Eğitim, bir ülkenin gelişip kalkınmasında ve çağdaş ülkeler seviyesine gelmesinde; Atatürk’ün çeşitli söylevlerin de belirtip, tahlil ettiği gibi çok önemli bir unsurdur. Çünkü her türlü sektör kurum, kuruluş ve alandaki bireylerin yetişmesi, verimli, sağlıklı, üretken, kişilik sahibi, yararlı bireylerin ya da nesillerin topluma kazandırılmaları eğitim le; gerçekleştirilmektedir. Bireylerin bu anlamda eğitimi gerçekleştirilmeden demokratiklikten, çağdaşlıktan ve kalkınıp, gelişmeden söz etmek olası bile değildir. Eğitim her alandaki bireyin yetiştirilmesinin temel taşı olduğuna göre; Türk toplumunun fertlerine en kaliteli en uygun ve en yararlı olan eğitimin en mükemmel, en çağdaş ve en öğrenci merkezli olanını, en kalitelisini ve üretkenlik gözetilerek vermek gerekmektedir. Çünkü bizim insanımızda her şeyin en iyisine ve kaliteli sine layık olduğu gibi eğitimin en mükemmelini ve en çağdaş olanını hak etmektedir. Bu amaçla, eğitim kurumları kendi eğitim koşullarına ve işlevlerine uygun, verilecek eğitimin en mükemmeli hedeflenmeli, mükemmele ulaşmak, mükemmeli bulup, uygulamak için bireylerin özelliklerini, kişiliğini ve sağlığını tehlikeye atmadan azami gayret tüm taraflarca gösterilmelidir.
Gelecekte mükemmeliyetçilikten çok mükemmeli yakalama, mükemmele ulaşmak için çaba göstermek amaç edinilmelidir.
M- ÇOK AMAÇLILIK :
Eğitimin yörelerin koşullarına, ihtiyaçlarına uygun ve eğitimciler tarafından düzenlenmesi olgusu; programların birden çok amacı gerçekleştirme ve birden çok amaca uygun nitelikli ve üretken bireylerin yetişmesini hedefle mektedir. İl merkezine uzak küçük yerleşim birimlerinde bile farklı amaçlara uygun bireylerin o yörede bir meslek edinecek şekilde yetiştirilmesi gerçeğini gündeme getirmektedir. Eğitim Türk toplumunun bireylerini vatanını ve milletini seven, koruyan ve gözeten, laik, insan haklarını ve özgürlüklerini benimseyen, güven ve özgüven duygusu gelişmiş vb. istendik niteliklere sahip kişilik ve karakter sahibi davranışların kazan dırılmasını hedeflemekle yetinmemelidir. Her zaman kendini geliştiren, yenileyen ,üretime katkıda bulunarak, üretken ve yararlı bireylere dönüşmesini de hedeflemelidir.
İlin koşulları gereği oluşan mesleki ve teknik eğitimin, iş alanlarının; her basamağındaki ( Orta öğretim, Ön lisans, Lisans, Lisans üstü, Doktora vb.) insan gücü ihtiyacının ilçenin, ilin, bölgenin ve ülkenin koşullarına uygun yetiştirilmesi, her sektör ve kurumun ihtiyacı olan alanda, ihtiyaç duyduğu her programdan ya da alandan, belirlenen kademede ve sayıda personelin nitelikli olarak yetiştirilmesi, bu yetiştirilen personelin mezuniyet sonrası istihdamı amaçlanmalıdır.
Diğer bir değişle Eğitim Kompleksi bünyesinde, bölgenin ihtiyaçlarından ağırlıklı olarak başlanarak, ülke genelinde genel, mesleki, teknik, iş ve hayata hazırlayıcı her türlü eğitim programları yer alacağı; husus dikkate alınarak, her programın amaçlarının farklı olması nedeni ile bu kurumların hedefi birden çok amacı gerçekleştirmeye yönelik çok amaçlı olan programların hazırlanıp, uygulanmasını esas alınmalıdır.
İllerin koşullarındaki çeşitlilik ve farklılık, eğitim düzenlemelerinde de birden çok amaç edinmeye zorlamaktadır… Bu nedenle, bir sorunun çözümünde birden çok faktör deneniyor ise çeşitli mesleklerde de, her mesleğe uygun çok amaçlılık esas alınmalıdır.
N– ÇOK PROGRAMLILIK :
Bulunduğu ilin ihtiyaç ve koşullarına uygun , belirlenen amaçlarda insanın eğitimi söz konusu edildiğin de; amaçlara uygun genel programların ve bölgesel ya da yöresel programların sayısı da bu oranda fazla olması gündeme gelmektedir. Fen, Matematik, Türkçe, Dil, Eğitim, Sağlık, Sosyal Bilimler, İletişim, Bilişim, Her Türlü Teknoloji, Bilgisayar, Yazılım, Denizcilik, Uzay Bilimleri, Robotik Üretim, Sanat, Spor, Ekonomi vb.
Bu Programlar, her ilin Milli Eğitim Üst Kurulunda ( Bu kurul, Vali, Kaymakam, Belediye Başkanı, İl Milli Eğitim Müdürü, Milli Eğitimin her alandaki yöneticilerin, Eğitim Kompleksinin her kademedeki yönetici ve temsilcilerinin, Öğrenci Kurulu temsilcilerinin, Sivil Toplum Örgütü temsilcilerinin, İşverenlerin vb. eğitim ile ilgili tüm sektörlerin temsilcilerinin katılımından oluşur.) o ildeki çeşitli sektörlerdeki ihtiyaçlar, bu ihtiyaçları karşıla maya yönelik yetiştirilecek insan gücü sayısı, kontenjanlar, istihdam, eğitimin finansmanı, tesisler ve uygulama yerleri vb. konularda görüşler alınıp, görüşlerin tartışılması sonucu alınan kararlar rapor edilerek MEB ‘ na gönderilir. İlin yapacağı işlere zaman kaybetmeden başlanır.
Bu doğrultuda illerden gelen raporlar, Milli Eğitim Bakanlığının ilgili komisyonlarında görüşülerek, 3 veya 5 yıllık kalkınma planları, Bölge Kalkınma ve Eğitim Programları, Türkiye Genel Eğitim Programı belirlenebilir. Bu doğrultuda hazırlanıp belirlenen hedefler, planlama, genel program uygulanmak üzere il Milli Eğitim Üst Kuruluna oradan da karara bağlanarak, Eğitim Komplekslerine uygulanmak üzere gönderilir. Burada MEB.’nın onay ve denetim dışında herhangi bir yetkisi bulunmadığı gibi denetim birimleri ayrıca bölgelerde ve illerde teşkilatlandırılmalıdır. Mahallinde anında denetimler yapılabilmelidir. Ayrıca bu genel kararlar ilin ve çağın koşullarına uygu 3 veya 5 yıl için hedeflenmişse, siyasi iktidarlar değişmiş bile olsa; devamlılık ilkesi ile her hangi bir değişiklik ve düzenleme yetkisi bulunmayacak şekilde yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Belirlenen yılın sonunda bile düzenlemeler yapılması düşünülüyorsa bu tepeden alınan kararlarla değil, illerdeki eğitim komplekslerinden gelen raporlar doğrultusunda düzenlemeler yapılmalıdır. Hele hele sistemin sürekli değişimine asla izin verilmemelidir. Ortaya çıkan sorunları giderici düzenlemeler, planlanarak, acilen hayata geçirilmesi esas alınmalıdır.
Eğitim Komplekslerine gönderilen genel program, planlama, kontenjan, finansman, bireylerin istihdamı vb. doğrultudaki düzenlemeler, yönetim kurulunca bağlı birimlere gönderilir. ( Özellikle programlar, Okul Öncesin den Yükseköğretim Amfilerine kadar tüm bağlı birimlerin Program Komisyonları tarafından genel programa uygun ama ağırlıklı Eğitim kurumunun koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun düzenlenir.) Bu kurumlardaki ilgili komisyonlarca görüşülüp bu doğrultuda düzenle meler yapılarak son şekli verilir. Milli Eğitim Üst Kurulunun onayından sonra uygulamaya konulur. Diğer değişle tüm kararlar merkezden alınma yerine yerinde yönetim ilkesi ile bizzat uygulayıcılar tarafından alınır.
Tüm illeri aynı koşullara sahipmiş gibi düşünerek, eğitim düzenlemeleri ve yapılanmalardan kaçınıl malıdır… Çünkü, insana ve insanın eğitimine esas olan hataların, telafisi mümkün olmayacaktır….
O – PROGRAM DEĞİL ÖĞRENCİ MERKEZLİLİK :
Gerek Milli Eğitim Genel Programı, gerekse Eğitim Komplekslerine bağlı kurumlarca hazırlanan program lar; çevrenin, ilin öğrencinin özelliklerine ihtiyaçlarına ve koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenir. Diğer değişle gelenekçi eğitim sistemlerinde olduğu gibi öğrencilerin hazırlanan programlara uygun yetiştirilmeleri yerine, hazırlanan programların öğrencilerin hizmetine sunulması ve seviyelere uygun sürekli eklemeler ve düzenlemeler genel program doğrultusunda yapılması; zorunlu hale gerekmektedir. Öğrenciler programlar için amaç değil, onların gizil güçler dediğimiz bireysel ayrıcalıklarını geliştirici, güçsüz ve yetersiz yönlerini zorlamadan optimum seviyede geliştirici, güçlü yönlerini ala bildikleri kadar üst düzeylere çıkarıcı ve uzmanlaşmasını sağlayıcı biçimde onların hizmetine sunulan, işlerine yarayan, ihtiyaçlarına uygun ve zorlanmadan, germeden ve sağlığını bozmadan gelişmelerine katkı sağlayan araçlar olacak şekilde düzenlenmelidir. Tüm eğitim-öğretim materyalleri sürekli çağdaş gelişmelere uygun geliştirilerek öğrencilerin, bireysel ayrıcalıklarına uygun yararlanabilmeleri hedeflemelidir.
Her öğrenci kendi eğitiminden söz sahibi olmalıdır… Eğitim Bireysel Özellikleri geliştirecek biçimde ve eğitim işlevini yürüten ve söz sahibi olan öğretmenlerce, eş söyleşiyle örgün eğitimle “Eğitim Formas yonu” almış, nitelikli eğitimcilerce düzenlenmesi ve yürütülmesi esas olmalıdır…
Ö – GELİŞİM ÖZELLİKLERİNE UYGUNLUK :
İnsan yavrusunun, bebeklikten – çocukluğa, çocukluktan – ergenliğe ve ergenlikten – yetişkinliğe kadar, gelişim lerinin her döneminde belirli özelliklere sahip oldukları ve çevresel faktörlerin etkisi ile belirli davranış örüntülerini kazandıkları bilinen bir gerçekliktir. Özellikle insan yavrusunun birinci kritik dönemini kapsayan ön eğitim ve okul öncesinde, ilköğretimin ikinci kademesini oluşturan erginlik ve ortaöğretim basamağını oluşturan ikinci kritik dönem de dediğimiz ergenlik döneminde ki özelliklere uygun sağlıklı gelişimlerini sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Tüm bu nedenlerle eğitim-öğretimi gerçekleştirirken, bireylerin her dönemdeki özelliklerinin, bireysel ayrıcalıkları nın, beklenti ve ihtiyaçlarının, eğitim-öğretim de nelerden ne derecede yararlanabileceklerinin dikkate alınarak hazırlanan programlarla; üretken, verimli, sağlıklı, kişilik sahibi bireyler olarak topluma kazandırılmaları sağlanabilir.
Öğrencinin tüm gelişim özelliklerini ve koşullarını dikkate almadan; hazırlanan programlarda öğrenciler başarısız olmakta, zorlanmalar, dışlanmalar, baskılar, hayal kırıklığı, yetersizlik, güvensizlik vb. duyguları yaşayan öğrencinin sağlığı bozularak, sağlıksız kişilikli bireyler olarak topluma kazandırılmaktadır. Bu eğitim güçlüğü nedeniyle,yaşantıların belirli dönemlerinde eğitimlerini çeşitli nedenlerle yarıda bırakıp tamamlayama yanlara ya da kendini yeterli bulmayıp daha üst seviyelerde geliştirmeyen kişilere eğitim olanağı sağlanmadığında; hem eziklik yaşayarak, hem de kişilikleri zedelenip, yaralar alarak, toplum içinde zararlı bireyler olarak toplumda yer almaktadırlar.
İnsan gelişiminin her döneminin ayrı bir özelliği ve güzelliği vardır. Önemli olan her döneme uygun eğitimle davranışlar ve bilgiler gelişimlerine; uygun yaşamalarına katkılar sağlanmalıdır.
Her bireyin bireysel özelliklerine uygun verilen eğitimdir ki… Bireylerin en üst seviyede eğitimlerini gerçekleştirmekle kalmaz; bu özellikler Çağdaş, Demokratik ve Bireysel gelişimlerine, değişimlerine sunduğu katkılarla; geleceğe uygun bir eğitim olacağından, yetişmiş Genç Nesiller sayesinde ülkenin kalkınma ve gelişmesine de katkılar sağlanacaktır.
P – SÜREKLİ DEĞİŞİM VE GELİŞME:
Atatürk, “ Devrimler yalnız başlar, bitişi diye bir şey yoktur.” Sözü ile değişim ve gelişmenin sınırı olmadığını, süreklilik olduğunu, çağımız değiştikçe değişimlere uygun gelişmenin devam edeceğini, bu gelişip, değişmelere uygun gerekli olan çağdaş düzenlemelerin yapılması gerektiğini, yani devrimlerin sürekli ileriye hep ileriye doğru sürekli geliştirilip, yenilenmesi gerektiği; bunu gerçekleştirmeyen ulusların çağdaş uygarlıkları gerisinde kalmaya mahkum olduğu vurgulanmaya çalışmıştır.
“Uygarlık yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Sosyal yaşamda, ilim ve fen alanında başarı için yegane olgunlaşma ve ilerleme yolu budur.”
Uygar, çağdaş uluslar seviyesine , hatta üzerindeki seviyelere gelmenin; kültür alanında, insani ve sosyal ilişkilerde, ilim ve fen alanında yeni icatlar ve keşiflerde bulunarak ülkeyi geliştirip, kalkındırmada, kısaca çağdaş ve başarılı bir ulus olmanın yolunun sürekli yenileşmeden geçtiğini vurgulanmıştır. Türkiye’yi “Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmanın.” Eğitimde, bilimde, teknolojide, bilişimde vb. her alanda ve sürekli olarak değişim ve gelişmelere açık olmamız, ona ulaşmak için çaba gösterip, uygula maya koymamız gerekmektedir.
Her şeyin başı eğitim olduğu anlayışı ile değişim ve gelişmelere ilk kapıyı eğitime açarak başlatmamız, yeni nesilleri çağdaş, demokrat, laik ve insan haklarına saygılı ve bu temel ilkeleri koruyan, kısaca uygar, çağdaş ve üretken bir insan olmanın gereklerini kavratabileceğimiz bir eğitim felsefesi oluşturmakla ilişkilidir. Bu felsefe ile yenileşmelere ayak uyduracak çağdaş ve aydın bireyler yetiştirerek, ülkemizi geliştirip, kalkındırabiliriz.
Gelecekte, çağdaş değişmelere ve gelişmelere uygun düzenlemeler yapmakta geç kalan uluslar, çağın gerisinde kalmaya mahkumdurlar…
R – EĞİTİMDE BİRLİK- GENELLİK VE DEVAMLILIK :
Cumhuriyet öncesi, birbirine kapalı olan, bireyin gelişimini engelleyen, yalnız belirli kesimlere hitap eden ve üç ayrı kanalda yapılanmış ( Mahalle Mektepleri-Medreseler, İdadiler-Sultaniler, Kolejler ve Azınlık Okulları) dağınık yapıdaki eğitim kurumları, üç ayrı insan tipini yetiştirme görevini üstlenmişlerdi. Atatürk’ün 1924 ‘de çıkardığı 430 sayılı, Eğitimde Birlik Yasası ile ( Tevhit-i Tedrisat Kanunu ) yeni bir yapıya kavuşmuş ve eğitim öğretim birleştirile rek, laikliğin ve demokratikleşmenin yaşam biçimine dönüştürülmesi, çağın koşullarına uygun kültürümüzü yozlaşma dan geliştirerek, koruyan, çağdaş gençler yetiştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amacı gerçekleştirme görevi Talim Terbi ye Kuruluna verilmiştir. Süreç içinde bu kurul siyasi yapılandırılarak,bilim ve uzmanlar kurulu olarak bu görevlerini yapmaktan uzaklaşarak, siyasi ve çıkara uygun kararlar alan bir kurula dönüşmüştür. Günümüze gelinceye dek eğitimde birlik ilkesinden uzaklaşmakla kalınmamış ,benzer öğretim kurumları arasında bile farklı yapılanmalara gidilerek, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kaldırılmış ve birlik ilkesi ihlal edilmiştir.
Bilhassa Ortaöğretim Kurumlarında hiç bir ülkeye nasip olmayan çok çeşitlilik ve bu çok çeşitliliğin beraberin de getirdiği olumsuzluklar ve eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yaşanmaktadır. ( Ortaöğretimde Fen Liseleri, Ana dolu Liseleri, Süper Liseler, Genel Liseler, Mesleki Teknik Eğitim ve Meslek Liseleri ‘ne kadar tüm bu orta öğretim okullarına yönelen öğrenciler farklı, farklı seviyelerde olmalarına, lise birinci sınıf dışında farklı program ları almalarına rağmen ÖSS sınavlarında aynı sorular sorulmaktadır. Eğitimde fırsat eşitliğine aykırı bu uygula malar yetmezmiş gibi ÖSS başarı durumları yukarıda sayılan lise sıralaması ile ilişkili yukardan aşağıya doğru indikçe verilen ek puanların düştüğü bir uygulama ile öğrenciler elenmektedir.Bu standardı bir ilke olarak belirgin olmayan ve sürekli yeni düzenlemelere ve eşitsizlikleri arttırmaya yönelik ÖSS öğrenciler arasında eşitsizliklerin uçurum yaratmasına neden oluşturmaktadır. Oysa tüm bu kurumlar…
Bilgi ve Teknoloji, diğer bir değişle “UZAY ÇAĞI”, bilgi toplumunun; özelliği gereği bireyleri, yani insan denilen o yüce değerin eğitilip yetiştirilmesini ve topluma yararlı, üretken bireylere dönüş mesi genel ve temel hedef olarak her zaman ve her koşulda ele alınmalıdır.
O halde eğitimine yıllarını bir o kadar maddi kaynak ayırarak, toplum içinde bir yer statü edinerek kendini gerçekleştirmek, ailesine bağımlı olmaktan kurtulmak, toplumda üretken bir birey olarak yer almak isteyen bu bireylerin bir anda kendilerini sokakta bulmalarına ne dersiniz… Eğitimin genel amacı bu mu olmalıdır. Bu delikanlılar, bu genç kızlar bu yaştan sonra kendi kaderlerine terk edilerek, toplumda bir yer edinmeyerek, bütün kapılar yüzlerine kapanarak, ne yapabilirler… Bunlara ülkemiz koşullarında ancak ne yaptırılabilir… Takdirini siz okuyucularıma bırakıyorum.
Herkesin ayrı doğruları olamaz! Doğrular tektir ve herkes için aynıdır. Bu yol bilimsel, çağdaş ve demokratik eğitimin yoludur.
Böyle bir eğitim yapısında tüm bireylerin, bireysel ayrıcalıklarını dikkate alınarak, yönlendirilecekleri, yönlen dirildikleri programlar için seçeneklerin sunulduğu, seçeneklere uygun programlara yönelmelerinin kendi istekleri ve özgür kararları ile olduğu, yönlendirildiği programlarda zorunlu derslerde bile başarısız olduğunda, bu dersi al maya zorlanmadığı, ağırlıklı ve isteğine uygun seçmeli dersleri seçme fırsatı verildiği, ders alacağı öğretmeni kendi sinin seçtiği, kuru kuruya ezber bilgi değil bilimsel yöntemlerle, araştırarak, deneyerek, gözlemleyerek, yaparak ve yaşayarak, çağın tüm araç ve gereçlerinden yararlanarak, öğrenebildiği oranda öğrenmesini ve kalıcı bilgiye sahip olması, daha da önemlisi hangi seviyede ve hangi programı bitirirse bitirsin, üretken bir birey olarak toplumda bir yer edinmesi ve kendini gerçekleştirmesi vb. olanağı verilmelidir. Bu amaçla Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi eğitim sistemimizde devrim denebilecek çağdaş düzenlemelere gidilerek, ön eğitimden, üniversitesine kadar tüm eği tim kurumları yeniden yapılandırılıp, aynı eğitim kompleksi çatısı altında birleştirilerek, ( Her Eğitim Kampüsü seviyelerine göre aynı Eğitim Kompleksi çatısı altında oluşturulmalıdır.) bu eşitsizlik ortadan kaldırılabilir.
Ulu Önder Atatürk, bu tehlikeyi ileri görüşlülüğü ile yıllarca önce görerek Eğitimde Birliği savunmuştur.
Bir ülkede eğitimin gereklerinden birisi, bireyler arasında ırk, cins, renk,din, dil, mezhep, zeka, yetenek, kişilik vb. ayrıcalık ve ayrım yapmadan Türkiye üzerinde yaşayan her bireye, eşit mesafede yaklaşılmalıdır. Hatta dünyanın globalleştiği çağımızda, Dünya devletleri ailesi içinde yer almayı hedefliyorsak!.. Çağımızda yukarıda belirlenen koşullarda tüm insanların; bireysel ayrıcalıklarına göre yararlanmak istedikleri her derecedeki eğitimden yararlanmalarını sağlamak, temel hedef olmalıdır. Eğitim tüm bireylere yaşamlarının her döneminde, her zaman ve her mekanda kendilerini geliştirme ve yenileme yolu sürekli açık tutulmalıdır. Bu amaçla illerin kendi özel koşullarına uygun düzenlemeler saklı tutulmak koşulu ile Program konusun da değindiğim gibi nasıl bir birey , ne özellikleri davranışa dönüştürecek bireyler yetiştireceğiz. Bu çağın, dünyanın ve ülkemizin koşulları dikkate alınarak bu günümüze ve geleceğimize uygun genel bir program oluşturulmalıdır.
Bireylerin yaşantılarının belirli dönemlerinde aldıkları eğitimin, başka dönemlerde ve zamanlarda daha üst aşamalarda gerçekleştirmesi, tamamlaması ve kendini geliştirmesi yolu, yani eğitimde devamlılık her bireye sürekli açık tutulmalıdır. Bununla kalınmayarak, bir programı tamamlayan bireylerin farklı programların, farklı derslerini örgün alamıyorsa yaygın eğitim programlarında alarak; farklı programları da tamamlama hakları sürekli saklı tutulmalı ve isteyen bireylere birden fazla programı bitirmelerine olanak sağlanmalıdır. Ayrıca programlar arası yatay ve dikey geçişler sürekli düzenlenip, uygulanmalıdır.
S – GÖNÜLLÜLÜK VE PAYLAŞIMCILIK :
Her eğitim kompleksinin bünyesindeki tüm kampus, kurum ve kuruluş ve birimlerin bünyesindeki personelin, ( Öğretmeni, öğretim görevlisi, akademisyen, uzman, teknik kadrolar, yardımcı hizmetler vb. her kademedeki birey lerin) zorlayıcı değil, gönüllülük ve katılımcılık anlayışı ile görev ve sorumluluklara görevleri gereği katılıp, paylaştığı ve seçilerek yönetimde yer aldığı katılımları esas alınmalıdır. Diğer değişle, her bireye konumu ile ilgili görev verilirken sorumlulukta yüklenmelidir. Bu görev ve sorumluluklar açıklık, saydamlık ilkesi anlayışı ile yerine göre bireysel ve ekip çalışmaları ruhu ile herkesin katılımı ile gerçekleştirilmelidir. Gelenekçi eğitim anlayışlarında olduğu gibi yetki ve görevler tek elde toplanmamalıdır. Her birey konumu gereği görev, yetki ve sorumluluk yüklenmeli, görevleri dışında belirli oranlarda ve isteğe uygun görevler alarak özveride bulunmalıdır. Tüm çalışanlar, paylaşım, katılım, işbirliği, eşgüdüm ve koordinasyon içinde karşılıklı güven ve özgüven içinde ferdi ve ekiplerce tüm görevlerinin sonuçlarını açıklık ve saydamlıkla, gerçekleştirilmeli ve paylaşmalıdır.
Ş – ARAŞTIRICILIK VE SORGULAYICILIK :
Çağdaş ve geleceğe yönelik ve insanın ihtiyaçlarına ve toplumun yararına olan, her türlü bilimsel araştırma desteklenmeli, geliştirilme olanağı verilmeli ve yapılan bilimsel araştırma sonuçlarından mutlaka yararlanılmalıdır. Kısaca Eğitim Kompleksleri bilimin merkezlerine dönüştürülmelidir.
Yapılan tüm çalışmalar, düzenlemeler, alınan kararlar, sürekli ilgili kurullarda ve komisyonlarda katılımcı ve paylaşımcı bir anlayışla tartışılmalı, sorgulanmalı, yapılan bilimsel araştırma sonuçları doğrultusunda aksaklıklar giderilip, uygulanabilir olan düzenlemeler yapılmalıdır.
Her eğitim kompleksine bağlı kurumların bünyesindeki kurullar ve komisyonların ( Bu kurul ve komisyonlar da esaslara uygun, görevleri ile ilişkili ya da demokratik usullerle seçilmiş her kesimden, her kademede eğitimci ve eğitilen yer alır.) alanları ile ilişkili araştırma ve geliştirme çalışmalarına katkıda bulunacak, her türlü çalış malara katılımları ve bilgi, beceri, çalışma ve deneyim ve ürünleri paylaşmaları sağlanır.
T –PLANLILIK
Planlama illerden başlanarak, ülke genelinde yapılan bilimsel araştırma sonuçları doğrultusunda, her ildeki ihtiyaçlar, meslekler,iş alanları, her kademede istihdam edilecek personel belirlenir. istatistik veriler elde edilir. Türkiye’nin koşulları, ihtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda illerdeki Eğitim Komplekslerine bağlı planlama komisyonlarından raporlar istenir. Bu raporlar 5 yıllık bir süre için hazırlanır. Eğitim Kompleksleri Üst Kurulunda görüşülerek son şekli verilir ve Eğitim Kompleksleri Üst Kuruluna gönderilir. Üst Kurulca oluşturulan planlama komisyonu, Türkiye koşullarına uygun Genel Planı hazırlamakla görevlendirilir. Genel Eğitim Planı Türkiye’deki 5 Yıllık Kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek amacı ile planlama yapar. Her ildeki Eğitim Kompleksinin ve Kampusun, bu komplekse bağlı her derecedeki eğitim kurumu, genel planlama doğrultusunda “ Kurum Planlama Kurulunun “ hazırladığı planlamaları yapar ve onaylanmak üzere üst kurula gönderir. Onaylanan İl 5 Yıllık Kalkınma Planını, uygulamaya konulur. Yapılan planlamalar için 5 yıl hedeflenir her yıl yapılan uygulamalar, yapılması gerekli değişiklikler ve öneriler raporla üst kurula iletilir. Eğitim komplekslerince yapılan planlamalar ve çalışmalar 5 Yıllık Genel Kalkınma Planları ve İl Kalkınma Planları doğrultusunda yapılmak zorundadır.
U- YETKİ DEVRİ VE İŞBİRLİĞİ :
Eğitimde kalitenin ve verimliliğin sağlanmasının koşullarından biri her kademedeki bireye belirli sorumluluk ların verilmesi yani yetki devridir. Bireylere yalnız sorumluluk verildiğinde yetki karmaşası yaşanmakta ve çalışan la, daha az çalışan arasındaki fark bilinse bile, bireyin kendi yetkisinde olmayan görevler istenerek yapılmamakta ve savsaklanabilmektedir. Daha doğrusu çalışmalar bireye bağlı olarak yürütülmekte ve bireysel çabalardan ileri gidememektedir. Çağdaş sistemlerde her bireye yaptığı görevle ilişkili görev kadar yetki verilmelidir. Bu yetkilerinin ve sorumluluğunun gereklerini de yapması istenmelidir. Böylece o kurum içinde herkesin yetkileri gereği sorumluluk larını yerine getirmesi beklenirken, tüm çalışmalar ekip çalışması anlayışı içinde, karşılıklı eşgüdüm, koordinasyon içinde kurul ve komisyonlarda aktif görevler alarak, aldığı görevin sorumluluğunu paylaşarak işbirliği ve koordinas yon içinde yürütülmelidir. Bireyler herhangi bir yetki karmaşası yaşamadan ekip çalışmasının gereği işbirliği ve paylaşımla kendi sorumluluğundaki görevleri yerine getirmelidir.
Merkez teşkilatı birimleri, taşra teşkilatı birimleri arasında sürekli işbirliği, eşgüdüm ve koordinasyonu sağla yıcı, yetkilerin tek elde toplanması yerine, görevleri ile ilişkili en üst birimden en alt birime kadar yetkilerin dağıtıl dığı, paylaşıldığı bireyler arası iletişim kadar çalışanların iş doyumu ve mutluluğunu sağlayıcı, görevlerini yapan ların ödüllendirildiği vb. yasal ve idari tüm düzenlemeler önceden yapılmış olmalıdır. Ayrıca her eğitim kampusun daki birimler arasında iletişim ve işbirliğinin sağlıklı yürütülmesi için oluşturulan, kurul ve komisyonlarda alınan kararlar ve yapılacak çalışmalar konusunda bilgi aktarımı ve işbirliği, paylaşım gerçekleştirilmelidir. Yapılan çalışmalar alınan kararlar açıklık ilkesi ile duyurulmalıdır.
Aynı şekilde bir yapı eğitim kompleksi içindeki kampus,kurum ve birimlerin arasında önce görevleri ile ilişkili adil bir dağılım; daha sonra her kurumun ilgili yönetmelik, mevzuat alacağı kararlar doğrultusunda tüm görevlilerin yetki,görev ve sorumlulukları belirlenmiş; en üst birimden en alt birime kadar yetki devri ve paylaşımı yapılmış olmalıdır.
Ü – EKİP ÇALIŞMASI VE KOORDİNASYON :
Çağımızda bireysel çabalarla başarı sağlanamayacağı, sağlansa bile çevresine fazla katkı sağlayamayacağı için gelişme, kalite ve verimlilik için yeterli olmayacağı bilinen bir gerçekliktir. Bireysel çalışmaları gerektiren görevler dışında kalan tüm görevler mümkün olduğu kadar ekiplerce yürütülmeli, bireysel çalışmalar bile, çalışma larla ilgili olan birimleri bilgilendirmek amacı ile paylaşılmalıdır. Eğitim kompleksinin tüm bağlı kurum ve birimleri arasında başarı, kalite ve verimliliğin sağlanması, şüphesiz ekip çalışmalarının sağlıklı bir yapıda oluşturulması ile gerçekleşir. Alınacak her türlü kararlar, yapılacak her türlü çalışmalar ; oluşturulacak kurul, komisyon ve diğer ekiplerin katılımı ve çalışmaları ile gerçekleştirilmelidir. Bu çalışmalar, karşılıklı güven, işbirliği, eşgüdüm ve koordinasyon içinde katılımcı, paylaşımcı ve açıklık ve saydamlık ilkesi ile yürütülmelidir.
Görev, ürün ve başarıların paylaşımı tüm kesimlerin katılımı ve çabası ile gerçekleştiği unutulmamalıdır. Eğitimde istendik hedeflere ulaşılmasında, herkesin belirli oranda payı olduğu ve nimetlerinden de herkesin eşit yararlanması gerçeği unutulmamalıdır.
V – KALİTE VE VERİMLİLİK :
Eğitimde kalite ve verimliliği gerçekleşmesi için öğrenmenin oluşmasını sağlayan ön koşulların gerçekleştirilmesi gerekir. Kalite ve verimlilik adına,uygulanmayacak ve öğrenci merkezli olmayan uygulamalara yer verilmemelidir. Öğrenciler yeteneklerine uygun, istek ve ihtiyaçlarını karşılayan programlarda, uygun eğitim ortam ve koşulları oluşturulduğun da her öğrenci başarılı olabilir.Ancak öğrenci merkezli, Çağdaş ve Demokratik Eğitim Dizgecine uygun programlarda, tam öğrenme kolaylıkla sağlanabilir ve öğrenciler öğrenmeyi öğrenirler.
Bu koşulların düzenlenmediği klasik program merkezli eğitim sistemlerinde kalite ve verimlilik çabaları sonuçsuz kalır. Öğrencilerin isteklerine, ihtiyaçlarına, bireysel ayrıcalıklarına ve yararlarına uygun olmayan programlarda; kuru kuruya bilgi aktarmaya yönelik, ezberci ve yararsız bilgi aktarmaya yönelik yaklaşımlarla, programları öğrenmelerini sağlama uğruna kişilikleri, sağlıkları ve insani ve sosyal değerleri dejenere olmuş, makine gibi duygusuz bireyleri topluma kazandırarak, üretime katkıda bulun mayan verimsiz bireylerin yetişmesini sağlayabiliriz. Böyle bir yapıda kuru bilgi yükleme uğruna eğitim verme işlevinden söz etmemiz olası olamaz.
Y – ÇALIŞANLARIN İŞ DOYUMU VE MUTLULUĞU :
Eğitim kurumlarında görevli her personel kendi alanında yeterince ihtisas sahibi olmalıdır.Yetersiz olanlar hizmet-içi eğitimden geçirilmelidir.Ayrıca çağın teknolojik ve bilişsel gelişmelerine uygun sürekli personelin eğitimi ve uyumunu sağlayıcı çalışmalar yapılmalıdır.
Tüm yönetim kademelerindeki kişiler ilgili kurumda demokratik usulle ,seçimler yapılarak belirlenmelidir. Her düzeydeki eğitimcinin rahatlıkla ders verebileceği her türlü çağdaş donanımı düzenlenmiş bir mekanı olmalıdır. Öğrenciler derslerini bu mekanda alabilmelidir. (Derslik ilerde değinileceği gibi her öğrencinin rahat bir şekilde eğitim-öğretim görebileceği çağdaş fiziki donanımı düzenlenmiş,küçük bir çalışma odası ile bölünmüş bir mekan.)
Her personelin konumları ile ilişkili görev , sorumluluk ve yetkileri yönetmeliklerle belirlenmiş olmalıdır. Diğer değişle klasik eğitim sistemlerinde olduğu gibi yalnız sorumluluk verilmekle kalınmamalıdır. Her bireyin görevi ile ilişkili yetkisi olmalı, bunun sorumluluğu yüklenmeli ve her bireyden sorumluluğunun gereklerini yapmalarını sağlayıcı kurallar belirlenmelidir. Diğer değişle her kademedeki birey ekip çalışması anlayışı içinde belirli bir görev alarak, bu görevini en iyi şekilde yerine getirme çabası içinde olmalıdır. Bunu gerçekleştirici ağırlıklı ödül, bazı hallerde caydırıcı ceza kullanılmalıdır. Ödül için bir fon oluşturulmalıdır.
Bir öğretmen ya da öğretim görevlisi, kafasında bazı soru işaretleri ile derse girdiğinde, zil çaldı ders sona erdi.”
Mesleklerin içinde yaptığı görevi vicdanı ile baş başa kalarak istediğince yerine getiren ve bu konuda sorumluluk yüklenilmemiş mesleklerden biri eğitimciliktir.İşte eğitimde kalitenin önündeki en büyük engellerden biri!.. Eğitim çalışanları geçimini sağlayacak standart da maaş, ekonomik ve sosyal haklara sahip olmadığı, kafasında bazı soru işaretleri ile derse girdiği zaman derste verimli olmak istese bile bunun gerçekleşmesi çok güç olacaktır. Kalitenin verimliliğin koşullarından biri bireyin mesleğini sevmesi işini severek ve isteyerek yapması, bundan mutluluk ve haz duyması, huzuru, iş güvencesi, iş doyumu vb. unsurlar olduğu asla unutulmamalıdır. Eğitimci bu gün, gelecek korkusu ve kaygısı taşımamalıdır.
Bireylerin mutlu olmadığı bir kurum ya da kuruluşta kalite ve verimlilikten söz etmek olası değildir.
Z-) FIRSAT EŞİTLİĞİNE UYGUNLUK:
Eğitimin başlıca işlevlerinden biri Türk Çocuklarını insan hak ve hürriyetleri, hukuk devleti ve demokratik ilke ve değerleri tanımaları,öğrenmeleri,yaşam şekline dönüştür meleri, yaşantısının her döneminde seviyeye uygun olarak benimsetilmesi esas olmalıdır. Değişen ve gelişen dünyamızda bu niteliklere sahip bireylerin yetişmesi fırsat ve imkan eşitliğine katkı sağlayacaktır.
Eğitimde Anayasamızdaki eğitim hakkı, eğitimde fırsat ve imkan eşitliğinin gereği tüm kurumlardan eşit şekilde, ülkemizde yaşayan tüm bireylerin yararlanması esastır. Ancak isteyen veli çocuğunu özel okul olanaklarından yarar landırabileceği gibi maddi koşulları uygun olmayan velilerimizin çocuklarına yatılılık, bursluluk vb. olanakların da sunulması esastır. Devlete bağlı kurumlar dışında özel kurumlarda da; İl Eğitim Komisyonu kararları doğrultusunda belirlenen sayıda bu gibi öğrencileri bu olanaklardan yararlandırmaları zorunludur.
W- TÜRK DİLİNİN GELİŞTİRİLMESİ VE ZORUNLULUĞU:
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, ana dili Türkçe’dir. Türk Dilinin dünyadaki diğer diller arasında yerini alabilmesi, yabancı dillerden arındırılması, eğitim dilinin Türkçe yapılması, yaygınlaştırılması, geliştirilmesi için öncelikli olarak, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumunun özerk ve siyasetten bağımsız bir hale getirilmesi ve her Eğitim Kompleksinden bu alanla ilgili seçilen üyelerden oluşan, başkan ve yönetim kurulunun üyelerin seçimi ile belirlenen demokratik bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Diğer değişle atanmışlar değil her eğitim kompleksinin, katılımcılık anlayışı ile seçimle belirlediği üyelerin seçtiği uzmanlar; yönetimi oluşmalıdır.
Ancak böyle bir yeni yapılanma ile bu kuruma işlerlik kazandırılabilir, alınan kararlar doğrultusunda geliştirile bilir. Türk Dili, Eğitim Komplekslerinin bünyesindeki tüm eğitim birimlerinde zorunlu olmalıdır. Ana dilinde yeterli seviyede gelişmeyen ve ana dilini güzel,doğru ifade edemeyen kişiler, başka diller öğrenmede güçlük yaşayacağı gibi iletişim ve kültürümüzün gelişmesine de katkı sağlayamayacaklardır.
Türk Dilinin dışında yasalara uygun 2. 3. 4. diller seçmeli olarak konulabilmelidir ve bu dilleri öğrenmek isteyen öğrencinin isteğine uygun olarak açılabilmelidir. Gerekirse istekliler dikkate alınarak belirli bir merkezden almaları sağlanabilir. ( Kürtçe, Çerkezce, Abazaca, Gürcüce, Azerice, Arnavutça, Afganca, Bulgarca, İngilizce, Uygurca, Almanca, Fransızca, Rusça vb.)
Yükseköğretimde bile bazı bilim alanları dışında dersler ana dillimizle verilmelidir. Bu derslerden hangilerinin ana dille hangilerinin farklı dillerle verileceği gibi hususlar bu alanın uzmanlarından oluşan ilgili eğitim komplek sindeki komisyon ve kurul kararları dikkate alınarak, Türk Dil Kurumunun mevzuat ve kararları doğrultusunda yürütülmesi sağlanabilir.
Bu gün dünyada ve Avrupa Birliği Devletlerinde İngilizce ön plana çıkmıştır. Buna rağmen İngilizce Ana Bilim Dalı, özel ihtisas ve uzmanlık gerektiren, Yabancı Dil Koşullu Bilimler ve Bölümler dışında eğitim komplekslerinde kesinlikle zorunlu olmamalı ve seçmeli olmalıdır. Hatta ayrı bir yapılanma ile herkesin isteğine ve seviyesine uygun bu dersleri her zaman almalarını sağlayıcı bir yapıya kavuşturulmalıdır. Dil Programları’nı öğrenciler dışında öğrenmek isteyen tüm vatandaşlara belirli bir ücret karşılığı açık tutulmalıdır. Seviyelerine uygun başarı sertifikaları buna göre düzenlenebilmelidir. Yani yabancı dil dersleri, zorunlu bilim dalları dışında eğitim kampusunun-kurumun müfredat programlarından bağımsız bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ayrıca zorunlu yaban cı dil bulunan bilim dalları bile öğrencilerini istenilen-belirlenen ölçüt ve seviyede yabancı dil sertifikasının alınması koşulunu getirerek, bu dersin verilmesini kendi bünye sine almayabilir. Yabancı dil sertifikası verme yetkisi o Eği tim Kompleksi bünyesindeki Yabancı Dil Akademisinin bünyesinde yürütülür. ( Bu şekilde Eğitim Kompleksine Bağlı her bilimdalı için Ortaöğretim Programı, Yüksek Okul ve Akademiler oluşturulmalıdır.)
Her ülkenin resmi dili ülkesinin adı ile anılmaktadır… Türkiye Devletinin de resmi dili Türkçedir. Şayet devlet içinde devlet üretmek istenmiyorsa, diğer diller zenginliğimizdir; kapsamında değerlendiri lip, 2. 3. vb. dillerin kullanılmasında sakınca görülmemelidir…
X – ELEYİCİLİK DEĞİL YÖNLENDİRİCİLİK :
Eğitimimizde, yönlendirme ve yöneltme kavramlarının her ikisi de birbirinin yerine kullanılmaktadır. Oysa her iki kavram arasında farklılıklar bulunmaktadır.
YÖNLENDİRME:
Öğrencileri çeşitli yönleri ile tanıyarak, güçlü ve zayıf yönlerini, bireysel ayrıcalıklarını belirlemek. Öğrencilerin ilgi, yetenek, kişilik, değer, zeka ve derslerdeki başarı vb. bireysel özelliklerini dikkate alarak kendilerine en uygun olan programlar arasından istediği bir programa geçişlerini sağlamaktır. Belirlenen ölçütler dışında bir programa başlangıçta gidebilme yolu kapalı gibi görülüyorsa da, “ yönlendirme Komisyonu kararları ile” yaşantısının her döneminde gitmek istediği programla ilgili dersleri alıp, başarması, eşitlik ilkesine uygun ilgili programa geçiş için belirlenen ölçüt ya da normları uygun olması halinde geçişleri sağlanmaktadır. Yöneltmede, öğrenciler kendi birey sel ayrıcalıklarına uygun olsun olmasın belirlenen zorunlu dersleri almaları ve aldıkları bu derslerdeki başarı durum ları ölçüt alınarak, belirlenen programlara gitmeleri zorunlu olmaktadır. Oysa yönlendirmede öğrenciler zorunlu dersler dışında aldıkları diğer derslerdeki durumları ve diğer bireysel ayrıcalıkları değerlendirilip, Yönlendirme Komisyonunun üyeleri tarafından verilen puanlarla hangi programlara istekli oldukları, hangi programlar da başarılı olacakları ve mesleki doyuma ulaşacakları konularında seçenekler bulunmakta ve tercih ettiği bir programa geçişi ve bu programlarda istedikleri dersleri ve ders öğretmenlerini kendi özgür iradeleri ile seçmeleri olanağı verilmiştir. Bu yönü ile yönlendirme daha öğrenci merkezlidir. Yönlendirme liselere yani ortaöğretime ve yükseköğretime geçişlerde kullanılabilecek düzenlemeler yapılmalıdır.
Yönlendirme Öncesi Neler Bilinmelidir:
1- Pedagojik olarak 15-16 yaşlar bireylerin yeteneklerinin kalıplaştığı yaşlardır
2- Yetenek doğuştan getirilen potansiyel (soyağacına bağlı ,irsi-kalıtsal özelliklerle belirlenir).Yaşantısı sonucu edindiği bilgi ve deneyimlerle pekişir ve o bireyin halihazır yeteneğini oluşturur.
3- Başarı her ne kadar zeka bölümü (IQ) ile ilişkiliyse de çevre olanakları olumlu veya olumsuz etkileyerek başarının şekillenmesini sağlıyor. Ancak Akademik Zeka dışında öğrencilerin EQ denilen Duygusal Zekaları da yönlendirmede önemsenmesi ve bireysel ayrıcalıklarında kullanılması gerekmektedir.
4- Bireylere ilgi ve yetenek testleri uygulanarak özel, özgün, ayrıcalıklı vb… Yetenekleri ve ilgileri belirlenmelidir. (sonra ayrıntıları yazılacak)
5- Yönlendirme 8. yılın sonunda yapılmalıdır. 4,5,6,7,8. sınıf derslerindeki başarı durumları ölçüt alınarak akademik başarıya göre üst programlara yönlendirmede yararlanılmalıdır.
6- İlgi ve yetenekler belirlenerek (ölçme araçları ve sınıf öğretmeni, sınıf rehber öğretmeni gözlemlerinden yararlanılarak) ortaya çıkan yetenekleri, duygusal zekaları ve akademik zekalarının ölçütü olan derslerdeki başarı durumu dikkate alınarak farklı bu iki yetenek ölçüt alınarak, objektif olduğu kadar sağlıklı bir yönlendirme yapılmalıdır.
7- Başarı durumları ders notları dışında öğretmen görüşlerine de yer verilerek belirlenmelidir. (Ders içindeki etkinlikler konusunda alınan görüşler, öğrencinin aktiviteleri ve performansı etkili olmalıdır).
8- Öğrencilerin her birinin ayrı ayrı başarı ve yetenek ve diğer bireysel ayrıcalıkları objektif olarak yönlendirme öncesi belirlenmiş olmalıdır.
9- Öğrenciyi tanımak, İlgi ve yeteneklerini tespit etmek amacı ile gözlem, görüşme, yetenek ve psikolojik ölçme araçlarının uygulanması yani rehberlik hizmetleri 3. sınıftan itibaren her sınıftaki öğrencilerin seviyelerine uygun başlatılmalıdır.
10- Kesinlikle üst programlara yönlendirme zorunlu eğitimin sonunda yapılmalı ve tüm bireysel gelişimleri güçlü ve zayıf yönleri dikkate alınmalıdır.
11- Bu amaçla 6,7,8. sınıflarda üst programlara geçişi sağlayacak çok amaçlı ve çok programlı dersler bulunmalıdır. Gerekirse 15. Eğitim Şurası toplantısında da belirttiğim gibi 9. sınıflar yönlendirme ağırlıklı ders programların yer aldığı yönlendirme sınıflarına dönüştürülebilir.
12- Yönlendirme, okul rehber öğretmenleri, sınıf öğretmenleri, sınıf rehber öğretmenlerinin katılımı ile oluşturulan; Yönlendirme Komisyonu kararları ile gerçekleştirilmelidir. Bu kararlar kesin olmalı ve ihlal edilmemelidir.
Bu gün gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerini incelediğimizde yönlendirmeyi en iyi uygulayan ülkeler den biri Almanya’dır. Alman eğitim sisteminde bu yönlendirmenin eksik bulduğum yönü bireylerin eğitim sürecinin herhangi bir aşamasında belirli alanlarda başarılı olduğunda ya da gerekli performansı gösterdiğinde geçişleri düzenlememiş olmasıdır. Yani bireyin eğitim hakkının demokratikliği ve eşitliği tartışma konusu olabilmektedir. Bu nedenle yönlen dirme yapısı çok katı olduğu görüşleri ile eleştiriler almaktadır. Oysa bireye yaşantısının her döneminde kendini geliştirdiği belirlendiğinde, her türlü dikey ve yatay geçişlerin eşit koşullarda düzenlendiği bir yapı bu sorunları ortadan kaldırıp, daha eşitlikçi, daha demokratik, daha fırsat eşitliğine uygun ve daha adil ve daha esnek ülkemiz, bölgelerin ve illerin koşullarına uygun bir yönlendirme yapısının oluşturulması mümkündür.
